Resûlullah bu maldan ailesinin bir yıllık nafakasını harcar, kalanını Allah'ın malının konduğu yere koyardı.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 5358, Kitap 69, Hadis 8
Türkçe meal

Mâlik b. Evs b. Hadesân şöyle anlattı:

Ömer'in yanına girmek üzere gittim. (Oradayken) kapıcısı Yerfâ' gelip: “Osman, Abdurrahman, Zübeyr ve Sa'd izin istiyorlar; onları kabul eder misin?” dedi. Ömer: “Evet” dedi ve onlara izin verdi. Girip selam verdiler ve oturdular. Sonra Yerfâ' biraz bekledi ve Ömer'e: “Ali ile Abbas'ı kabul eder misin?” dedi. “Evet” dedi ve ikisine izin verdi. İçeri girince selam verip oturdular. Abbas: “Ey mü'minlerin emîri! Benimle bunun arasında hüküm ver” dedi. Osman ve arkadaşlarından oluşan topluluk: “Ey mü'minlerin emîri! Aralarında hüküm ver ve birini ötekinden rahatlat” dediler. Ömer şöyle dedi: “Ağır olun! Göğün ve yerin kendisiyle ayakta durduğu Allah adına size soruyorum: Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘Bize mirasçı olunmaz; bıraktığımız sadakadır’ dediğini biliyor musunuz?” Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bununla kendisini kastediyordu. Topluluk: “Evet, bunu söyledi” dedi. Bunun üzerine Ömer, Ali ile Abbas'a dönerek: “Allah adına size soruyorum, Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) bunu söylediğini biliyor musunuz?” dedi. İkisi: “Evet, bunu söyledi” dediler. Ömer şöyle dedi: “Öyleyse size bu meseleyi anlatayım: Allah bu mal konusunda Resûlü'ne (sallallahu aleyhi ve sellem) başka hiç kimseye vermediği bir şeyi has kıldı. Allah şöyle buyurdu: ‘Allah'ın onlardan Resûlü'ne fey olarak verdiği şeye gelince, siz onun için ne at ne de deve koşturdunuz...’ -‘...kadirdir’ sözüne kadar- (Haşr 59/6). Böylece bu (mal) Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) has kılındı. Allah'a yemin olsun ki o, bunu sizi bırakıp kendisine ayırmadı, size tercih edip kendine tahsis etmedi; onu size verdi ve aranızda dağıttı; nihayet ondan bu mal kaldı. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu maldan ailesinin bir yıllık nafakasını harcar, sonra kalanını alır ve onu Allah'ın malının konduğu yere koyardı. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatı boyunca böyle yaptı. Allah adına size soruyorum, bunu biliyor musunuz?” “Evet” dediler. Ali ile Abbas'a: “Allah adına size soruyorum, bunu biliyor musunuz?” dedi. İkisi: “Evet” dediler. (Ömer devam etti:) “Sonra Allah, Peygamberi'nin (sallallahu aleyhi ve sellem) ruhunu aldı. Ebû Bekir: ‘Ben Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) velisiyim’ dedi ve onu teslim aldı; onda Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yaptığı gibi davrandı. Siz ikiniz o zaman -Ali ile Abbas'a yöneldi- Ebû Bekir'in şöyle şöyle olduğunu iddia ediyordunuz. Allah bilir ki o, bu işte doğru, iyi, isabetli ve hakka tâbi idi. Sonra Allah, Ebû Bekir'in ruhunu aldı. Ben de: ‘Ben Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Ebû Bekir'in velisiyim’ dedim ve onu iki yıl elimde tuttum; onda Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Ebû Bekir'in yaptığı gibi davrandım. Sonra ikiniz sözünüz bir, işiniz birlik olarak bana geldiniz. Sen (Abbas) kardeşinin oğlundan payını istemeye geldin; bu da (Ali) hanımının babasından payını istemeye geldi. Ben de: ‘Dilerseniz, Allah'ın ahdi ve misakı üzerinize olmak üzere, onda Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yaptığı, Ebû Bekir'in yaptığı ve ben onu üstlendiğimden beri benim yaptığım gibi davranacağınız şartıyla onu size teslim ederim; yoksa bu konuda benimle konuşmayın’ dedim. Siz de: ‘Onu bu şartla bize teslim et’ dediniz. Ben de onu bu şartla size teslim ettim. Allah adına size soruyorum, onu bu şartla onlara teslim ettim mi?” Topluluk: “Evet” dedi. Sonra Ali ile Abbas'a yönelip: “Allah adına size soruyorum, onu bu şartla size teslim ettim mi?” dedi. İkisi: “Evet” dediler. (Ömer) şöyle dedi: “Benden bundan başka bir hüküm mü istiyorsunuz? İzniyle göğün ve yerin ayakta durduğu Allah'a yemin olsun ki kıyamet kopuncaya kadar bu konuda bundan başka bir hüküm vermem. Eğer onu (idare etmekten) aciz kalırsanız bana geri verin; onu sizin yerinize ben idare ederim.”

Sahîh-i Buhârî 5358, Kitap 69, Hadis 8

Arapça metin
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَالِكُ بْنُ أَوْسِ بْنِ الْحَدَثَانِ، وَكَانَ، مُحَمَّدُ بْنُ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ ذَكَرَ لِي ذِكْرًا مِنْ حَدِيثِهِ، فَانْطَلَقْتُ حَتَّى دَخَلْتُ عَلَى مَالِكِ بْنِ أَوْسٍ فَسَأَلْتُهُ فَقَالَ مَالِكٌ انْطَلَقْتُ حَتَّى أَدْخُلَ عَلَى عُمَرَ، إِذْ أَتَاهُ حَاجِبُهُ يَرْفَا فَقَالَ هَلْ لَكَ فِي عُثْمَانَ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ وَالزُّبَيْرِ وَسَعْدٍ يَسْتَأْذِنُونَ قَالَ نَعَمْ. فَأَذِنَ لَهُمْ ـ قَالَ ـ فَدَخَلُوا وَسَلَّمُوا فَجَلَسُوا، ثُمَّ لَبِثَ يَرْفَا قَلِيلاً فَقَالَ لِعُمَرَ هَلْ لَكَ فِي عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ قَالَ نَعَمْ. فَأَذِنَ لَهُمَا، فَلَمَّا دَخَلاَ سَلَّمَا وَجَلَسَا، فَقَالَ عَبَّاسٌ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ اقْضِ بَيْنِي وَبَيْنَ هَذَا. فَقَالَ الرَّهْطُ عُثْمَانُ وَأَصْحَابُهُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ اقْضِ بَيْنَهُمَا، وَأَرِحْ أَحَدَهُمَا مِنَ الآخَرِ. فَقَالَ عُمَرُ اتَّئِدُوا أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ الَّذِي بِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ، هَلْ تَعْلَمُونَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ " . يُرِيدُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَفْسَهُ. قَالَ الرَّهْطُ قَدْ قَالَ ذَلِكَ. فَأَقْبَلَ عُمَرُ عَلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ هَلْ تَعْلَمَانِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ذَلِكَ قَالاَ قَدْ قَالَ ذَلِكَ. قَالَ عُمَرُ فَإِنِّي أُحَدِّثُكُمْ عَنْ هَذَا الأَمْرِ، إِنَّ اللَّهَ كَانَ خَصَّ رَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْمَالِ بِشَىْءٍ لَمْ يُعْطِهِ أَحَدًا غَيْرَهُ، قَالَ اللَّهُ {مَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْهُمْ فَمَا أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ} إِلَى قَوْلِهِ {قَدِيرٌ}. فَكَانَتْ هَذِهِ خَالِصَةً لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاللَّهِ مَا احْتَازَهَا دُونَكُمْ وَلاَ اسْتَأْثَرَ بِهَا عَلَيْكُمْ، لَقَدْ أَعْطَاكُمُوهَا وَبَثَّهَا فِيكُمْ، حَتَّى بَقِيَ مِنْهَا هَذَا الْمَالُ، فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُنْفِقُ عَلَى أَهْلِهِ نَفَقَةَ سَنَتِهِمْ مِنْ هَذَا الْمَالِ، ثُمَّ يَأْخُذُ مَا بَقِيَ، فَيَجْعَلُهُ مَجْعَلَ مَالِ اللَّهِ، فَعَمِلَ بِذَلِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَيَاتَهُ، أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ، هَلْ تَعْلَمُونَ ذَلِكَ قَالُوا نَعَمْ. قَالَ لِعَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ هَلْ تَعْلَمَانِ ذَلِكَ قَالاَ نَعَمْ. ثُمَّ تَوَفَّى اللَّهُ نَبِيَّهُ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ أَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَبَضَهَا أَبُو بَكْرٍ يَعْمَلُ فِيهَا بِمَا عَمِلَ بِهِ فِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَنْتُمَا حِينَئِذٍ ـ وَأَقْبَلَ عَلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ ـ تَزْعُمَانِ أَنَّ أَبَا بَكْرٍ كَذَا وَكَذَا، وَاللَّهُ يَعْلَمُ أَنَّهُ فِيهَا صَادِقٌ بَارٌّ رَاشِدٌ تَابِعٌ لِلْحَقِّ، ثُمَّ تَوَفَّى اللَّهُ أَبَا بَكْرٍ فَقُلْتُ أَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبِي بَكْرٍ، فَقَبَضْتُهَا سَنَتَيْنِ أَعْمَلُ فِيهَا بِمَا عَمِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ، ثُمَّ جِئْتُمَانِي وَكَلِمَتُكُمَا وَاحِدَةٌ وَأَمْرُكُمَا جَمِيعٌ، جِئْتَنِي تَسْأَلُنِي نَصِيبَكَ مِنِ ابْنِ أَخِيكَ، وَأَتَى هَذَا يَسْأَلُنِي نَصِيبَ امْرَأَتِهِ مِنْ أَبِيهَا، فَقُلْتُ إِنْ شِئْتُمَا دَفَعْتُهُ إِلَيْكُمَا عَلَى أَنَّ عَلَيْكُمَا عَهْدَ اللَّهِ وَمِيثَاقَهُ لَتَعْمَلاَنِ فِيهَا بِمَا عَمِلَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبِمَا عَمِلَ بِهِ فِيهَا أَبُو بَكْرٍ، وَبِمَا عَمِلْتُ بِهِ فِيهَا، مُنْذُ وُلِّيتُهَا، وَإِلاَّ فَلاَ تُكَلِّمَانِي فِيهَا فَقُلْتُمَا ادْفَعْهَا إِلَيْنَا بِذَلِكَ. فَدَفَعْتُهَا إِلَيْكُمَا بِذَلِكَ، أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ هَلْ دَفَعْتُهَا إِلَيْهِمَا بِذَلِكَ فَقَالَ الرَّهْطُ نَعَمْ. قَالَ فَأَقْبَلَ عَلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ هَلْ دَفَعْتُهَا إِلَيْكُمَا بِذَلِكَ قَالاَ نَعَمْ. قَالَ أَفَتَلْتَمِسَانِ مِنِّي قَضَاءً غَيْرَ ذَلِكَ، فَوَالَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ لاَ أَقْضِي فِيهَا قَضَاءً غَيْرَ ذَلِكَ، حَتَّى تَقُومَ السَّاعَةُ، فَإِنْ عَجَزْتُمَا عَنْهَا فَادْفَعَاهَا فَأَنَا أَكْفِيكُمَاهَا.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 5358 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü