Fâtıma'nın mirası ve Ali'nin, Fâtıma'nın vefatından sonra Ebû Bekir'e biat etmesi

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 4240, 4241, Kitap 64, Hadis 278
Hadis numaraları
4240, 4241
Türkçe meal

Âişe (radıyallahu anhâ) şöyle rivayet etti:

Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) kızı Fâtıma (aleyhesselâm), Ebû Bekir'e haber gönderip Allah'ın, Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) Medine'de ve Fedek'te fey olarak verdiği mallardan ve Hayber humusundan geriye kalandan ona düşen mirasını istedi. Ebû Bekir şöyle dedi: “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Bize mirasçı olunmaz; bıraktığımız sadakadır. Muhammed'in (sallallahu aleyhi ve sellem) ailesi ancak bu maldan yer’ buyurdu. Allah'a yemin olsun ki ben, Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sadakasından hiçbir şeyi Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanındaki halinden değiştirmeyeceğim; onda mutlaka Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yaptığı gibi yapacağım.” Böylece Ebû Bekir, Fâtıma'ya ondan bir şey vermeyi kabul etmedi. Fâtıma bu yüzden Ebû Bekir'e gücendi, ondan uzak durdu ve vefat edinceye kadar onunla konuşmadı. Peygamber'den (sallallahu aleyhi ve sellem) sonra altı ay yaşadı. Vefat edince kocası Ali onu geceleyin defnetti, Ebû Bekir'e haber vermedi ve namazını kendisi kıldı. Fâtıma hayatta iken Ali'nin insanlar arasında bir itibarı vardı. Fâtıma vefat edince Ali insanların yüzlerini (kendisine) yabancı buldu ve Ebû Bekir ile barışmak ve ona biat etmek istedi; o aylar boyunca biat etmemişti. Ebû Bekir'e: “Bize gel; seninle birlikte kimse gelmesin” diye haber gönderdi; Ömer'in orada bulunmasını istemiyordu. Ömer: “Hayır, Allah'a yemin olsun ki onların yanına yalnız girmeyeceksin” dedi. Ebû Bekir: “Bana ne yapabilirler ki? Allah'a yemin olsun ki onlara gideceğim” dedi. Ebû Bekir yanlarına girdi. Ali şehadet getirdi ve şöyle dedi: “Senin faziletini ve Allah'ın sana verdiğini biliyoruz. Allah'ın sana lütfettiği bir hayrı senden kıskanmadık. Fakat sen bu işte (hilâfet meselesinde) bizi bir kenara bırakıp kendi başına hareket ettin. Biz ise Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) yakınlığımızdan dolayı (bu işte) kendimize bir pay görüyorduk.” (Ali böyle konuştu) sonunda Ebû Bekir'in gözlerinden yaşlar boşandı. Ebû Bekir konuşunca şöyle dedi: “Canım elinde olana yemin olsun ki Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) akrabasını gözetmek bana kendi akrabamı gözetmekten daha sevimlidir. Bu mallar konusunda benimle sizin aranızda çıkan anlaşmazlığa gelince, ben bu hususta hayırdan geri durmadım. Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) bu mallar hakkında yaptığını gördüğüm hiçbir şeyi bırakmadım; mutlaka onu yaptım.” Ali, Ebû Bekir'e: “Biat için buluşma vaktin bu akşamüstüdür” dedi. Ebû Bekir öğle namazını kılınca minbere çıktı, şehadet getirdi; Ali'nin durumunu, biatten geri kalışını ve kendisine beyan ettiği özrü anlattı, sonra istiğfar etti. Ali de şehadet getirdi, Ebû Bekir'in hakkını yüceltti ve yaptığı şeye Ebû Bekir'i kıskanmasının ya da Allah'ın ona verdiği üstünlüğü inkâr etmesinin sebep olmadığını söyledi; “Fakat biz bu işte kendimize bir pay görüyorduk; o ise bizi bırakıp kendi başına hareket etti, biz de buna içerledik” dedi. Müslümanlar buna sevindiler ve: “İsabet ettin” dediler. Ali, bilinen (doğru) işe döndüğünde Müslümanlar ona yakın oldular.

Sahîh-i Buhârî 4240, 4241, Kitap 64, Hadis 278

Arapça metin
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ فَاطِمَةَ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ بِنْتَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَرْسَلَتْ إِلَى أَبِي بَكْرٍ تَسْأَلُهُ مِيرَاثَهَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِمَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَيْهِ بِالْمَدِينَةِ وَفَدَكَ، وَمَا بَقِيَ مِنْ خُمُسِ خَيْبَرَ، فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ، مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ، إِنَّمَا يَأْكُلُ آلُ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْمَالِ ". وَإِنِّي وَاللَّهِ لاَ أُغَيِّرُ شَيْئًا مِنْ صَدَقَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ حَالِهَا الَّتِي كَانَ عَلَيْهَا فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلأَعْمَلَنَّ فِيهَا بِمَا عَمِلَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَبَى أَبُو بَكْرٍ أَنْ يَدْفَعَ إِلَى فَاطِمَةَ مِنْهَا شَيْئًا فَوَجَدَتْ فَاطِمَةُ عَلَى أَبِي بَكْرٍ فِي ذَلِكَ فَهَجَرَتْهُ، فَلَمْ تُكَلِّمْهُ حَتَّى تُوُفِّيَتْ، وَعَاشَتْ بَعْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سِتَّةَ أَشْهُرٍ، فَلَمَّا تُوُفِّيَتْ، دَفَنَهَا زَوْجُهَا عَلِيٌّ لَيْلاً، وَلَمْ يُؤْذِنْ بِهَا أَبَا بَكْرٍ وَصَلَّى عَلَيْهَا، وَكَانَ لِعَلِيٍّ مِنَ النَّاسِ وَجْهٌ حَيَاةَ فَاطِمَةَ، فَلَمَّا تُوُفِّيَتِ اسْتَنْكَرَ عَلِيٌّ وُجُوهَ النَّاسِ، فَالْتَمَسَ مُصَالَحَةَ أَبِي بَكْرٍ وَمُبَايَعَتَهُ، وَلَمْ يَكُنْ يُبَايِعُ تِلْكَ الأَشْهُرَ، فَأَرْسَلَ إِلَى أَبِي بَكْرٍ أَنِ ائْتِنَا، وَلاَ يَأْتِنَا أَحَدٌ مَعَكَ، كَرَاهِيَةً لِمَحْضَرِ عُمَرَ. فَقَالَ عُمَرُ لاَ وَاللَّهِ لاَ تَدْخُلُ عَلَيْهِمْ وَحْدَكَ. فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ وَمَا عَسَيْتَهُمْ أَنْ يَفْعَلُوا بِي، وَاللَّهِ لآتِيَنَّهُمْ. فَدَخَلَ عَلَيْهِمْ أَبُو بَكْرٍ، فَتَشَهَّدَ عَلِيٌّ فَقَالَ إِنَّا قَدْ عَرَفْنَا فَضْلَكَ، وَمَا أَعْطَاكَ، اللَّهُ وَلَمْ نَنْفَسْ عَلَيْكَ خَيْرًا سَاقَهُ اللَّهُ إِلَيْكَ، وَلَكِنَّكَ اسْتَبْدَدْتَ عَلَيْنَا بِالأَمْرِ، وَكُنَّا نَرَى لِقَرَابَتِنَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَصِيبًا. حَتَّى فَاضَتْ عَيْنَا أَبِي بَكْرٍ، فَلَمَّا تَكَلَّمَ أَبُو بَكْرٍ قَالَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَقَرَابَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَحَبُّ إِلَىَّ أَنْ أَصِلَ مِنْ قَرَابَتِي، وَأَمَّا الَّذِي شَجَرَ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ مِنْ هَذِهِ الأَمْوَالِ، فَلَمْ آلُ فِيهَا عَنِ الْخَيْرِ، وَلَمْ أَتْرُكْ أَمْرًا رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَصْنَعُهُ فِيهَا إِلاَّ صَنَعْتُهُ. فَقَالَ عَلِيٌّ لأَبِي بَكْرٍ مَوْعِدُكَ الْعَشِيَّةُ لِلْبَيْعَةِ. فَلَمَّا صَلَّى أَبُو بَكْرٍ الظُّهْرَ رَقِيَ عَلَى الْمِنْبَرِ، فَتَشَهَّدَ وَذَكَرَ شَأْنَ عَلِيٍّ، وَتَخَلُّفَهُ عَنِ الْبَيْعَةِ، وَعُذْرَهُ بِالَّذِي اعْتَذَرَ إِلَيْهِ، ثُمَّ اسْتَغْفَرَ، وَتَشَهَّدَ عَلِيٌّ فَعَظَّمَ حَقَّ أَبِي بَكْرٍ، وَحَدَّثَ أَنَّهُ لَمْ يَحْمِلْهُ عَلَى الَّذِي صَنَعَ نَفَاسَةً عَلَى أَبِي بَكْرٍ، وَلاَ إِنْكَارًا لِلَّذِي فَضَّلَهُ اللَّهُ بِهِ، وَلَكِنَّا نَرَى لَنَا فِي هَذَا الأَمْرِ نَصِيبًا، فَاسْتَبَدَّ عَلَيْنَا، فَوَجَدْنَا فِي أَنْفُسِنَا، فَسُرَّ بِذَلِكَ الْمُسْلِمُونَ وَقَالُوا أَصَبْتَ. وَكَانَ الْمُسْلِمُونَ إِلَى عَلِيٍّ قَرِيبًا، حِينَ رَاجَعَ الأَمْرَ الْمَعْرُوفَ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 4240, 4241 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü