Câbir b. Abdullah (radıyallahu anhümâ) şöyle rivayet etti:
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana: “Bize Bahreyn malı gelirse sana şöyle, şöyle ve şöyle veririm” demişti. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) vefat edip Bahreyn malı gelince Ebû Bekir: “Kimin Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanında bir vaadi varsa bana gelsin” dedi. Ona gittim ve: “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana: ‘Bize Bahreyn malı gelirse sana şöyle, şöyle ve şöyle veririm’ demişti” dedim. Bana: “Avuçla” dedi. Bir avuç aldım. Bana: “Onu say” dedi. Saydım, beş yüz çıktı. Bana bin beş yüz verdi.
İbrâhîm b. Tahmân, Abdülazîz b. Süheyb'den, o da Enes'ten şöyle rivayet etti: Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) Bahreyn'den bir mal getirildi. “Onu mescide dökün” buyurdu. Bu, Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) getirilen en çok maldı. O sırada Abbâs ona geldi ve: “Ey Allah'ın Resûlü, bana ver; çünkü ben hem kendi fidyemi hem de Akîl'in fidyesini ödedim” dedi. “Al” buyurdu. (Abbâs) elbisesine avuçladı, sonra onu kaldırmaya çalıştı ama gücü yetmedi. “Birilerine emret de onu bana kaldırsın” dedi. “Hayır” buyurdu. “Öyleyse sen onu bana kaldır” dedi. “Hayır” buyurdu. Bunun üzerine ondan bir kısmını döktü, sonra kaldırmaya çalıştı, yine kaldıramadı. “Birilerine emret de onu üzerime kaldırsın” dedi. “Hayır” buyurdu. “Öyleyse sen onu üzerime kaldır” dedi. “Hayır” buyurdu. Yine bir kısmını döktü, sonra onu omzuna yüklenip gitti. (Peygamber) onun hırsına şaşırarak gözümüzden kayboluncaya kadar onu gözüyle takip etti. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) oradan kalktığında o maldan geriye tek bir dirhem kalmamıştı.
Sahîh-i Buhârî 3164, 3165, Kitap 58, Hadis 7