Allah mü'minleri kıyamet günü toplar; Âdem, Nûh, İbrâhîm, Mûsâ ve Îsâ'dan sonra Muhammed şefaat eder.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 7410, Kitap 97, Hadis 39
Türkçe meal

Enes (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah kıyamet günü mü'minleri bu şekilde toplar. Onlar: ‘Rabbimize (bizim için) şefaat edecek birini arasak da bizi bu yerimizden kurtarsa!’ derler. Âdem'e gelirler ve: ‘Ey Âdem! İnsanları (hâllerini) görmüyor musun? Allah seni eliyle yarattı, meleklerini sana secde ettirdi ve sana her şeyin isimlerini öğretti. Rabbimize bizim için şefaat et de bizi bu yerimizden kurtarsın’ derler. O: ‘Ben o (makamda) değilim’ der -ve işlediği hatasını onlara anar-, ‘fakat Nûh'a gidin; çünkü o, Allah'ın yeryüzü halkına gönderdiği ilk resûldür.’ Nûh'a gelirler; o: ‘Ben o (makamda) değilim’ der -ve işlediği hatasını anar-, ‘fakat Rahmân'ın dostu İbrâhîm'e gidin.’ İbrâhîm'e gelirler; o: ‘Ben o (makamda) değilim’ der -ve işlediği hatalarını onlara anar-, ‘fakat Allah'ın kendisine Tevrat'ı verdiği ve onunla konuştuğu bir kul olan Mûsâ'ya gidin.’ Mûsâ'ya gelirler; o: ‘Ben o (makamda) değilim’ der -ve işlediği hatasını onlara anar-, ‘fakat Allah'ın kulu, resûlü, kelimesi ve ruhu olan Îsâ'ya gidin.’ Îsâ'ya gelirler; o: ‘Ben o (makamda) değilim; fakat geçmiş ve gelecek günahları bağışlanmış bir kul olan Muhammed'e (sallallahu aleyhi ve sellem) gidin’ der. Bunun üzerine bana gelirler. Ben de gider, Rabbimin huzuruna girmek için izin isterim; bana izin verilir. Rabbimi gördüğümde O'na secdeye kapanırım. Allah beni dilediği kadar (o hâlde) bırakır. Sonra bana: ‘(Başını) kaldır ey Muhammed! Söyle, işitilsin; iste, verilsin; şefaat et, şefaatin kabul edilsin’ denir. Ben de Rabbime, bana öğrettiği övgülerle hamd ederim. Sonra şefaat ederim; bana bir sınır belirler, ben de onları cennete koyarım. Sonra dönerim; Rabbimi gördüğümde secdeye kapanırım. Allah beni dilediği kadar (o hâlde) bırakır. Sonra: ‘(Başını) kaldır ey Muhammed! Söyle, işitilsin; iste, verilsin; şefaat et, şefaatin kabul edilsin’ denir. Ben de Rabbime, Rabbimin bana öğrettiği övgülerle hamd ederim. Sonra şefaat ederim; bana bir sınır belirler, ben de onları cennete koyarım. Sonra dönerim; Rabbimi gördüğümde secdeye kapanırım. Allah beni dilediği kadar (o hâlde) bırakır. Sonra: ‘(Başını) kaldır ey Muhammed! Söyle, işitilsin; iste, verilsin; şefaat et, şefaatin kabul edilsin’ denir. Ben de Rabbime, bana öğrettiği övgülerle hamd ederim. Sonra şefaat ederim; bana bir sınır belirler, ben de onları cennete koyarım. Sonra dönerim ve: ‘Ey Rabbim! Ateşte, Kur'an'ın alıkoyduğu ve ebedî kalması gerekmiş olanlardan başka kimse kalmadı’ derim.”

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Lâ ilâhe illallah diyen ve kalbinde arpa ağırlığınca hayır bulunan kimse ateşten çıkar. Sonra Lâ ilâhe illallah diyen ve kalbinde buğday ağırlığınca hayır bulunan kimse ateşten çıkar. Sonra Lâ ilâhe illallah diyen ve kalbinde zerre ağırlığınca hayır bulunan kimse ateşten çıkar.”

Sahîh-i Buhârî 7410, Kitap 97, Hadis 39

Arapça metin
حَدَّثَنِي مُعَاذُ بْنُ فَضَالَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَجْمَعُ اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَذَلِكَ فَيَقُولُونَ لَوِ اسْتَشْفَعْنَا إِلَى رَبِّنَا حَتَّى يُرِيحَنَا مِنْ مَكَانِنَا هَذَا. فَيَأْتُونَ آدَمَ فَيَقُولُونَ يَا آدَمُ أَمَا تَرَى النَّاسَ خَلَقَكَ اللَّهُ بِيَدِهِ وَأَسْجَدَ لَكَ مَلاَئِكَتَهُ وَعَلَّمَكَ أَسْمَاءَ كُلِّ شَىْءٍ، شَفِّعْ لَنَا إِلَى رَبِّنَا حَتَّى يُرِيحَنَا مِنْ مَكَانِنَا هَذَا. فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكَ ـ وَيَذْكُرُ لَهُمْ خَطِيئَتَهُ الَّتِي أَصَابَ ـ وَلَكِنِ ائْتُوا نُوحًا، فَإِنَّهُ أَوَّلُ رَسُولٍ بَعَثَهُ اللَّهُ إِلَى أَهْلِ الأَرْضِ. فَيَأْتُونَ نُوحًا فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ الَّتِي أَصَابَ ـ وَلَكِنِ ائْتُوا إِبْرَاهِيمَ خَلِيلَ الرَّحْمَنِ. فَيَأْتُونَ إِبْرَاهِيمَ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ لَهُمْ خَطَايَاهُ الَّتِي أَصَابَهَا ـ وَلَكِنِ ائْتُوا مُوسَى عَبْدًا أَتَاهُ اللَّهُ التَّوْرَاةَ وَكَلَّمَهُ تَكْلِيمًا ـ فَيَأْتُونَ مُوسَى فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ لَهُمْ خَطِيئَتَهُ الَّتِي أَصَابَ ـ وَلَكِنِ ائْتُوا عِيسَى عَبْدَ اللَّهِ وَرَسُولَهُ وَكَلِمَتَهُ وَرُوحَهُ. فَيَأْتُونَ عِيسَى فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ وَلَكِنِ ائْتُوا مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم عَبْدًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ. فَيَأْتُونِي فَأَنْطَلِقُ فَأَسْتَأْذِنُ عَلَى رَبِّي فَيُؤْذَنُ لِي عَلَيْهِ، فَإِذَا رَأَيْتُ رَبِّي وَقَعْتُ لَهُ سَاجِدًا فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدَعَنِي ثُمَّ يُقَالُ لِي ارْفَعْ مُحَمَّدُ، وَقُلْ يُسْمَعْ، وَسَلْ تُعْطَهْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ. فَأَحْمَدُ رَبِّي بِمَحَامِدَ عَلَّمَنِيهَا، ثُمَّ أَشْفَعُ فَيَحُدُّ لِي حَدًّا فَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ، ثُمَّ أَرْجِعُ فَإِذَا رَأَيْتُ رَبِّي وَقَعْتُ سَاجِدًا، فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدَعَنِي ثُمَّ يُقَالُ ارْفَعْ مُحَمَّدُ، وَقُلْ يُسْمَعْ، وَسَلْ تُعْطَهْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ، فَأَحْمَدُ رَبِّي بِمَحَامِدَ عَلَّمَنِيهَا رَبِّي ثُمَّ أَشْفَعُ فَيَحُدُّ لِي حَدًّا فَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ، ثُمَّ أَرْجِعُ فَإِذَا رَأَيْتُ رَبِّي وَقَعْتُ سَاجِدًا، فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدَعَنِي ثُمَّ يُقَالُ ارْفَعْ مُحَمَّدُ، قُلْ يُسْمَعْ، وَسَلْ تُعْطَهْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ، فَأَحْمَدُ رَبِّي بِمَحَامِدَ عَلَّمَنِيهَا، ثُمَّ أَشْفَعُ فَيَحُدُّ لِي حَدًّا فَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ، ثُمَّ أَرْجِعُ فَأَقُولُ يَا رَبِّ مَا بَقِيَ فِي النَّارِ إِلاَّ مَنْ حَبَسَهُ الْقُرْآنُ وَوَجَبَ عَلَيْهِ الْخُلُودُ ". قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَخْرُجُ مِنَ النَّارِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. وَكَانَ فِي قَلْبِهِ مِنَ الْخَيْرِ مَا يَزِنُ شَعِيرَةً، ثُمَّ يَخْرُجُ مِنَ النَّارِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. وَكَانَ فِي قَلْبِهِ مِنَ الْخَيْرِ مَا يَزِنُ بُرَّةً، ثُمَّ يَخْرُجُ مِنَ النَّارِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. وَكَانَ فِي قَلْبِهِ مَا يَزِنُ مِنَ الْخَيْرِ ذَرَّةً ".

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 7410 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü