İzzetime, celâlime, kibriyâma ve azametime yemin olsun ki Lâ ilâhe illallah diyeni ateşten mutlaka çıkaracağım.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 7510, Kitap 97, Hadis 135
Türkçe meal

Ma'bed b. Hilâl el-Anezî şöyle dedi:

Biz Basralılardan bazı insanlar toplandık ve Enes b. Mâlik'e (radıyallahu anh) gittik. Bizim adımıza ona şefaat hadisini sorsun diye Sâbit'i de beraberimizde ona götürdük. Bir de baktık ki o köşkünde; ona duha namazı kılarken rastladık. İzin istedik, o da bize izin verdi; kendisi yatağının üzerinde oturuyordu. Sâbit'e: “Ona şefaat hadisinden önce hiçbir şey sorma” dedik. (Sâbit): “Ey Ebû Hamza! Bunlar Basralılardan kardeşlerin; sana şefaat hadisini sormaya geldiler” dedi. (Enes) şöyle dedi: Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) bize şöyle anlattı: “Kıyamet günü olunca insanlar birbirine karışıp dalgalanır. Âdem'e gelip: ‘Rabbine bizim için şefaat et’ derler. O: ‘Ben bunun ehli değilim; fakat siz İbrâhîm'e gidin, çünkü o Rahmân'ın dostudur (halîl)’ der. İbrâhîm'e gelirler. O: ‘Ben bunun ehli değilim; fakat siz Mûsâ'ya gidin, çünkü o Allah'ın kendisiyle konuştuğu kimsedir (kelîmullah)’ der. Mûsâ'ya gelirler. O: ‘Ben bunun ehli değilim; fakat siz Îsâ'ya gidin, çünkü o Allah'ın ruhu ve kelimesidir’ der. Îsâ'ya gelirler. O: ‘Ben bunun ehli değilim; fakat siz Muhammed'e (sallallahu aleyhi ve sellem) gidin’ der. Bana gelirler, ben de: ‘Bunun ehli benim’ derim. Rabbimin huzuruna girmek için izin isterim, bana izin verilir. Bana, şu an aklıma gelmeyen, kendisine onlarla hamd edeceğim hamdleri ilham eder. Ona o hamdlerle hamd ederim ve O'nun için secdeye kapanırım. Bunun üzerine: ‘Ey Muhammed! Başını kaldır; söyle, sözün dinlenir; iste, sana verilir; şefaat et, şefaatin kabul edilir’ denir. Ben: ‘Ey Rabbim! Ümmetim, ümmetim!’ derim. ‘Git, kalbinde arpa tanesi ağırlığınca iman bulunanı (ateşten) çıkar’ denir. Gider, (öyle) yaparım. Sonra dönüp O'na o hamdlerle hamd ederim, sonra O'nun için secdeye kapanırım. ‘Ey Muhammed! Başını kaldır; söyle, sözün dinlenir; iste, sana verilir; şefaat et, şefaatin kabul edilir’ denir. Ben: ‘Ey Rabbim! Ümmetim, ümmetim!’ derim. ‘Git, oradan kalbinde zerre ya da hardal tanesi ağırlığınca iman bulunanı çıkar’ denir. Gider, (öyle) yaparım. Sonra dönüp O'na o hamdlerle hamd ederim, sonra O'nun için secdeye kapanırım. ‘Ey Muhammed! Başını kaldır; söyle, sözün dinlenir; iste, sana verilir; şefaat et, şefaatin kabul edilir’ denir. Ben: ‘Ey Rabbim! Ümmetim, ümmetim!’ derim. (Allah): ‘Git, kalbinde hardal tanesi ağırlığının en azından da az, en azından da az (bir) imanı bulunanı çıkar; onu ateşten çıkar’ buyurur. Gider, (öyle) yaparım.”

Enes'in yanından çıkınca arkadaşlarımızdan bazılarına: “Ebû Halîfe'nin evinde gizlenmekte olan Hasan'a uğrasak da Enes b. Mâlik'in bize anlattığını ona anlatsak” dedim. Ona gidip selam verdik; bize izin verdi. Ona: “Ey Ebû Saîd! Sana kardeşin Enes b. Mâlik'in yanından geldik; şefaat hakkında bize anlattığının benzerini görmedik” dedik. “Anlatın” dedi. Ona hadisi anlattık; (anlatış) şu yere varınca (yine): “Devam edin” dedi. “Bize bundan fazlasını anlatmadı” dedik. Şöyle dedi: “Yirmi yıl önce, o güçlü kuvvetliyken bana bunu anlatmıştı. Bilmiyorum, unuttu mu, yoksa (buna) güvenip (amelden) geri durmanızı mı hoş görmedi?” “Ey Ebû Saîd! Bize anlat” dedik. Güldü ve: “İnsan aceleci yaratılmıştır. Bunu ancak size anlatmak istediğim için andım. Size anlattığı gibi bana da anlattı ve (Peygamber'in şöyle buyurduğunu) söyledi” dedi: “Sonra dördüncü defa dönüp O'na o (hamdler)le hamd ederim, sonra O'nun için secdeye kapanırım. ‘Ey Muhammed! Başını kaldır; söyle, (sözün) dinlenir; iste, sana verilir; şefaat et, şefaatin kabul edilir’ denir. Ben: ‘Ey Rabbim! Lâ ilâhe illallah diyen kimse hakkında bana izin ver’ derim. (Allah): ‘İzzetime, celâlime, kibriyâma ve azametime yemin olsun ki Lâ ilâhe illallah diyeni oradan mutlaka çıkaracağım’ buyurur.”

Sahîh-i Buhârî 7510, Kitap 97, Hadis 135

Arapça metin
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، حَدَّثَنَا مَعْبَدُ بْنُ هِلاَلٍ الْعَنَزِيُّ، قَالَ اجْتَمَعْنَا نَاسٌ مِنْ أَهْلِ الْبَصْرَةِ فَذَهَبْنَا إِلَى أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ وَذَهَبْنَا مَعَنَا بِثَابِتٍ إِلَيْهِ يَسْأَلُهُ لَنَا عَنْ حَدِيثِ الشَّفَاعَةِ، فَإِذَا هُوَ فِي قَصْرِهِ فَوَافَقْنَاهُ يُصَلِّي الضُّحَى، فَاسْتَأْذَنَّا، فَأَذِنَ لَنَا وَهْوَ قَاعِدٌ عَلَى فِرَاشِهِ فَقُلْنَا لِثَابِتٍ لاَ تَسْأَلْهُ عَنْ شَىْءٍ أَوَّلَ مِنْ حَدِيثِ الشَّفَاعَةِ فَقَالَ يَا أَبَا حَمْزَةَ هَؤُلاَءِ إِخْوَانُكَ مِنْ أَهْلِ الْبَصْرَةِ جَاءُوكَ يَسْأَلُونَكَ عَنْ حَدِيثِ الشَّفَاعَةِ. فَقَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ مَاجَ النَّاسُ بَعْضُهُمْ فِي بَعْضٍ فَيَأْتُونَ آدَمَ فَيَقُولُونَ اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ. فَيَقُولُ لَسْتُ لَهَا وَلَكِنْ عَلَيْكُمْ بِإِبْرَاهِيمَ فَإِنَّهُ خَلِيلُ الرَّحْمَنِ. فَيَأْتُونَ إِبْرَاهِيمَ فَيَقُولُ لَسْتُ لَهَا وَلَكِنْ عَلَيْكُمْ بِمُوسَى فَإِنَّهُ كَلِيمُ اللَّهِ. فَيَأْتُونَ مُوسَى فَيَقُولُ لَسْتُ لَهَا وَلَكِنْ عَلَيْكُمْ بِعِيسَى فَإِنَّهُ رُوحُ اللَّهِ وَكَلِمَتُهُ. فَيَأْتُونَ عِيسَى فَيَقُولُ لَسْتُ لَهَا وَلَكِنْ عَلَيْكُمْ بِمُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم فَيَأْتُونِي فَأَقُولُ أَنَا لَهَا. فَأَسْتَأْذِنُ عَلَى رَبِّي فَيُؤْذَنُ لِي وَيُلْهِمُنِي مَحَامِدَ أَحْمَدُهُ بِهَا لاَ تَحْضُرُنِي الآنَ، فَأَحْمَدُهُ بِتِلْكَ الْمَحَامِدِ وَأَخِرُّ لَهُ سَاجِدًا فَيُقَالُ يَا مُحَمَّدُ ارْفَعْ رَأْسَكَ، وَقُلْ يُسْمَعْ لَكَ، وَسَلْ تُعْطَ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ. فَأَقُولُ يَا رَبِّ أُمَّتِي أُمَّتِي. فَيُقَالُ انْطَلِقْ فَأَخْرِجْ مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ شَعِيرَةٍ مِنْ إِيمَانٍ. فَأَنْطَلِقُ فَأَفْعَلُ ثُمَّ أَعُودُ فَأَحْمَدُهُ بِتِلْكَ الْمَحَامِدِ، ثُمَّ أَخِرُّ لَهُ سَاجِدًا فَيُقَالُ يَا مُحَمَّدُ ارْفَعْ رَأْسَكَ، وَقُلْ يُسْمَعْ لَكَ، وَسَلْ تُعْطَ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ، فَأَقُولُ يَا رَبِّ أُمَّتِي أُمَّتِي. فَيُقَالُ انْطَلِقْ فَأَخْرِجْ مِنْهَا مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ أَوْ خَرْدَلَةٍ مِنْ إِيمَانٍ. فَأَنْطَلِقُ فَأَفْعَلُ ثُمَّ أَعُودُ فَأَحْمَدُهُ بِتِلْكَ الْمَحَامِدِ، ثُمَّ أَخِرُّ لَهُ سَاجِدًا فَيُقَالُ يَا مُحَمَّدُ ارْفَعْ رَأْسَكَ، وَقُلْ يُسْمَعْ لَكَ، وَسَلْ تُعْطَ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ. فَأَقُولُ يَا رَبِّ أُمَّتِي أُمَّتِي. فَيَقُولُ انْطَلِقْ فَأَخْرِجْ مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ أَدْنَى أَدْنَى أَدْنَى مِثْقَالِ حَبَّةِ خَرْدَلٍ مِنْ إِيمَانٍ، فَأَخْرِجْهُ مِنَ النَّارِ. فَأَنْطَلِقُ فَأَفْعَلُ ". فَلَمَّا خَرَجْنَا مِنْ عِنْدِ أَنَسٍ قُلْتُ لِبَعْضِ أَصْحَابِنَا لَوْ مَرَرْنَا بِالْحَسَنِ وَهْوَ مُتَوَارٍ فِي مَنْزِلِ أَبِي خَلِيفَةَ فَحَدَّثَنَا بِمَا حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، فَأَتَيْنَاهُ فَسَلَّمْنَا عَلَيْهِ فَأَذِنَ لَنَا فَقُلْنَا لَهُ يَا أَبَا سَعِيدٍ جِئْنَاكَ مِنْ عِنْدِ أَخِيكَ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ فَلَمْ نَرَ مِثْلَ مَا حَدَّثَنَا فِي الشَّفَاعَةِ، فَقَالَ هِيهِ، فَحَدَّثْنَاهُ بِالْحَدِيثِ فَانْتَهَى إِلَى هَذَا الْمَوْضِعِ فَقَالَ هِيهِ، فَقُلْنَا لَمْ يَزِدْ لَنَا عَلَى هَذَا. فَقَالَ لَقَدْ حَدَّثَنِي وَهْوَ جَمِيعٌ مُنْذُ عِشْرِينَ سَنَةً فَلاَ أَدْرِي أَنَسِيَ أَمْ كَرِهَ أَنْ تَتَّكِلُوا. قُلْنَا يَا أَبَا سَعِيدٍ فَحَدِّثْنَا، فَضَحِكَ وَقَالَ خُلِقَ الإِنْسَانُ عَجُولاً مَا ذَكَرْتُهُ إِلاَّ وَأَنَا أُرِيدُ أَنْ أُحَدِّثَكُمْ حَدَّثَنِي كَمَا حَدَّثَكُمْ بِهِ قَالَ " ثُمَّ أَعُودُ الرَّابِعَةَ فَأَحْمَدُهُ بِتِلْكَ، ثُمَّ أَخِرُّ لَهُ سَاجِدًا فَيُقَالُ يَا مُحَمَّدُ ارْفَعْ رَأْسَكَ وَقُلْ يُسْمَعْ، وَسَلْ تُعْطَهْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ. فَأَقُولُ يَا رَبِّ ائْذَنْ لِي فِيمَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. فَيَقُولُ وَعِزَّتِي وَجَلاَلِي وَكِبْرِيَائِي وَعَظَمَتِي لأُخْرِجَنَّ مِنْهَا مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ".

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 7510 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü