Enes b. Mâlik (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:
Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Kâbe mescidinden gece yürütüldüğü (isrâ) gece, kendisine vahiy gelmeden önce, o Mescid-i Harâm'da uyurken ona üç kişi geldi. İlki: “Hangisi o?” dedi. Ortancası: “O, onların en hayırlısıdır” dedi. Sonuncusu: “Onların en hayırlısını alın” dedi. O gece (bu kadar) oldu. Başka bir gece (yine) kalbinin gördüğü bir hâlde ona gelinceye kadar onları görmedi. Gözü uyur, kalbi uyumazdı. Peygamberler de böyledir; gözleri uyur, kalpleri uyumaz. Onunla konuşmadılar; nihayet onu taşıyıp Zemzem kuyusunun yanına koydular. Aralarından onun işini Cebrâil üstlendi. Cebrâil onun boğazının altından göğsünün üst kısmına kadar olan yeri yardı; nihayet göğsünü ve içini boşalttı. Onu kendi eliyle Zemzem suyundan yıkadı; nihayet içini temizledi. Sonra altından bir leğen getirildi; içinde iman ve hikmetle doldurulmuş altından bir kap vardı. Onunla göğsünü ve legâdîdini -yani boğazının damarlarını- doldurdu, sonra (göğsünü) kapattı. Sonra onu dünya semasına yükseltti ve onun kapılarından birini çaldı. Sema ehli ona: “Bu kim?” diye seslendi. “Cebrâil” dedi. “Seninle beraber kim var?” dediler. “Benimle beraber Muhammed var” dedi. “Ona (elçi) gönderildi mi?” dedi. “Evet” dedi. “Merhaba ona, hoş geldi” dediler. Sema ehli onunla müjdelenip sevinir; Allah onlara bildirmedikçe sema ehli Allah'ın onunla yeryüzünde ne murat ettiğini bilmez. Dünya semasında Âdem'i buldu. Cebrâil ona: “Bu baban; ona selam ver” dedi. Ona selam verdi, Âdem de onun selamını aldı ve: “Merhaba, hoş geldin oğlum! Sen ne güzel oğulsun” dedi. Bir de baktı ki dünya semasında akıp giden iki nehir var. “Ey Cebrâil! Bu iki nehir nedir?” dedi. “Bunlar Nil ve Fırat'ın asıl kaynağıdır” dedi. Sonra onu semada gezdirdi. Bir de baktı ki üzerinde inci ve zebercetten bir köşk bulunan başka bir nehir. Elini (ona) vurdu, bir de ne görsün, misk! “Ey Cebrâil! Bu nedir?” dedi. “Bu, Rabbinin senin için sakladığı Kevser'dir” dedi. Sonra ikinci semaya yükseldi. Melekler ona birincinin (meleklerinin) söylediğinin aynısını söyledi: “Bu kim?” (Cebrâil): “Cebrâil” dedi. “Seninle beraber kim var?” dediler. “Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)” dedi. “Ona (elçi) gönderildi mi?” dediler. “Evet” dedi. “Merhaba ona, hoş geldi” dediler. Sonra onu üçüncü semaya yükseltti; ona birinci ve ikincinin söylediğinin aynısını söylediler. Sonra onu dördüncüye yükseltti; ona yine bunun aynısını söylediler. Sonra onu beşinci semaya yükseltti; yine bunun aynısını söylediler. Sonra onu altıncı semaya yükseltti; ona yine bunun aynısını söylediler. Sonra onu yedinci semaya yükseltti; ona yine bunun aynısını söylediler. Her semada, (Peygamber'in) isimlerini saydığı peygamberler vardı. Onlardan ikincide İdrîs'i, dördüncüde Hârûn'u, beşincide adını ezberleyemediğim bir başkasını, altıncıda İbrâhîm'i ve Allah'ın kelâmıyla üstün kılınması sebebiyle yedincide Mûsâ'yı aklımda tuttum. Mûsâ: “Rabbim! Benim üzerime hiç kimsenin yükseltileceğini zannetmezdim” dedi. Sonra (Cebrâil) onu bunun da üstüne, Allah'tan başka kimsenin bilmediği bir yere yükseltti. Nihayet Sidretü'l-müntehâ'ya geldi. Cebbâr olan izzet sahibi Rab yaklaştı ve sarktı; nihayet ondan iki yay mesafesi kadar ya da daha yakın oldu. Allah ona vahyettiklerinin arasında: “Ümmetine her gün ve gecede elli namaz” diye vahyetti. Sonra indi, nihayet Mûsâ'ya ulaştı. Mûsâ onu durdurdu ve: “Ey Muhammed! Rabbin sana ne ahdetti?” dedi. “Bana her gün ve gecede elli namaz ahdetti” dedi. (Mûsâ): “Ümmetin buna güç yetiremez. Geri dön de Rabbin senden ve onlardan hafifletsin” dedi. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), bu konuda onunla istişare ediyormuş gibi Cebrâil'e döndü. Cebrâil de ona: “Evet, dilersen” diye işaret etti. (Cebrâil) onu Cebbâr'a yükseltti. (Peygamber) yerinde dururken: “Ey Rabbim! Bizden hafiflet, çünkü ümmetim buna güç yetiremez” dedi. (Allah) ondan on namazı kaldırdı. Sonra Mûsâ'ya döndü; (Mûsâ) onu durdurdu. Mûsâ onu, (namaz) beş vakte ininceye kadar Rabbine gönderip durdu. Sonra Mûsâ onu beşte (yine) durdurdu ve: “Ey Muhammed! Vallahi ben kavmim İsrâiloğulları'nı bundan daha azı için uğraştırdım; ama güçsüz düştüler ve onu terk ettiler. Senin ümmetin ise cesetleri, kalpleri, bedenleri, gözleri ve kulakları bakımından daha zayıftır. Geri dön de Rabbin senden hafifletsin” dedi. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) her seferinde kendisine görüş bildirsin diye Cebrâil'e dönüyordu; Cebrâil de bunu hoş görmüyor değildi. (Cebrâil) onu beşinci seferde (yine) yükseltti. (Peygamber): “Ey Rabbim! Ümmetim zayıftır; cesetleri, kalpleri, kulakları ve bedenleri (zayıftır). Bizden hafiflet” dedi. Cebbâr: “Ey Muhammed!” buyurdu. “Lebbeyk ve sa'deyk” dedi. (Allah) şöyle buyurdu: “Benim katımda söz değiştirilmez; Ümmü'l-Kitâb'da sana farz kıldığım gibidir. Her iyilik on misliyledir. O (namazlar) Ümmü'l-Kitâb'da ellidir, senin üzerine ise beştir.” (Peygamber) Mûsâ'ya döndü. (Mûsâ): “Ne yaptın?” dedi. “Bizden hafifletti; bize her iyilik karşılığında on mislini verdi” dedi. Mûsâ: “Vallahi ben İsrâiloğulları'nı bundan daha azı için uğraştırdım, ama onu terk ettiler. Rabbine dön de senden yine hafifletsin” dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Ey Mûsâ! Vallahi, Rabbime (bu kadar) gidip gelmemden dolayı ondan utandım” dedi. (Cebrâil): “Öyleyse Allah'ın adıyla in” dedi. (Enes) dedi ki: (Peygamber) Mescid-i Harâm'da iken uyandı.
Sahîh-i Buhârî 7517, Kitap 97, Hadis 142