Vahşî, Hamza'yı Uhud'da nasıl öldürdüğünü ve sonra Müseylime'yi vurduğunu anlattı

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 4072, Kitap 64, Hadis 117
Türkçe meal

Ca'fer b. Amr b. Ümeyye ed-Damrî şöyle rivayet etti:

Ubeydullah b. Adî b. el-Hıyâr ile birlikte yola çıktım. Hıms'a varınca Ubeydullah bana: “Vahşî'ye gidip ona Hamza'nın öldürülmesini sormaya ne dersin?” dedi. “Olur” dedim. Vahşî Hıms'ta oturuyordu. Onu sorduk; bize: “İşte o, köşkünün gölgesinde; sanki (dolu) bir tulum gibi” denildi. Gelip yanında biraz durduk ve selam verdik; selamımızı aldı. Ubeydullah sarığına sarınmıştı; Vahşî onun yalnızca gözlerini ve ayaklarını görüyordu. Ubeydullah: “Ey Vahşî, beni tanıyor musun?” dedi. Vahşî ona baktı, sonra: “Hayır, vallahi! Ancak şunu biliyorum: Adî b. el-Hıyâr, Ümmü Kıtâl bint Ebü'l-Îs denilen bir kadınla evlendi; o da ona Mekke'de bir oğlan doğurdu. Ben ona bir sütanne arıyordum. O çocuğu annesiyle birlikte taşıdım ve onu (sütanneye) verdim. Sanki (şimdi) senin ayaklarına bakıyorum” dedi. Bunun üzerine Ubeydullah yüzünü açtı, sonra: “Bize Hamza'nın öldürülmesini anlatmaz mısın?” dedi. (Vahşî) dedi ki: “Olur. Hamza, Tuayme b. Adî b. el-Hıyâr'ı Bedir'de öldürmüştü. Efendim Cübeyr b. Mut'im bana: ‘Amcama karşılık Hamza'yı öldürürsen hürsün’ dedi. İnsanlar Ayneyn yılında -Ayneyn, Uhud'un karşısında bir dağdır; aralarında bir vadi vardır- çıkınca ben de insanlarla birlikte savaşa çıktım. Savaş için saf tutunca Sibâ' çıktı ve: ‘Teke tek dövüşecek yok mu?’ dedi. Hamza b. Abdülmuttalib ona çıktı ve: ‘Ey Sibâ'! Ey kadınları sünnet eden Ümmü Enmâr'ın oğlu! Allah'a ve Resûlü'ne (sallallahu aleyhi ve sellem) karşı mı geliyorsun?’ dedi. Sonra ona saldırdı; (Sibâ') geçip giden dün gibi (yok) oldu. Ben de Hamza için bir kayanın altında pusuya yattım. Bana yaklaşınca mızrağımı ona fırlattım ve onu kasığına sapladım; öyle ki kalçalarının arasından çıktı. İşte onunla son (görüşmem) bu oldu. İnsanlar dönünce ben de onlarla döndüm ve Mekke'de, orada İslâm yayılıncaya kadar kaldım. Sonra Tâif'e gittim. (Tâifliler) Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) elçi gönderdiler. Bana: ‘O elçilere dokunmaz’ denildi. Ben de onlarla birlikte çıktım ve Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) huzuruna vardım. Beni görünce: ‘Sen Vahşî misin?’ dedi. ‘Evet’ dedim. ‘Hamza'yı sen mi öldürdün?’ dedi. ‘Durum sana ulaştığı gibidir’ dedim. ‘Yüzünü benden uzak tutabilir misin?’ dedi. Ben de çıkıp gittim. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) vefat edip de Yalancı Müseylime ortaya çıkınca: ‘Mutlaka Müseylime'ye karşı çıkacağım; belki onu öldürür de Hamza'nın karşılığını öderim’ dedim. İnsanlarla birlikte çıktım; onun işi olacağına vardı. Bir de baktım, bir duvar gediğinde ayakta duran, boz bir deve gibi, saçı başı dağınık bir adam! Mızrağımı ona fırlattım ve iki memesinin arasına sapladım; öyle ki iki küreğinin arasından çıktı. Ensâr'dan bir adam da ona sıçrayıp kılıçla başının tepesine vurdu.”

Abdullah b. el-Fadl dedi ki: Süleymân b. Yesâr bana, Abdullah b. Ömer'in şöyle dediğini işittiğini haber verdi: “Bir evin damındaki bir cariye: ‘Vah mü'minlerin emîri! Onu siyah köle öldürdü’ dedi.”

Sahîh-i Buhârî 4072, Kitap 64, Hadis 117

Arapça metin
حَدَّثَنِي أَبُو جَعْفَرٍ، مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ حَدَّثَنَا حُجَيْنُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْفَضْلِ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ عَمْرِو بْنِ أُمَيَّةَ الضَّمْرِيِّ، قَالَ خَرَجْتُ مَعَ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَدِيِّ بْنِ الْخِيَارِ، فَلَمَّا قَدِمْنَا حِمْصَ قَالَ لِي عُبَيْدُ اللَّهِ هَلْ لَكَ فِي وَحْشِيٍّ نَسْأَلُهُ عَنْ قَتْلِ حَمْزَةَ قُلْتُ نَعَمْ. وَكَانَ وَحْشِيٌّ يَسْكُنُ حِمْصَ فَسَأَلْنَا عَنْهُ فَقِيلَ لَنَا هُوَ ذَاكَ فِي ظِلِّ قَصْرِهِ، كَأَنَّهُ حَمِيتٌ. قَالَ فَجِئْنَا حَتَّى وَقَفْنَا عَلَيْهِ بِيَسِيرٍ، فَسَلَّمْنَا، فَرَدَّ السَّلاَمَ، قَالَ وَعُبَيْدُ اللَّهِ مُعْتَجِرٌ بِعِمَامَتِهِ، مَا يَرَى وَحْشِيٌّ إِلاَّ عَيْنَيْهِ وَرِجْلَيْهِ، فَقَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ يَا وَحْشِيُّ أَتَعْرِفُنِي قَالَ فَنَظَرَ إِلَيْهِ ثُمَّ قَالَ لاَ وَاللَّهِ إِلاَّ أَنِّي أَعْلَمُ أَنَّ عَدِيَّ بْنَ الْخِيَارِ تَزَوَّجَ امْرَأَةً يُقَالُ لَهَا أُمُّ قِتَالٍ بِنْتُ أَبِي الْعِيصِ، فَوَلَدَتْ لَهُ غُلاَمًا بِمَكَّةَ، فَكُنْتُ أَسْتَرْضِعُ لَهُ، فَحَمَلْتُ ذَلِكَ الْغُلاَمَ مَعَ أُمِّهِ، فَنَاوَلْتُهَا إِيَّاهُ، فَلَكَأَنِّي نَظَرْتُ إِلَى قَدَمَيْكَ. قَالَ فَكَشَفَ عُبَيْدُ اللَّهِ عَنْ وَجْهِهِ ثُمَّ قَالَ أَلاَ تُخْبِرُنَا بِقَتْلِ حَمْزَةَ قَالَ نَعَمْ، إِنَّ حَمْزَةَ قَتَلَ طُعَيْمَةَ بْنَ عَدِيِّ بْنِ الْخِيَارِ بِبَدْرٍ، فَقَالَ لِي مَوْلاَىَ جُبَيْرُ بْنُ مُطْعِمٍ إِنْ قَتَلْتَ حَمْزَةَ بِعَمِّي فَأَنْتَ حُرٌّ، قَالَ فَلَمَّا أَنْ خَرَجَ النَّاسُ عَامَ عَيْنَيْنِ ـ وَعَيْنَيْنِ جَبَلٌ بِحِيَالِ أُحُدٍ، بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ وَادٍ ـ خَرَجْتُ مَعَ النَّاسِ إِلَى الْقِتَالِ، فَلَمَّا اصْطَفُّوا لِلْقِتَالِ خَرَجَ سِبَاعٌ فَقَالَ هَلْ مِنْ مُبَارِزٍ قَالَ فَخَرَجَ إِلَيْهِ حَمْزَةُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ فَقَالَ يَا سِبَاعُ يَا ابْنَ أُمِّ أَنْمَارٍ مُقَطِّعَةِ الْبُظُورِ، أَتُحَادُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم قَالَ ثُمَّ شَدَّ عَلَيْهِ فَكَانَ كَأَمْسِ الذَّاهِبِ ـ قَالَ ـ وَكَمَنْتُ لِحَمْزَةَ تَحْتَ صَخْرَةٍ فَلَمَّا دَنَا مِنِّي رَمَيْتُهُ بِحَرْبَتِي، فَأَضَعُهَا فِي ثُنَّتِهِ حَتَّى خَرَجَتْ مِنْ بَيْنِ وَرِكَيْهِ ـ قَالَ ـ فَكَانَ ذَاكَ الْعَهْدَ بِهِ، فَلَمَّا رَجَعَ النَّاسُ رَجَعْتُ مَعَهُمْ فَأَقَمْتُ بِمَكَّةَ، حَتَّى فَشَا فِيهَا الإِسْلاَمُ، ثُمَّ خَرَجْتُ إِلَى الطَّائِفِ، فَأَرْسَلُوا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَسُولاً، فَقِيلَ لِي إِنَّهُ لاَ يَهِيجُ الرُّسُلَ ـ قَالَ ـ فَخَرَجْتُ مَعَهُمْ حَتَّى قَدِمْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا رَآنِي قَالَ " آنْتَ وَحْشِيٌّ ". قُلْتُ نَعَمْ. قَالَ " أَنْتَ قَتَلْتَ حَمْزَةَ ". قُلْتُ قَدْ كَانَ مِنَ الأَمْرِ مَا بَلَغَكَ. قَالَ " فَهَلْ تَسْتَطِيعُ أَنْ تُغَيِّبَ وَجْهَكَ عَنِّي ". قَالَ فَخَرَجْتُ، فَلَمَّا قُبِضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَخَرَجَ مُسَيْلِمَةُ الْكَذَّابُ قُلْتُ لأَخْرُجَنَّ إِلَى مُسَيْلِمَةَ لَعَلِّي أَقْتُلُهُ فَأُكَافِئَ بِهِ حَمْزَةَ ـ قَالَ ـ فَخَرَجْتُ مَعَ النَّاسِ، فَكَانَ مِنْ أَمْرِهِ مَا كَانَ ـ قَالَ ـ فَإِذَا رَجُلٌ قَائِمٌ فِي ثَلْمَةِ جِدَارٍ، كَأَنَّهُ جَمَلٌ أَوْرَقُ ثَائِرُ الرَّأْسِ ـ قَالَ ـ فَرَمَيْتُهُ بِحَرْبَتِي، فَأَضَعُهَا بَيْنَ ثَدْيَيْهِ حَتَّى خَرَجَتْ مِنْ بَيْنِ كَتِفَيْهِ ـ قَالَ ـ وَوَثَبَ إِلَيْهِ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ، فَضَرَبَهُ بِالسَّيْفِ عَلَى هَامَتِهِ. قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْفَضْلِ فَأَخْبَرَنِي سُلَيْمَانُ بْنُ يَسَارٍ أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ يَقُولُ فَقَالَتْ جَارِيَةٌ عَلَى ظَهْرِ بَيْتٍ وَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ، قَتَلَهُ الْعَبْدُ الأَسْوَدُ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 4072 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü