Allah, bununla Allah'ın rızasını gözeterek ‘Lâ ilâhe illallah’ diyeni ateşe haram kılmıştır.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 1185, 1186, Kitap 19, Hadis 62
Hadis numaraları
1185, 1186
Türkçe meal

Mahmûd b. Rebî' el-Ensârî şöyle rivayet etti:

Mahmûd, Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) ve onun, evlerindeki bir kuyudan (alıp) yüzüne püskürttüğü bir ağız dolusu suyu hatırladığını haber verdi.

Mahmûd, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte Bedir'de bulunanlardan olan İtbân b. Mâlik el-Ensârî'yi (radıyallahu anh) şöyle derken işittiğini söyledi: Ben Benî Sâlim'de kavmime namaz kıldırıyordum. Yağmurlar geldiğinde benimle onların arasına bir vadi giriyor, onların mescidine doğru onu geçmek bana zor geliyordu. Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) gelip ona: “Gözlerim zayıfladı; benimle kavmimin arasındaki vadi de yağmurlar geldiğinde sel olup akıyor ve onu geçmek bana zor geliyor. Gelip evimden namazgâh edineceğim bir yerde namaz kılmanı isterdim” dedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Yaparım” buyurdu. Ertesi sabah, gündüz iyice yükseldikten sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Ebû Bekir (radıyallahu anh) yanıma geldiler. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) izin istedi, ben de ona izin verdim. Oturmadan önce: “Evinin neresinde namaz kılmamı istersin?” dedi. Ona, namaz kılmasını istediğim yeri işaret ettim. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kalkıp tekbir aldı, biz de arkasında saf tuttuk. İki rekât kıldı, sonra selâm verdi; o selâm verince biz de selâm verdik. Onun için hazırlanan hazîr (yemeği) için onu alıkoydum. Mahalle halkı Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) benim evimde olduğunu duydu; onlardan birtakım adamlar gelip toplandı, nihayet evde adamlar çoğaldı. Onlardan bir adam: “Mâlik'e ne oldu, onu göremiyorum?” dedi. Onlardan bir adam: “O bir münafıktır; Allah'ı ve Resûlünü sevmez” dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Öyle söyleme! Görmüyor musun, o bununla Allah'ın rızasını gözeterek ‘Lâ ilâhe illallah’ demiştir” buyurdu. (Adam): “Allah ve Resûlü daha iyi bilir. Ama biz, vallahi onun sevgisinin de sözünün de ancak münafıklara yönelik olduğunu görüyoruz” dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allah, bununla Allah'ın rızasını gözeterek ‘Lâ ilâhe illallah’ diyeni ateşe haram kılmıştır.”

Mahmûd dedi ki: Bunu, aralarında Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sahâbîsi Ebû Eyyûb'un da bulunduğu bir topluluğa, onun (Ebû Eyyûb'un) vefat ettiği gazvede, Rum diyarında, başlarında Yezîd b. Muâviye komutanken anlattım. Ebû Eyyûb bunu bana kabul etmedi ve: “Vallahi Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) senin söylediğini söylediğini asla zannetmiyorum” dedi. Bu bana ağır geldi. Allah beni gazvemden dönünceye kadar selâmette kılarsa, onu -eğer kavminin mescidinde hayatta bulursam- İtbân b. Mâlik'e (radıyallahu anh) soracağıma dair Allah için kendime adak adadım. Döndüm, hac ya da umre için ihrama girdim; sonra yola devam edip Medine'ye vardım ve Benî Sâlim'e geldim. Bir de baktım ki İtbân, kavmine namaz kıldıran âmâ bir ihtiyar (olmuş). Namazdan selâm verince ona selâm verdim ve kim olduğumu söyledim, sonra ona o hadisi sordum. Onu bana ilk defa rivayet ettiği gibi (yeniden) rivayet etti.

Sahîh-i Buhârî 1185, 1186, Kitap 19, Hadis 62

Arapça metin
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَحْمُودُ بْنُ الرَّبِيعِ الأَنْصَارِيُّ، أَنَّهُ عَقَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَعَقَلَ مَجَّةً مَجَّهَا فِي وَجْهِهِ مِنْ بِئْرٍ كَانَتْ فِي دَارِهِمْ. فَزَعَمَ مَحْمُودٌ أَنَّهُ سَمِعَ عِتْبَانَ بْنَ مَالِكٍ الأَنْصَارِيّ َ ـ رضى الله عنه ـ وَكَانَ مِمَّنْ شَهِدَ بَدْرًا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ كُنْتُ أُصَلِّي لِقَوْمِي بِبَنِي سَالِمٍ، وَكَانَ يَحُولُ بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ وَادٍ إِذَا جَاءَتِ الأَمْطَارُ فَيَشُقُّ عَلَىَّ اجْتِيَازُهُ قِبَلَ مَسْجِدِهِمْ، فَجِئْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ لَهُ إِنِّي أَنْكَرْتُ بَصَرِي، وَإِنَّ الْوَادِيَ الَّذِي بَيْنِي وَبَيْنَ قَوْمِي يَسِيلُ إِذَا جَاءَتِ الأَمْطَارُ فَيَشُقُّ عَلَىَّ اجْتِيَازُهُ، فَوَدِدْتُ أَنَّكَ تَأْتِي فَتُصَلِّي مِنْ بَيْتِي مَكَانًا أَتَّخِذُهُ مُصَلًّى. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " سَأَفْعَلُ ". فَغَدَا عَلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ بَعْدَ مَا اشْتَدَّ النَّهَارُ فَاسْتَأْذَنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَذِنْتُ لَهُ فَلَمْ يَجْلِسْ حَتَّى قَالَ " أَيْنَ تُحِبُّ أَنْ أُصَلِّيَ مِنْ بَيْتِكَ ". فَأَشَرْتُ لَهُ إِلَى الْمَكَانِ الَّذِي أُحِبُّ أَنْ أُصَلِّيَ فِيهِ، فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَكَبَّرَ وَصَفَفْنَا وَرَاءَهُ، فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ سَلَّمَ وَسَلَّمْنَا حِينَ سَلَّمَ، فَحَبَسْتُهُ عَلَى خَزِيرٍ يُصْنَعُ لَهُ فَسَمِعَ أَهْلُ الدَّارِ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي بَيْتِي فَثَابَ رِجَالٌ مِنْهُمْ حَتَّى كَثُرَ الرِّجَالُ فِي الْبَيْتِ. فَقَالَ رَجُلٌ مِنْهُمْ مَا فَعَلَ مَالِكٌ لاَ أَرَاهُ. فَقَالَ رَجُلٌ مِنْهُمْ ذَاكَ مُنَافِقٌ لاَ يُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَقُلْ ذَاكَ أَلاَ تَرَاهُ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. يَبْتَغِي بِذَلِكَ وَجْهَ اللَّهِ ". فَقَالَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. أَمَّا نَحْنُ فَوَاللَّهِ لاَ نَرَى وُدَّهُ وَلاَ حَدِيثَهُ إِلاَّ إِلَى الْمُنَافِقِينَ. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فَإِنَّ اللَّهَ قَدْ حَرَّمَ عَلَى النَّارِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. يَبْتَغِي بِذَلِكَ وَجْهَ اللَّهِ ". قَالَ مَحْمُودٌ فَحَدَّثْتُهَا قَوْمًا فِيهِمْ أَبُو أَيُّوبَ صَاحِبُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي غَزْوَتِهِ الَّتِي تُوُفِّيَ فِيهَا وَيَزِيدُ بْنُ مُعَاوِيَةَ عَلَيْهِمْ بِأَرْضِ الرُّومِ، فَأَنْكَرَهَا عَلَىَّ أَبُو أَيُّوبَ قَالَ وَاللَّهِ مَا أَظُنُّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ مَا قُلْتَ قَطُّ. فَكَبُرَ ذَلِكَ عَلَىَّ فَجَعَلْتُ لِلَّهِ عَلَىَّ إِنْ سَلَّمَنِي حَتَّى أَقْفُلَ مِنْ غَزْوَتِي أَنْ أَسْأَلَ عَنْهَا عِتْبَانَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ إِنْ وَجَدْتُهُ حَيًّا فِي مَسْجِدِ قَوْمِهِ، فَقَفَلْتُ فَأَهْلَلْتُ بِحَجَّةٍ أَوْ بِعُمْرَةٍ، ثُمَّ سِرْتُ حَتَّى قَدِمْتُ الْمَدِينَةَ فَأَتَيْتُ بَنِي سَالِمٍ، فَإِذَا عِتْبَانُ شَيْخٌ أَعْمَى يُصَلِّي لِقَوْمِهِ فَلَمَّا سَلَّمَ مِنَ الصَّلاَةِ سَلَّمْتُ عَلَيْهِ وَأَخْبَرْتُهُ مَنْ أَنَا، ثُمَّ سَأَلْتُهُ عَنْ ذَلِكَ الْحَدِيثِ فَحَدَّثَنِيهِ كَمَا حَدَّثَنِيهِ أَوَّلَ مَرَّةٍ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 1185, 1186 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü