Onlar melekler idi; senin sesine yaklaştılar. Eğer okusaydın insanlar sabahleyin onlara bakardı.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 5018, Kitap 66, Hadis 40
Türkçe meal

Üseyd b. Hudayr (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Bir gece o Bakara sûresini okurken atı yanında bağlı idi. Birden at şahlandı. (Üseyd) sustu, at da sakinleşti. Okudu, at yine şahlandı. Sustu, at da sakinleşti. Sonra okudu, at yine şahlandı. Bunun üzerine (okumayı) bıraktı. Oğlu Yahyâ da ata yakındı; atın ona zarar vermesinden korktu. Onu (oradan) çekince başını gökyüzüne kaldırdı; nihayet onu göremez oldu. Sabah olunca Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) anlattı. (Peygamber): “Oku ey İbn Hudayr! Oku ey İbn Hudayr!” buyurdu. (Üseyd) şöyle dedi: “Ey Allah'ın Resûlü! Atın Yahyâ'yı çiğnemesinden korktum; o, ona yakındı. Başımı kaldırdım ve ona yöneldim. Başımı gökyüzüne kaldırdım; bir de baktım ki gölgelik gibi bir şey, içinde kandiller gibi şeyler var. (Yükselip) çıktı, nihayet onu göremez oldum.” (Peygamber): “Bunun ne olduğunu biliyor musun?” buyurdu. “Hayır” dedi. “Onlar melekler idi; senin sesine yaklaştılar. Eğer okusaydın sabaha kadar kalırlar, insanlar onlara bakar, onlar da insanlardan gizlenmezlerdi” buyurdu.

İbnü'l-Hâd şöyle dedi: Bu hadisi bana Abdullah b. Habbâb da Ebû Saîd el-Hudrî'den, o da Üseyd b. Hudayr'dan rivayet etti.

Sahîh-i Buhârî 5018, Kitap 66, Hadis 40

Arapça metin
وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يَزِيدُ بْنُ الْهَادِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أُسَيْدِ بْنِ حُضَيْرٍ، قَالَ بَيْنَمَا هُوَ يَقْرَأُ مِنَ اللَّيْلِ سُورَةَ الْبَقَرَةِ وَفَرَسُهُ مَرْبُوطٌ عِنْدَهُ إِذْ جَالَتِ الْفَرَسُ فَسَكَتَ فَسَكَتَتْ فَقَرَأَ فَجَالَتِ الْفَرَسُ، فَسَكَتَ وَسَكَتَتِ الْفَرَسُ ثُمَّ قَرَأَ فَجَالَتِ الْفَرَسُ، فَانْصَرَفَ وَكَانَ ابْنُهُ يَحْيَى قَرِيبًا مِنْهَا فَأَشْفَقَ أَنْ تُصِيبَهُ فَلَمَّا اجْتَرَّهُ رَفَعَ رَأْسَهُ إِلَى السَّمَاءِ حَتَّى مَا يَرَاهَا فَلَمَّا أَصْبَحَ حَدَّثَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " اقْرَأْ يَا ابْنَ حُضَيْرٍ اقْرَأْ يَا ابْنَ حُضَيْرٍ ". قَالَ فَأَشْفَقْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنْ تَطَأَ يَحْيَى وَكَانَ مِنْهَا قَرِيبًا فَرَفَعْتُ رَأْسِي فَانْصَرَفْتُ إِلَيْهِ فَرَفَعْتُ رَأْسِي إِلَى السَّمَاءِ فَإِذَا مِثْلُ الظُّلَّةِ فِيهَا أَمْثَالُ الْمَصَابِيحِ فَخَرَجَتْ حَتَّى لاَ أَرَاهَا. قَالَ " وَتَدْرِي مَا ذَاكَ ". قَالَ لاَ. قَالَ " تِلْكَ الْمَلاَئِكَةُ دَنَتْ لِصَوْتِكَ وَلَوْ قَرَأْتَ لأَصْبَحَتْ يَنْظُرُ النَّاسُ إِلَيْهَا لاَ تَتَوَارَى مِنْهُمْ ". قَالَ ابْنُ الْهَادِ وَحَدَّثَنِي هَذَا الْحَدِيثَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ خَبَّابٍ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ عَنْ أُسَيْدِ بْنِ حُضَيْرٍ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 5018 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü