Ey Bilâl! Ona öde ve fazlasını ver; Bilâl, Câbir'e deve bedeli dört dinar ve bir kîrat fazla verdi.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 2309, Kitap 40, Hadis 9
Türkçe meal

Câbir b. Abdullah (radıyallahu anhümâ) şöyle rivayet etti:

Bir yolculukta Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikteydim. Ağır yürüyen bir devenin üzerindeydim; (deve) hep topluluğun en arkasında kalıyordu. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) yanımdan geçti ve: “Bu kim?” buyurdu. “Câbir b. Abdullah” dedim. “Neyin var?” buyurdu. “Ağır yürüyen bir devenin üzerindeyim” dedim. “Yanında bir çubuk var mı?” buyurdu. “Evet” dedim. “Onu bana ver” buyurdu. Ona verdim; (çubukla) deveye vurdu ve onu sürdü. (Deve) o yerden itibaren topluluğun en önünde oldu. “Onu bana sat” buyurdu. “Hayır, o senindir ey Allah'ın Resûlü!” dedim. “Onu bana sat; onu dört dinara aldım. Medine'ye kadar sırtı (binmesi) senin olsun” buyurdu. Medine'ye yaklaşınca (evime doğru) ayrılmaya başladım. “Nereye gidiyorsun?” buyurdu. “Daha önce evlenmiş (dul) bir kadınla evlendim” dedim. “Seninle oynaşacağın, onun da seninle oynaşacağı bir genç kızla evlenseydin ya!” buyurdu. “Babam vefat etti ve (geride) kızlar bıraktı. Ben de (ev işlerinde) tecrübeli, daha önce evlenmiş bir kadınla evlenmek istedim” dedim. “Öyleyse (iyi)” buyurdu. Medine'ye gelince: “Ey Bilâl! Ona (borcunu) öde ve fazlasını ver” buyurdu. (Bilâl) ona dört dinar verdi ve bir kîrat da fazla verdi. Câbir şöyle dedi: “Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) (bu) fazlası benden hiç ayrılmaz.” O kîrat, Câbir b. Abdullah'ın kesesinden hiç ayrılmadı.

Sahîh-i Buhârî 2309, Kitap 40, Hadis 9

Arapça metin
حَدَّثَنَا الْمَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي رَبَاحٍ، وَغَيْرِهِ،، يَزِيدُ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ، وَلَمْ يُبَلِّغْهُ كُلُّهُمْ رَجُلٌ وَاحِدٌ مِنْهُمْ عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كُنْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ، فَكُنْتُ عَلَى جَمَلٍ ثَفَالٍ، إِنَّمَا هُوَ فِي آخِرِ الْقَوْمِ، فَمَرَّ بِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " مَنْ هَذَا ". قُلْتُ جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ. قَالَ " مَا لَكَ ". قُلْتُ إِنِّي عَلَى جَمَلٍ ثَفَالٍ. قَالَ " أَمَعَكَ قَضِيبٌ ". قُلْتُ نَعَمْ. قَالَ " أَعْطِنِيهِ ". فَأَعْطَيْتُهُ فَضَرَبَهُ فَزَجَرَهُ، فَكَانَ مِنْ ذَلِكَ الْمَكَانِ مِنْ أَوَّلِ الْقَوْمِ قَالَ " بِعْنِيهِ ". فَقُلْتُ بَلْ هُوَ لَكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " بِعْنِيهِ قَدْ أَخَذْتُهُ بِأَرْبَعَةِ دَنَانِيرَ، وَلَكَ ظَهْرُهُ إِلَى الْمَدِينَةِ ". فَلَمَّا دَنَوْنَا مِنَ الْمَدِينَةِ أَخَذْتُ أَرْتَحِلُ. قَالَ " أَيْنَ تُرِيدُ ". قُلْتُ تَزَوَّجْتُ امْرَأَةً قَدْ خَلاَ مِنْهَا. قَالَ " فَهَلاَّ جَارِيَةً تُلاَعِبُهَا وَتُلاَعِبُكَ ". قُلْتُ إِنَّ أَبِي تُوُفِّيَ وَتَرَكَ بَنَاتٍ، فَأَرَدْتُ أَنْ أَنْكِحَ امْرَأَةً قَدْ جَرَّبَتْ خَلاَ مِنْهَا. قَالَ " فَذَلِكَ ". فَلَمَّا قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ قَالَ " يَا بِلاَلُ اقْضِهِ وَزِدْهُ ". فَأَعْطَاهُ أَرْبَعَةَ دَنَانِيرَ، وَزَادَهُ قِيرَاطًا. قَالَ جَابِرٌ لاَ تُفَارِقُنِي زِيَادَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. فَلَمْ يَكُنِ الْقِيرَاطُ يُفَارِقُ جِرَابَ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 2309 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü