Mi'rac gecesinde elli vakit namaz beşe indirildi: Onlar beştir ve elliye denktir.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 349, Kitap 8, Hadis 1
Türkçe meal

Enes b. Mâlik, Ebû Zer'den (radıyallahu anhümâ) şöyle rivayet etti:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ben Mekke'de iken evimin tavanı açıldı. Cebrâil indi, göğsümü yardı, sonra onu zemzem suyuyla yıkadı. Sonra hikmet ve imanla dolu altından bir leğen getirdi, onu göğsüme boşalttı, sonra göğsümü kapattı. Sonra elimden tuttu ve beni dünya semasına yükseltti. Dünya semasına varınca Cebrâil semanın bekçisine: ‘Aç!’ dedi. ‘Bu kim?’ dedi. ‘Bu Cebrâil'dir’ dedi. ‘Yanında biri var mı?’ dedi. ‘Evet, yanımda Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) var’ dedi. ‘Ona (gelmesi için) haber gönderildi mi?’ dedi. ‘Evet’ dedi. (Bekçi kapıyı) açınca dünya semasına yükseldik. Bir de ne görelim, oturan bir adam; sağında karaltılar, solunda karaltılar var. Sağına bakınca gülüyor, soluna bakınca ağlıyor. ‘Merhaba salih peygambere ve salih oğula!’ dedi. Cebrâil'e: ‘Bu kim?’ dedim. ‘Bu Âdem'dir. Sağındaki ve solundaki bu karaltılar oğullarının ruhlarıdır. Onlardan sağdakiler cennet ehli, solundaki karaltılar cehennem ehlidir. Sağına bakınca güler, soluna bakınca ağlar’ dedi. Nihayet beni ikinci semaya yükseltti ve onun bekçisine: ‘Aç!’ dedi. Bekçisi ona birincinin söylediğinin aynısını söyledi ve açtı.”

Enes dedi ki: (Ebû Zer) göklerde Âdem'i, İdrîs'i, Mûsâ'yı, Îsâ'yı ve İbrâhim'i (salavâtullahi aleyhim) bulduğunu anlattı; fakat onların yerlerinin nasıl olduğunu belirtmedi. Yalnız Âdem'i dünya semasında, İbrâhim'i altıncı semada bulduğunu söyledi. Enes dedi ki: Cebrâil, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte İdrîs'in yanından geçince İdrîs: “Merhaba salih peygambere ve salih kardeşe!” dedi. (Peygamber anlattı:) “‘Bu kim?’ dedim. ‘Bu İdrîs'tir’ dedi. Sonra Mûsâ'ya uğradım. ‘Merhaba salih peygambere ve salih kardeşe!’ dedi. ‘Bu kim?’ dedim. ‘Bu Mûsâ'dır’ dedi. Sonra Îsâ'ya uğradım. ‘Merhaba salih kardeşe ve salih peygambere!’ dedi. ‘Bu kim?’ dedim. ‘Bu Îsâ'dır’ dedi. Sonra İbrâhim'e uğradım. ‘Merhaba salih peygambere ve salih oğula!’ dedi. ‘Bu kim?’ dedim. ‘Bu İbrâhim'dir (sallallahu aleyhi ve sellem)’ dedi.”

İbn Şihâb dedi ki: Bana İbn Hazm haber verdi ki İbn Abbâs ve Ebû Habbe el-Ensârî şöyle derlerdi: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Sonra kalemlerin cızırtısını işittiğim bir düzlüğe çıkıncaya kadar yükseltildim.”

İbn Hazm ve Enes b. Mâlik dediler ki: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah ümmetime elli vakit namazı farz kıldı. Bununla döndüm; nihayet Mûsâ'ya uğradım. ‘Allah ümmetin için sana neyi farz kıldı?’ dedi. ‘Elli vakit namazı farz kıldı’ dedim. ‘Rabbine dön; ümmetin buna güç yetiremez’ dedi. Rabbime başvurdum, yarısını indirdi. Mûsâ'ya döndüm ve ‘Yarısını indirdi’ dedim. ‘Rabbine başvur; ümmetin buna güç yetiremez’ dedi. Başvurdum, yarısını (daha) indirdi. Ona döndüm. ‘Rabbine dön; ümmetin buna güç yetiremez’ dedi. Ona başvurdum. (Allah) şöyle buyurdu: ‘Onlar beştir ve onlar elliye denktir. Benim katımda söz değiştirilmez.’ Mûsâ'ya döndüm. ‘Rabbine başvur’ dedi. ‘Rabbimden utandım’ dedim. Sonra beni götürdü; nihayet Sidretü'l-müntehâ'ya ulaştırdı. Onu ne olduklarını bilmediğim renkler kaplamıştı. Sonra cennete sokuldum. Bir de ne göreyim, orada inciden kubbeler var, toprağı da misk.”

Sahîh-i Buhârî 349, Kitap 8, Hadis 1

Arapça metin
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَانَ أَبُو ذَرٍّ يُحَدِّثُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " فُرِجَ عَنْ سَقْفِ بَيْتِي وَأَنَا بِمَكَّةَ، فَنَزَلَ جِبْرِيلُ فَفَرَجَ صَدْرِي، ثُمَّ غَسَلَهُ بِمَاءِ زَمْزَمَ، ثُمَّ جَاءَ بِطَسْتٍ مِنْ ذَهَبٍ مُمْتَلِئٍ حِكْمَةً وَإِيمَانًا، فَأَفْرَغَهُ فِي صَدْرِي ثُمَّ أَطْبَقَهُ، ثُمَّ أَخَذَ بِيَدِي فَعَرَجَ بِي إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا، فَلَمَّا جِئْتُ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا قَالَ جِبْرِيلُ لِخَازِنِ السَّمَاءِ افْتَحْ. قَالَ مَنْ هَذَا قَالَ هَذَا جِبْرِيلُ. قَالَ هَلْ مَعَكَ أَحَدٌ قَالَ نَعَمْ مَعِي مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم. فَقَالَ أُرْسِلَ إِلَيْهِ قَالَ نَعَمْ. فَلَمَّا فَتَحَ عَلَوْنَا السَّمَاءَ الدُّنْيَا، فَإِذَا رَجُلٌ قَاعِدٌ عَلَى يَمِينِهِ أَسْوِدَةٌ وَعَلَى يَسَارِهِ أَسْوِدَةٌ، إِذَا نَظَرَ قِبَلَ يَمِينِهِ ضَحِكَ، وَإِذَا نَظَرَ قِبَلَ يَسَارِهِ بَكَى، فَقَالَ مَرْحَبًا بِالنَّبِيِّ الصَّالِحِ وَالاِبْنِ الصَّالِحِ. قُلْتُ لِجِبْرِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ هَذَا آدَمُ. وَهَذِهِ الأَسْوِدَةُ عَنْ يَمِينِهِ وَشِمَالِهِ نَسَمُ بَنِيهِ، فَأَهْلُ الْيَمِينِ مِنْهُمْ أَهْلُ الْجَنَّةِ، وَالأَسْوِدَةُ الَّتِي عَنْ شِمَالِهِ أَهْلُ النَّارِ، فَإِذَا نَظَرَ عَنْ يَمِينِهِ ضَحِكَ، وَإِذَا نَظَرَ قِبَلَ شِمَالِهِ بَكَى، حَتَّى عَرَجَ بِي إِلَى السَّمَاءِ الثَّانِيَةِ فَقَالَ لِخَازِنِهَا افْتَحْ. فَقَالَ لَهُ خَازِنُهَا مِثْلَ مَا قَالَ الأَوَّلُ فَفَتَحَ ". قَالَ أَنَسٌ فَذَكَرَ أَنَّهُ وَجَدَ فِي السَّمَوَاتِ آدَمَ وَإِدْرِيسَ وَمُوسَى وَعِيسَى وَإِبْرَاهِيمَ ـ صَلَوَاتُ اللَّهِ عَلَيْهِمْ ـ وَلَمْ يُثْبِتْ كَيْفَ مَنَازِلُهُمْ، غَيْرَ أَنَّهُ ذَكَرَ أَنَّهُ وَجَدَ آدَمَ فِي السَّمَاءِ الدُّنْيَا، وَإِبْرَاهِيمَ فِي السَّمَاءِ السَّادِسَةِ. قَالَ أَنَسٌ فَلَمَّا مَرَّ جِبْرِيلُ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِإِدْرِيسَ قَالَ مَرْحَبًا بِالنَّبِيِّ الصَّالِحِ وَالأَخِ الصَّالِحِ. فَقُلْتُ مَنْ هَذَا قَالَ هَذَا إِدْرِيسُ. ثُمَّ مَرَرْتُ بِمُوسَى فَقَالَ مَرْحَبًا بِالنَّبِيِّ الصَّالِحِ وَالأَخِ الصَّالِحِ. قُلْتُ مَنْ هَذَا قَالَ هَذَا مُوسَى. ثُمَّ مَرَرْتُ بِعِيسَى فَقَالَ مَرْحَبًا بِالأَخِ الصَّالِحِ وَالنَّبِيِّ الصَّالِحِ. قُلْتُ مَنْ هَذَا قَالَ هَذَا عِيسَى. ثُمَّ مَرَرْتُ بِإِبْرَاهِيمَ فَقَالَ مَرْحَبًا بِالنَّبِيِّ الصَّالِحِ وَالاِبْنِ الصَّالِحِ. قُلْتُ مَنْ هَذَا قَالَ هَذَا إِبْرَاهِيمُ صلى الله عليه وسلم ". قَالَ ابْنُ شِهَابٍ فَأَخْبَرَنِي ابْنُ حَزْمٍ أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ وَأَبَا حَبَّةَ الأَنْصَارِيَّ كَانَا يَقُولاَنِ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " ثُمَّ عُرِجَ بِي حَتَّى ظَهَرْتُ لِمُسْتَوًى أَسْمَعُ فِيهِ صَرِيفَ الأَقْلاَمِ ". قَالَ ابْنُ حَزْمٍ وَأَنَسُ بْنُ مَالِكٍ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " فَفَرَضَ اللَّهُ عَلَى أُمَّتِي خَمْسِينَ صَلاَةً، فَرَجَعْتُ بِذَلِكَ حَتَّى مَرَرْتُ عَلَى مُوسَى فَقَالَ مَا فَرَضَ اللَّهُ لَكَ عَلَى أُمَّتِكَ قُلْتُ فَرَضَ خَمْسِينَ صَلاَةً. قَالَ فَارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ، فَإِنَّ أُمَّتَكَ لاَ تُطِيقُ ذَلِكَ. فَرَاجَعْتُ فَوَضَعَ شَطْرَهَا، فَرَجَعْتُ إِلَى مُوسَى قُلْتُ وَضَعَ شَطْرَهَا. فَقَالَ رَاجِعْ رَبَّكَ، فَإِنَّ أُمَّتَكَ لاَ تُطِيقُ، فَرَاجَعْتُ فَوَضَعَ شَطْرَهَا، فَرَجَعْتُ إِلَيْهِ فَقَالَ ارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ، فَإِنَّ أُمَّتَكَ لاَ تُطِيقُ ذَلِكَ، فَرَاجَعْتُهُ. فَقَالَ هِيَ خَمْسٌ وَهْىَ خَمْسُونَ، لاَ يُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَىَّ. فَرَجَعْتُ إِلَى مُوسَى فَقَالَ رَاجِعْ رَبَّكَ. فَقُلْتُ اسْتَحْيَيْتُ مِنْ رَبِّي. ثُمَّ انْطَلَقَ بِي حَتَّى انْتَهَى بِي إِلَى سِدْرَةِ الْمُنْتَهَى، وَغَشِيَهَا أَلْوَانٌ لاَ أَدْرِي مَا هِيَ، ثُمَّ أُدْخِلْتُ الْجَنَّةَ، فَإِذَا فِيهَا حَبَايِلُ اللُّؤْلُؤِ، وَإِذَا تُرَابُهَا الْمِسْكُ ".

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 349 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü