Fülân (Husayn'ın adını vermediği râvi) şöyle dedi:
Ebû Abdurrahmân ile Hibbân b. Atıyye tartıştılar. Ebû Abdurrahmân, Hibbân'a: “Arkadaşını -Ali'yi kastediyordu- kan dökmeye cüretkâr kılan şeyi biliyorum” dedi. (Hibbân): “Babasız kalası! O nedir?” dedi. “Onun söylerken işittiğim bir şey” dedi. “Nedir?” dedi. (Ebû Abdurrahmân Ali'nin şöyle dediğini nakletti): “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) beni, Zübeyr'i ve Ebû Mersed'i gönderdi; hepimiz atlıydık. ‘Gidin, Ravzatu Hâc'a varın -Ebû Seleme dedi ki: Ebû Avâne böyle ”Hâc“ dedi- orada yanında Hâtıb b. Ebû Beltea'dan müşriklere (yazılmış) bir sahife bulunan bir kadın var; onu bana getirin’ buyurdu. Atlarımız üzerinde yola çıktık; nihayet Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) bize söylediği yerde, kendisine ait bir deve üzerinde giderken ona yetiştik. (Hâtıb), Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara doğru yola çıkacağını Mekke halkına yazmıştı. ‘Yanındaki mektup nerede?’ dedik. ‘Yanımda mektup yok’ dedi. Devesini çöktürdük, yükünü aradık, bir şey bulamadık. Arkadaşım: ‘Yanında mektup göremiyoruz’ dedi. Ben de: ‘Biliyoruz ki Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yalan söylemedi’ dedim.”
Sonra Ali, kendisiyle yemin edilen (Allah) adına yemin etti: “Ya mektubu çıkarırsın ya da seni soyarım!” Bunun üzerine kadın, bir örtüyle kuşanmış olduğu belinin bağına uzandı ve sahifeyi çıkardı. Onu Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiler. Ömer: “Ey Allah'ın Resûlü! Allah'a, Resûlü'ne ve müminlere ihanet etti; bırak da boynunu vurayım” dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Ey Hâtıb! Seni yaptığın şeye ne sevk etti?” buyurdu. (Hâtıb): “Ey Allah'ın Resûlü! Allah'a ve Resûlü'ne iman etmemem için bir sebebim yok; fakat o kavim nezdinde, onunla ailemi ve malımı koruyacağım bir iyiliğim olsun istedim. Senin ashabından orada, Allah'ın onun sayesinde ailesini ve malını koruduğu kavminden biri olmayan kimse yoktur” dedi. “Doğru söyledi; ona hayırdan başka bir şey söylemeyin” buyurdu. Ömer tekrar: “Ey Allah'ın Resûlü! Allah'a, Resûlü'ne ve müminlere ihanet etti; bırak da boynunu vurayım” dedi. Şöyle buyurdu: “O Bedir ehlinden değil mi? Ne bilirsin, belki Allah onlara muttali olup ‘Dilediğinizi yapın, size cenneti vacip kıldım’ buyurmuştur.” Bunun üzerine (Ömer'in) gözleri yaşlarla doldu ve “Allah ve Resûlü daha iyi bilir” dedi.
Sahîh-i Buhârî 6939, Kitap 88, Hadis 21