Deccâl'in yanında su ve ateş olacak; insanların ateş sandığı soğuk su, su sandığı ise yakan bir ateştir.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 3450, 3451, 3452, Kitap 60, Hadis 120
Hadis numaraları
3450, 3451, 3452
Türkçe meal

Rib'î b. Hirâş şöyle rivayet etti:

Ukbe b. Amr, Huzeyfe'ye: “Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) işittiklerini bize anlatmaz mısın?” dedi. Huzeyfe şöyle dedi: Ben onu şöyle buyururken işittim: “Deccâl çıktığında yanında su ve ateş olacaktır. İnsanların ateş olarak gördüğü şey soğuk sudur; insanların soğuk su olarak gördüğü şey ise yakan bir ateştir. Sizden kim buna yetişirse ateş olarak gördüğü şeye dalsın; çünkü o, tatlı ve soğuktur.” Huzeyfe dedi ki: Onu şöyle buyururken de işittim: “Sizden öncekiler arasında bir adam vardı. Ruhunu almak için melek ona geldi. Ona: ‘Hiç hayır işledin mi?’ denildi. ‘Bilmiyorum’ dedi. Ona: ‘Bir düşün’ denildi. ‘Şundan başka bir şey bilmiyorum: Dünyada insanlarla alışveriş eder, alacaklarımı onlardan tahsil ederdim; varlıklı olana mühlet verir, darda olanı bağışlardım’ dedi. Bunun üzerine Allah onu cennete koydu.” (Huzeyfe) şöyle dedi: Onu şöyle buyururken de işittim: “Bir adama ölüm geldi. Hayattan ümidini kesince ailesine şöyle vasiyet etti: ‘Ben ölünce bana çok odun toplayın ve onda ateş yakın. Ateş etimi yiyip kemiğime ulaşınca ve ben kömürleşince onu alıp öğütün; sonra rüzgârlı bir gün kollayın ve onu denize savurun.’ Öyle yaptılar. (Allah) onu bir araya topladı ve ona: ‘Bunu niçin yaptın?’ dedi. ‘Senin korkundan’ dedi. Allah da onu bağışladı.” Ukbe b. Amr şöyle dedi: Ben de onu bunu söylerken işittim; (o adam) kabir soyucuydu.

Sahîh-i Buhârî 3450, 3451, 3452, Kitap 60, Hadis 120

Arapça metin
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ، عَنْ رِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشٍ، قَالَ قَالَ عُقْبَةُ بْنُ عَمْرٍو لِحُذَيْفَةَ أَلاَ تُحَدِّثُنَا مَا سَمِعْتَ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ إِنِّي سَمِعْتُهُ يَقُولُ " إِنَّ مَعَ الدَّجَّالِ إِذَا خَرَجَ مَاءً وَنَارًا، فَأَمَّا الَّذِي يَرَى النَّاسُ أَنَّهَا النَّارُ فَمَاءٌ بَارِدٌ، وَأَمَّا الَّذِي يَرَى النَّاسُ أَنَّهُ مَاءٌ بَارِدٌ فَنَارٌ تُحْرِقُ، فَمَنْ أَدْرَكَ مِنْكُمْ فَلْيَقَعْ فِي الَّذِي يَرَى أَنَّهَا نَارٌ، فَإِنَّهُ عَذْبٌ بَارِدٌ ". قَالَ حُذَيْفَةُ وَسَمِعْتُهُ يَقُولُ " إِنَّ رَجُلاً كَانَ فِيمَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ أَتَاهُ الْمَلَكُ لِيَقْبِضَ رُوحَهُ فَقِيلَ لَهُ هَلْ عَمِلْتَ مِنْ خَيْرٍ قَالَ مَا أَعْلَمُ، قِيلَ لَهُ انْظُرْ. قَالَ مَا أَعْلَمُ شَيْئًا غَيْرَ أَنِّي كُنْتُ أُبَايِعُ النَّاسَ فِي الدُّنْيَا وَأُجَازِيهِمْ، فَأُنْظِرُ الْمُوسِرَ، وَأَتَجَاوَزُ عَنِ الْمُعْسِرِ. فَأَدْخَلَهُ اللَّهُ الْجَنَّةَ ". فَقَالَ وَسَمِعْتُهُ يَقُولُ " إِنَّ رَجُلاً حَضَرَهُ الْمَوْتُ، فَلَمَّا يَئِسَ مِنَ الْحَيَاةِ أَوْصَى أَهْلَهُ إِذَا أَنَا مُتُّ فَاجْمَعُوا لِي حَطَبًا كَثِيرًا وَأَوْقِدُوا فِيهِ نَارًا حَتَّى إِذَا أَكَلَتْ لَحْمِي، وَخَلَصَتْ إِلَى عَظْمِي، فَامْتَحَشْتُ، فَخُذُوهَا فَاطْحَنُوهَا، ثُمَّ انْظُرُوا يَوْمًا رَاحًا فَاذْرُوهُ فِي الْيَمِّ. فَفَعَلُوا، فَجَمَعَهُ فَقَالَ لَهُ لِمَ فَعَلْتَ ذَلِكَ قَالَ مِنْ خَشْيَتِكَ. فَغَفَرَ اللَّهُ لَهُ ". قَالَ عُقْبَةُ بْنُ عَمْرٍو، وَأَنَا سَمِعْتُهُ يَقُولُ ذَاكَ، وَكَانَ نَبَّاشًا.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 3450, 3451, 3452 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü