Seni hak ile gönderene yemin ederim ki bunu onların arasında haykıracağım.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 3522, Kitap 61, Hadis 32
Türkçe meal

Abdullah b. Abbâs (radıyallahu anhümâ) şöyle rivayet etti:

(Ebû Cemre'ye ve beraberindekilere) şöyle dedi: “Size Ebû Zer'in müslüman oluşunu haber vereyim mi?” “Evet” dedik. Dedi ki: Ebû Zer şöyle anlattı: Ben Gıfâr'dan bir adamdım. Mekke'de peygamber olduğunu söyleyen bir adamın ortaya çıktığı haberi bize ulaştı. Kardeşime: “Şu adama git, onunla konuş ve bana haberini getir” dedim. O da gitti, onunla görüştü, sonra döndü. “Ne haber getirdin?” dedim. “Vallahi hayrı emreden ve şerden nehyeden bir adam gördüm” dedi. Ona: “Verdiğin haberle beni tatmin etmedin” dedim. Bunun üzerine bir azık torbası ile bir asa aldım, sonra Mekke'ye yöneldim. Onu tanımıyordum, ondan sormak da istemiyordum. Zemzem suyundan içiyor ve mescitte kalıyordum. Derken Ali yanımdan geçti ve: “Bu adam garip gibi” dedi. “Evet” dedim. “Öyleyse eve gel” dedi. Onunla birlikte gittim; o bana bir şey sormuyordu, ben de ona bir şey söylemiyordum. Sabah olunca onu sormak için mescide gittim; fakat bana onunla ilgili bir şey haber veren kimse yoktu. Ali yine yanımdan geçti ve: “Bu adamın kalacağı yeri bilme vakti hâlâ gelmedi mi?” dedi. “Hayır” dedim. “Benimle gel” dedi. Bana: “Derdin nedir, seni bu beldeye ne getirdi?” diye sordu. Ona: “Sırrımı saklarsan sana haber veririm” dedim. “Saklarım” dedi. Ona: “Burada peygamber olduğunu söyleyen bir adamın çıktığını duyduk. Onunla konuşsun diye kardeşimi gönderdim; döndü ama verdiği haberle beni tatmin etmedi. Ben de onunla görüşmek istedim” dedim. Ali ona şöyle dedi: “Doğru yolu buldun. İşte ben ona gidiyorum; beni takip et, benim girdiğim yere gir. Eğer senin için korktuğum birini görürsem, ayakkabımı düzeltiyormuş gibi duvarın dibine geçerim; sen yoluna devam et.” Ali yürüdü, ben de onunla yürüdüm. Nihayet o Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına girdi, ben de onunla girdim. Ona: “Bana İslam'ı arz et” dedim. O da arz etti; ben de hemen orada müslüman oldum. Bana: “Ey Ebû Zer! Bu işi gizle ve memleketine dön. Bizim galip geldiğimizi duyunca gel” buyurdu. Ben: “Seni hak ile gönderene yemin ederim ki bunu onların arasında haykıracağım” dedim. (Ebû Zer) Kureyş'in bulunduğu mescide geldi ve: “Ey Kureyş topluluğu! Ben Allah'tan başka ilah olmadığına şahitlik ederim ve Muhammed'in O'nun kulu ve resûlü olduğuna şahitlik ederim” dedi. Onlar: “Kalkın şu dininden dönene!” dediler. Kalktılar; ölesiye dövüldüm. Abbâs yetişti, üzerime kapandı; sonra onlara dönerek: “Yazıklar olsun size! Ticaretiniz ve yolunuz Gıfâr üzerinden olduğu hâlde Gıfâr'dan bir adamı mı öldürüyorsunuz!” dedi. Bunun üzerine benden el çektiler. Ertesi sabah dönüp dün söylediğimin aynısını söyledim. “Kalkın şu dininden dönene!” dediler. Bana dün yapılanın aynısı yapıldı. Abbâs yine yetişip üzerime kapandı ve dünkü sözünün aynısını söyledi.

(İbn Abbâs) dedi ki: İşte Ebû Zer'in -Allah ona rahmet etsin- müslüman oluşunun başlangıcı böyle oldu.

Sahîh-i Buhârî 3522, Kitap 61, Hadis 32

Arapça metin
حَدَّثَنَا زَيْدٌ ـ هُوَ ابْنُ أَخْزَمَ ـ قَالَ أَبُو قُتَيْبَةَ سَلْمُ بْنُ قُتَيْبَةَ حَدَّثَنِي مُثَنَّى بْنُ سَعِيدٍ الْقَصِيرُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو جَمْرَةَ، قَالَ لَنَا ابْنُ عَبَّاسِ أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِإِسْلاَمِ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ قُلْنَا بَلَى. قَالَ قَالَ أَبُو ذَرٍّ كُنْتُ رَجُلاً مِنْ غِفَارٍ، فَبَلَغَنَا أَنَّ رَجُلاً قَدْ خَرَجَ بِمَكَّةَ، يَزْعُمُ أَنَّهُ نَبِيٌّ، فَقُلْتُ لأَخِي انْطَلِقْ إِلَى هَذَا الرَّجُلِ كَلِّمْهُ وَأْتِنِي بِخَبَرِهِ. فَانْطَلَقَ فَلَقِيَهُ، ثُمَّ رَجَعَ فَقُلْتُ مَا عِنْدَكَ فَقَالَ وَاللَّهِ لَقَدْ رَأَيْتُ رَجُلاً يَأْمُرُ بِالْخَيْرِ وَيَنْهَى عَنِ الشَّرِّ. فَقُلْتُ لَهُ لَمْ تَشْفِنِي مِنَ الْخَبَرِ. فَأَخَذْتُ جِرَابًا وَعَصًا، ثُمَّ أَقْبَلْتُ إِلَى مَكَّةَ فَجَعَلْتُ لاَ أَعْرِفُهُ، وَأَكْرَهُ أَنْ أَسْأَلَ عَنْهُ، وَأَشْرَبُ مِنْ مَاءِ زَمْزَمَ وَأَكُونُ فِي الْمَسْجِدِ. قَالَ فَمَرَّ بِي عَلِيٌّ فَقَالَ كَأَنَّ الرَّجُلَ غَرِيبٌ. قَالَ قُلْتُ نَعَمْ. قَالَ فَانْطَلِقْ إِلَى الْمَنْزِلِ. قَالَ فَانْطَلَقْتُ مَعَهُ لاَ يَسْأَلُنِي عَنْ شَىْءٍ، وَلاَ أُخْبِرُهُ، فَلَمَّا أَصْبَحْتُ غَدَوْتُ إِلَى الْمَسْجِدِ لأَسْأَلَ عَنْهُ، وَلَيْسَ أَحَدٌ يُخْبِرُنِي عَنْهُ بِشَىْءٍ. قَالَ فَمَرَّ بِي عَلِيٌّ فَقَالَ أَمَا نَالَ لِلرَّجُلِ يَعْرِفُ مَنْزِلَهُ بَعْدُ قَالَ قُلْتُ لاَ. قَالَ انْطَلِقْ مَعِي. قَالَ فَقَالَ مَا أَمْرُكَ وَمَا أَقْدَمَكَ هَذِهِ الْبَلْدَةَ قَالَ قُلْتُ لَهُ إِنْ كَتَمْتَ عَلَىَّ أَخْبَرْتُكَ. قَالَ فَإِنِّي أَفْعَلُ. قَالَ قُلْتُ لَهُ بَلَغَنَا أَنَّهُ قَدْ خَرَجَ هَا هُنَا رَجُلٌ يَزْعُمُ أَنَّهُ نَبِيٌّ، فَأَرْسَلْتُ أَخِي لِيُكَلِّمَهُ فَرَجَعَ وَلَمْ يَشْفِنِي مِنَ الْخَبَرِ، فَأَرَدْتُ أَنْ أَلْقَاهُ. فَقَالَ لَهُ أَمَا إِنَّكَ قَدْ رَشَدْتَ، هَذَا وَجْهِي إِلَيْهِ، فَاتَّبِعْنِي، ادْخُلْ حَيْثُ أَدْخُلُ، فَإِنِّي إِنْ رَأَيْتُ أَحَدًا أَخَافُهُ عَلَيْكَ، قُمْتُ إِلَى الْحَائِطِ، كَأَنِّي أُصْلِحُ نَعْلِي، وَامْضِ أَنْتَ، فَمَضَى وَمَضَيْتُ مَعَهُ، حَتَّى دَخَلَ وَدَخَلْتُ مَعَهُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ لَهُ اعْرِضْ عَلَىَّ الإِسْلاَمَ. فَعَرَضَهُ فَأَسْلَمْتُ مَكَانِي، فَقَالَ لِي " يَا أَبَا ذَرٍّ اكْتُمْ هَذَا الأَمْرَ، وَارْجِعْ إِلَى بَلَدِكَ، فَإِذَا بَلَغَكَ ظُهُورُنَا فَأَقْبِلْ ". فَقُلْتُ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ لأَصْرُخَنَّ بِهَا بَيْنَ أَظْهُرِهِمْ. فَجَاءَ إِلَى الْمَسْجِدِ، وَقُرَيْشٌ فِيهِ فَقَالَ يَا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ، إِنِّي أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ. فَقَالُوا قُومُوا إِلَى هَذَا الصَّابِئِ. فَقَامُوا فَضُرِبْتُ لأَمُوتَ فَأَدْرَكَنِي الْعَبَّاسُ، فَأَكَبَّ عَلَىَّ ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْهِمْ، فَقَالَ وَيْلَكُمْ تَقْتُلُونَ رَجُلاً مِنْ غِفَارَ، وَمَتْجَرُكُمْ وَمَمَرُّكُمْ عَلَى غِفَارَ. فَأَقْلَعُوا عَنِّي، فَلَمَّا أَنْ أَصْبَحْتُ الْغَدَ رَجَعْتُ فَقُلْتُ مِثْلَ مَا قُلْتُ بِالأَمْسِ، فَقَالُوا قُومُوا إِلَى هَذَا الصَّابِئِ. فَصُنِعَ {بِي} مِثْلَ مَا صُنِعَ بِالأَمْسِ وَأَدْرَكَنِي الْعَبَّاسُ فَأَكَبَّ عَلَىَّ، وَقَالَ مِثْلَ مَقَالَتِهِ بِالأَمْسِ. قَالَ فَكَانَ هَذَا أَوَّلَ إِسْلاَمِ أَبِي ذَرٍّ رَحِمَهُ اللَّهُ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 3522 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü