Kur'an'ı en çok ben bildiğim için altı ya da yedi yaşındayken kavmime imam oldum.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 4302, Kitap 64, Hadis 335
Türkçe meal

Amr b. Seleme (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

(Eyyûb dedi ki:) Ebû Kılâbe bana: “Onunla karşılaşıp ona sormaz mısın?” dedi. Ben de onunla karşılaştım ve ona sordum. O şöyle dedi: İnsanların uğrak yeri olan bir su başında bulunuyorduk. Yanımızdan süvari kafileleri geçerdi; onlara: “İnsanlara ne oluyor, insanlara ne oluyor? Bu adam nedir (kimdir)?” diye sorardık. Onlar da: “Allah'ın kendisini gönderdiğini, ona vahyettiğini -ya da Allah'ın ona şunu vahyettiğini- iddia ediyor” derlerdi. Ben o sözü ezberlerdim; sanki göğsüme yapıştırılıyordu. Araplar Müslüman olmak için fethi bekliyorlar ve: “Onu kavmiyle baş başa bırakın; eğer onlara galip gelirse o, sadık bir peygamberdir” diyorlardı. Fetih ehlinin vakası olunca her kavim Müslüman olmakta acele etti. Babam da kavmimden önce Müslüman oldu. (Babam) dönüp gelince şöyle dedi: “Vallahi size gerçekten Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) yanından geliyorum. O şöyle buyurdu: ‘Şu namazı şu vakitte kılın, şunu da şu vakitte kılın. Namaz vakti gelince biriniz ezan okusun, Kur'an'ı en çok bileniniz de size imam olsun.’” Baktılar; benden daha çok Kur'an bilen kimse yoktu; çünkü ben süvarilerden (Kur'an) öğreniyordum. Beni önlerine geçirdiler; ben altı ya da yedi yaşındaydım. Üzerimde bir bürde vardı; secdeye gittiğimde üstümden çekiliyordu. Mahalleden bir kadın: “Okuyucunuzun kıçını bizden örtmez misiniz?” dedi. Bunun üzerine (bez) satın alıp bana bir gömlek biçtiler. Hiçbir şeye o gömleğe sevindiğim kadar sevinmedim.

Sahîh-i Buhârî 4302, Kitap 64, Hadis 335

Arapça metin
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ سَلِمَةَ، قَالَ قَالَ لِي أَبُو قِلاَبَةَ أَلاَ تَلْقَاهُ فَتَسْأَلَهُ، قَالَ فَلَقِيتُهُ فَسَأَلْتُهُ فَقَالَ كُنَّا بِمَاءٍ مَمَرَّ النَّاسِ، وَكَانَ يَمُرُّ بِنَا الرُّكْبَانُ فَنَسْأَلُهُمْ مَا لِلنَّاسِ مَا لِلنَّاسِ مَا هَذَا الرَّجُلُ فَيَقُولُونَ يَزْعُمُ أَنَّ اللَّهَ أَرْسَلَهُ أَوْحَى إِلَيْهِ، أَوْ أَوْحَى اللَّهُ بِكَذَا. فَكُنْتُ أَحْفَظُ ذَلِكَ الْكَلاَمَ، وَكَأَنَّمَا يُغْرَى فِي صَدْرِي، وَكَانَتِ الْعَرَبُ تَلَوَّمُ بِإِسْلاَمِهِمِ الْفَتْحَ، فَيَقُولُونَ اتْرُكُوهُ وَقَوْمَهُ، فَإِنَّهُ إِنْ ظَهَرَ عَلَيْهِمْ فَهْوَ نَبِيٌّ صَادِقٌ. فَلَمَّا كَانَتْ وَقْعَةُ أَهْلِ الْفَتْحِ بَادَرَ كُلُّ قَوْمٍ بِإِسْلاَمِهِمْ، وَبَدَرَ أَبِي قَوْمِي بِإِسْلاَمِهِمْ، فَلَمَّا قَدِمَ قَالَ جِئْتُكُمْ وَاللَّهِ مِنْ عِنْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَقًّا فَقَالَ " صَلُّوا صَلاَةَ كَذَا فِي حِينِ كَذَا، وَصَلُّوا كَذَا فِي حِينِ كَذَا، فَإِذَا حَضَرَتِ الصَّلاَةُ، فَلْيُؤَذِّنْ أَحَدُكُمْ، وَلْيَؤُمَّكُمْ أَكْثَرُكُمْ قُرْآنًا ". فَنَظَرُوا فَلَمْ يَكُنْ أَحَدٌ أَكْثَرَ قُرْآنًا مِنِّي، لِمَا كُنْتُ أَتَلَقَّى مِنَ الرُّكْبَانِ، فَقَدَّمُونِي بَيْنَ أَيْدِيهِمْ، وَأَنَا ابْنُ سِتٍّ أَوْ سَبْعِ، سِنِينَ وَكَانَتْ عَلَىَّ بُرْدَةٌ، كُنْتُ إِذَا سَجَدْتُ تَقَلَّصَتْ عَنِّي، فَقَالَتِ امْرَأَةٌ مِنَ الْحَىِّ أَلاَ تُغَطُّوا عَنَّا اسْتَ قَارِئِكُمْ. فَاشْتَرَوْا فَقَطَعُوا لِي قَمِيصًا، فَمَا فَرِحْتُ بِشَىْءٍ فَرَحِي بِذَلِكَ الْقَمِيصِ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 4302 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü