Ben Mekke'de iken evimin tavanı açıldı; Cebrâil indi, göğsümü yardı ve beni göğe yükseltti.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 3342, Kitap 60, Hadis 17
Türkçe meal

Enes (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Ebû Zer (radıyallahu anh), Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'ın şöyle buyurduğunu anlatırdı: “Ben Mekke'de iken evimin tavanı açıldı. Cebrâil indi, göğsümü yardı, sonra onu zemzem suyuyla yıkadı. Sonra hikmet ve imanla dolu altından bir leğen getirip onu göğsüme boşalttı, sonra (göğsümü) kapattı. Sonra elimden tutup beni göğe yükseltti. Dünya semasına gelince Cebrâil göğün bekçisine: ‘Aç!’ dedi. (Bekçi): ‘Bu kim?’ dedi. ‘Bu Cebrâil’ dedi. ‘Seninle biri var mı?’ dedi. ‘Benimle Muhammed var’ dedi. ‘Ona (davet) gönderildi mi?’ dedi. ‘Evet, aç’ dedi. Göğün üstüne çıktığımızda bir de baktık ki sağında karaltılar, solunda karaltılar bulunan bir adam var. Sağ tarafına baktığında gülüyor, sol tarafına baktığında ağlıyordu. ‘Merhaba salih peygambere ve salih oğula!’ dedi. ‘Ey Cebrâil, bu kim?’ dedim. ‘Bu Âdem'dir. Sağındaki ve solundaki bu karaltılar oğullarının ruhlarıdır. Sağdakiler cennet ehli, solundaki karaltılar cehennem ehlidir. Bu yüzden sağ tarafına baktığında güler, sol tarafına baktığında ağlar’ dedi. Sonra Cebrâil beni yükseltti, nihayet ikinci semaya geldi ve onun bekçisine: ‘Aç!’ dedi. Bekçisi ona birincinin söylediğinin benzerini söyledi ve açtı.”

Enes dedi ki: (Ebû Zer, Peygamber'in) semalarda İdrîs'i, Mûsâ'yı, Îsâ'yı ve İbrâhîm'i bulduğunu anlattı; fakat onların makamlarının nasıl olduğunu bana kesin olarak bildirmedi. Yalnız Âdem'i dünya semasında, İbrâhîm'i de altıncı (semada) bulduğunu anlattı.

Enes dedi ki: Cebrâil İdrîs'e uğradığında (İdrîs): “Merhaba salih peygambere ve salih kardeşe!” dedi. “Bu kim?” dedim. “Bu İdrîs'tir” dedi. Sonra Mûsâ'ya uğradım; “Merhaba salih peygambere ve salih kardeşe!” dedi. “Bu kim?” dedim. “Bu Mûsâ'dır” dedi. Sonra Îsâ'ya uğradım; “Merhaba salih peygambere ve salih kardeşe!” dedi. “Bu kim?” dedim. “Îsâ” dedi. Sonra İbrâhîm'e uğradım; “Merhaba salih peygambere ve salih oğula!” dedi. “Bu kim?” dedim. “Bu İbrâhîm'dir” dedi.

(İbn Şihâb) dedi ki: Bana İbn Hazm haber verdi ki İbn Abbâs ve Ebû Habbe el-Ensârî şöyle derlerdi: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Sonra yükseltildim; nihayet kalemlerin cızırtısını işittiğim bir düzlüğe çıktım.”

İbn Hazm ve Enes b. Mâlik (radıyallahu anhümâ) dediler ki: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah bana elli (vakit) namazı farz kıldı. Bununla döndüm; nihayet Mûsâ'ya uğradım. Mûsâ: ‘Ümmetine ne farz kılındı?’ dedi. ‘Onlara elli (vakit) namaz farz kıldı’ dedim. ‘Rabbine dön (tekrar başvur); çünkü ümmetin buna güç yetiremez’ dedi. Döndüm ve Rabbime başvurdum; yarısını indirdi. Mûsâ'ya döndüm; ‘Rabbine başvur’ dedi —ve (öncekinin) benzerini söyledi—; (Rabbim) yarısını (daha) indirdi. Mûsâ'ya döndüm ve ona haber verdim; ‘Rabbine başvur; çünkü ümmetin buna güç yetiremez’ dedi. Döndüm ve Rabbime başvurdum; ‘Onlar beştir ve onlar elliydir. Benim katımda söz değiştirilmez’ buyurdu. Mûsâ'ya döndüm; ‘Rabbine başvur’ dedi. ‘Artık Rabbimden utandım’ dedim. Sonra (Cebrâil) gitti; nihayet Sidretü'l-müntehâ'ya geldi. Onu, ne olduklarını bilmediğim renkler kapladı. Sonra cennete sokuldum; bir de baktım ki orada inciden kubbeler var, toprağı da misk.”

Sahîh-i Buhârî 3342, Kitap 60, Hadis 17

Arapça metin
قَالَ عَبْدَانُ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، ح حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَنْبَسَةُ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ قَالَ أَنَسٌ كَانَ أَبُو ذَرٍّ ـ رضى الله عنه ـ يُحَدِّثُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " فُرِجَ سَقْفُ بَيْتِي وَأَنَا بِمَكَّةَ، فَنَزَلَ جِبْرِيلُ، فَفَرَجَ صَدْرِي، ثُمَّ غَسَلَهُ بِمَاءِ زَمْزَمَ، ثُمَّ جَاءَ بِطَسْتٍ مِنْ ذَهَبٍ مُمْتَلِئٍ حِكْمَةً وَإِيمَانًا فَأَفْرَغَهَا فِي صَدْرِي، ثُمَّ أَطْبَقَهُ ثُمَّ أَخَذَ بِيَدِي، فَعَرَجَ بِي إِلَى السَّمَاءِ، فَلَمَّا جَاءَ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا، قَالَ جِبْرِيلُ لِخَازِنِ السَّمَاءِ افْتَحْ. قَالَ مَنْ هَذَا قَالَ هَذَا جِبْرِيلُ. قَالَ مَعَكَ أَحَدٌ قَالَ مَعِيَ مُحَمَّدٌ. قَالَ أُرْسِلَ إِلَيْهِ قَالَ نَعَمْ، فَافْتَحْ. فَلَمَّا عَلَوْنَا السَّمَاءَ إِذَا رَجُلٌ عَنْ يَمِينِهِ أَسْوِدَةٌ، وَعَنْ يَسَارِهِ أَسْوِدَةٌ، فَإِذَا نَظَرَ قِبَلَ يَمِينِهِ ضَحِكَ، وَإِذَا نَظَرَ قِبَلَ شِمَالِهِ بَكَى فَقَالَ مَرْحَبًا بِالنَّبِيِّ الصَّالِحِ وَالاِبْنِ الصَّالِحِ. قُلْتُ مَنْ هَذَا يَا جِبْرِيلُ قَالَ هَذَا آدَمُ، وَهَذِهِ الأَسْوِدَةُ عَنْ يَمِينِهِ، وَعَنْ شِمَالِهِ نَسَمُ بَنِيهِ، فَأَهْلُ الْيَمِينِ مِنْهُمْ أَهْلُ الْجَنَّةِ، وَالأَسْوِدَةُ الَّتِي عَنْ شِمَالِهِ أَهْلُ النَّارِ، فَإِذَا نَظَرَ قِبَلَ يَمِينِهِ ضَحِكَ، وَإِذَا نَظَرَ قِبَلَ شِمَالِهِ بَكَى، ثُمَّ عَرَجَ بِي جِبْرِيلُ، حَتَّى أَتَى السَّمَاءَ الثَّانِيَةَ، فَقَالَ لِخَازِنِهَا افْتَحْ. فَقَالَ لَهُ خَازِنُهَا مِثْلَ مَا قَالَ الأَوَّلُ، فَفَتَحَ ". قَالَ أَنَسٌ فَذَكَرَ أَنَّهُ وَجَدَ فِي السَّمَوَاتِ إِدْرِيسَ وَمُوسَى وَعِيسَى وَإِبْرَاهِيمَ، وَلَمْ يُثْبِتْ لِي كَيْفَ مَنَازِلُهُمْ، غَيْرَ أَنَّهُ قَدْ ذَكَرَ أَنَّهُ وَجَدَ آدَمَ فِي السَّمَاءِ الدُّنْيَا، وَإِبْرَاهِيمَ فِي السَّادِسَةِ. وَقَالَ أَنَسٌ فَلَمَّا مَرَّ جِبْرِيلُ بِإِدْرِيسَ. قَالَ مَرْحَبًا بِالنَّبِيِّ الصَّالِحِ وَالأَخِ الصَّالِحِ. فَقُلْتُ مَنْ هَذَا قَالَ هَذَا إِدْرِيسُ، ثُمَّ مَرَرْتُ بِمُوسَى فَقَالَ مَرْحَبًا بِالنَّبِيِّ الصَّالِحِ وَالأَخِ الصَّالِحِ. قُلْتُ مَنْ هَذَا قَالَ هَذَا مُوسَى. ثُمَّ مَرَرْتُ بِعِيسَى، فَقَالَ مَرْحَبًا بِالنَّبِيِّ الصَّالِحِ وَالأَخِ الصَّالِحِ. قُلْتُ مَنْ هَذَا قَالَ عِيسَى. ثُمَّ مَرَرْتُ بِإِبْرَاهِيمَ، فَقَالَ مَرْحَبًا بِالنَّبِيِّ الصَّالِحِ وَالاِبْنِ الصَّالِحِ. قُلْتُ مَنْ هَذَا قَالَ هَذَا إِبْرَاهِيمُ. قَالَ وَأَخْبَرَنِي ابْنُ حَزْمٍ أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ وَأَبَا حَبَّةَ الأَنْصَارِيَّ كَانَا يَقُولاَنِ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " ثُمَّ عُرِجَ بِي حَتَّى ظَهَرْتُ لِمُسْتَوًى أَسْمَعُ صَرِيفَ الأَقْلاَمِ ". قَالَ ابْنُ حَزْمٍ وَأَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " فَفَرَضَ اللَّهُ عَلَىَّ خَمْسِينَ صَلاَةً، فَرَجَعْتُ بِذَلِكَ حَتَّى أَمُرَّ بِمُوسَى، فَقَالَ مُوسَى مَا الَّذِي فُرِضَ عَلَى أُمَّتِكَ قُلْتُ فَرَضَ عَلَيْهِمْ خَمْسِينَ صَلاَةً. قَالَ فَرَاجِعْ رَبَّكَ، فَإِنَّ أُمَّتَكَ لاَ تُطِيقُ ذَلِكَ. فَرَجَعْتُ فَرَاجَعْتُ رَبِّي فَوَضَعَ شَطْرَهَا، فَرَجَعْتُ إِلَى مُوسَى، فَقَالَ رَاجِعْ رَبَّكَ، فَذَكَرَ مِثْلَهُ، فَوَضَعَ شَطْرَهَا، فَرَجَعْتُ إِلَى مُوسَى، فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ رَاجِعْ رَبَّكَ، فَإِنَّ أُمَّتَكَ لاَ تُطِيقُ ذَلِكَ، فَرَجَعْتُ فَرَاجَعْتُ رَبِّي فَقَالَ هِيَ خَمْسٌ، وَهْىَ خَمْسُونَ، لاَ يُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَىَّ. فَرَجَعْتُ إِلَى مُوسَى، فَقَالَ رَاجِعْ رَبَّكَ. فَقُلْتُ قَدِ اسْتَحْيَيْتُ مِنْ رَبِّي، ثُمَّ انْطَلَقَ، حَتَّى أَتَى السِّدْرَةَ الْمُنْتَهَى، فَغَشِيَهَا أَلْوَانٌ لاَ أَدْرِي مَا هِيَ، ثُمَّ أُدْخِلْتُ {الْجَنَّةَ} فَإِذَا فِيهَا جَنَابِذُ اللُّؤْلُؤِ وَإِذَا تُرَابُهَا الْمِسْكُ ".

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 3342 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü