Kıyamet günü ben insanların efendisiyim.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 3340, Kitap 60, Hadis 15
Türkçe meal

Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Bir davette Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraberdik. Ona (koyunun) kol budu getirildi; o bunu severdi. Ondan bir ısırık aldı ve şöyle buyurdu: “Kıyamet günü ben insanların efendisiyim. Allah'ın öncekileri ve sonrakileri, bakanın hepsini görebileceği ve çağıranın sesini hepsine duyurabileceği tek bir düzlükte nasıl toplayacağını biliyor musunuz? Güneş onlara yaklaşır. İnsanların bazısı: ‘İçinde bulunduğunuz hali, başınıza geleni görmüyor musunuz? Sizin için Rabbinize şefaat edecek birini aramıyor musunuz?’ der. Bazıları: ‘Babanız Âdem’ der. Ona gelip: ‘Ey Âdem! Sen insanlığın babasısın. Allah seni eliyle yarattı, sana ruhundan üfledi, meleklere emretti de sana secde ettiler ve seni cennete yerleştirdi. Rabbine bizim için şefaat etmez misin? İçinde bulunduğumuz hali ve başımıza geleni görmüyor musun?’ derler. O: ‘Rabbim, daha önce benzeri gibi gazap etmediği ve bundan sonra da benzeri gibi gazap etmeyeceği bir gazapla gazaplandı. Beni ağaçtan yasaklamıştı da ona isyan ettim. Nefsim, nefsim! Başkasına gidin, Nûh'a gidin’ der. Nûh'a gelip: ‘Ey Nûh! Sen yeryüzü halkına (gönderilen) resullerin ilkisin; Allah seni çok şükreden bir kul diye adlandırdı. İçinde bulunduğumuz hali görmüyor musun? Başımıza geleni görmüyor musun? Rabbine bizim için şefaat etmez misin?’ derler. O: ‘Rabbim bugün, daha önce benzeri gibi gazap etmediği ve bundan sonra da benzeri gibi gazap etmeyeceği bir gazapla gazaplandı. Nefsim, nefsim! Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) gidin’ der. Bana gelirler; ben de Arş'ın altında secdeye kapanırım. ‘Ey Muhammed! Başını kaldır; şefaat et, şefaatin kabul olunur; iste, istediğin verilir’ denir.”

Muhammed b. Ubeyd dedi ki: “Geri kalanını ezberleyemedim.”

Sahîh-i Buhârî 3340, Kitap 60, Hadis 15

Arapça metin
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو حَيَّانَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي دَعْوَةٍ، فَرُفِعَ إِلَيْهِ الذِّرَاعُ، وَكَانَتْ تُعْجِبُهُ، فَنَهَسَ مِنْهَا نَهْسَةً وَقَالَ " أَنَا سَيِّدُ الْقَوْمِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، هَلْ تَدْرُونَ بِمَنْ يَجْمَعُ اللَّهُ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ فَيُبْصِرُهُمُ النَّاظِرُ وَيُسْمِعُهُمُ الدَّاعِي، وَتَدْنُو مِنْهُمُ الشَّمْسُ، فَيَقُولُ بَعْضُ النَّاسِ أَلاَ تَرَوْنَ إِلَى مَا أَنْتُمْ فِيهِ، إِلَى مَا بَلَغَكُمْ، أَلاَ تَنْظُرُونَ إِلَى مَنْ يَشْفَعُ لَكُمْ إِلَى رَبِّكُمْ فَيَقُولُ بَعْضُ النَّاسِ أَبُوكُمْ آدَمُ، فَيَأْتُونَهُ فَيَقُولُونَ يَا آدَمُ أَنْتَ أَبُو الْبَشَرِ، خَلَقَكَ اللَّهُ بِيَدِهِ وَنَفَخَ فِيكَ مِنْ رُوحِهِ، وَأَمَرَ الْمَلاَئِكَةَ فَسَجَدُوا لَكَ، وَأَسْكَنَكَ الْجَنَّةَ، أَلاَ تَشْفَعُ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى مَا نَحْنُ فِيهِ وَمَا بَلَغَنَا فَيَقُولُ رَبِّي غَضِبَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ، وَلاَ يَغْضَبُ بَعْدَهُ مِثْلَهُ، وَنَهَانِي عَنِ الشَّجَرَةِ فَعَصَيْتُهُ، نَفْسِي نَفْسِي، اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي، اذْهَبُوا إِلَى نُوحٍ. فَيَأْتُونَ نُوحًا فَيَقُولُونَ يَا نُوحُ أَنْتَ أَوَّلُ الرُّسُلِ إِلَى أَهْلِ الأَرْضِ، وَسَمَّاكَ اللَّهُ عَبْدًا شَكُورًا، أَمَا تَرَى إِلَى مَا نَحْنُ فِيهِ أَلاَ تَرَى إِلَى مَا بَلَغَنَا أَلاَ تَشْفَعُ لَنَا إِلَى رَبِّكَ فَيَقُولُ رَبِّي غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ، وَلاَ يَغْضَبُ بَعْدَهُ مِثْلَهُ، نَفْسِي نَفْسِي، ائْتُوا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم، فَيَأْتُونِي، فَأَسْجُدُ تَحْتَ الْعَرْشِ فَيُقَالُ يَا مُحَمَّدُ ارْفَعْ رَأْسَكَ وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ، وَسَلْ تُعْطَهُ ". قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ لاَ أَحْفَظُ سَائِرَهُ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 3340 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü