Yûsuf b. Mâhek şöyle rivayet etti:
Ben mü'minlerin annesi Âişe'nin (radıyallahu anhâ) yanındaydım. O sırada Iraklı bir adam ona gelip: “Hangi kefen daha hayırlıdır?” dedi. (Âişe): “Yazık sana! (Bu) sana ne zarar verir?” dedi. (Adam): “Ey mü'minlerin annesi! Bana mushafını göster” dedi. “Niçin?” dedi. “Belki Kur'an'ı ona göre tertip ederim; çünkü o tertipsiz okunuyor” dedi. (Âişe) şöyle dedi: “Daha önce hangisini okuduğun sana ne zarar verir? Ondan ilk inen, içinde cennet ve cehennemin anıldığı mufassal sûrelerden bir sûredir. Nihayet insanlar İslâm'a yönelince helal ve haram (hükümleri) indi. Eğer ilk olarak ‘İçki içmeyin’ inseydi: ‘İçkiyi asla bırakmayız’ derlerdi. Eğer ‘Zina etmeyin’ inseydi: ‘Zinayı asla bırakmayız’ derlerdi. Ben oyun oynayan küçük bir kız iken Mekke'de Muhammed'e (sallallahu aleyhi ve sellem) şu âyet indi: ‘Hayır, kıyamet onlara vaat edilen asıl vakittir. Kıyamet ise daha belalı ve daha acıdır’ (Kamer 54/46). Bakara ve Nisâ sûreleri ise ancak ben onun yanında iken indi.” (Yûsuf) dedi ki: (Âişe) ona mushafı çıkardı ve sûrelerin âyetlerini ona yazdırdı.
Sahîh-i Buhârî 4993, Kitap 66, Hadis 15