Hammâd (b. Seleme) şöyle anlattı:
Sümâme b. Abdullah b. Enes'ten bir mektup aldım. (Sümâme) bunu, Ebû Bekir'in Enes'i zekât memuru (musaddık) olarak gönderdiğinde ona yazdığını söyledi. Üzerinde Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) mührü vardı ve (Ebû Bekir) onu ona yazmıştı. İçinde şunlar vardı: “Bu, Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Müslümanlara farz kıldığı, aziz ve celîl olan Allah'ın Peygamberi'ne (sallallahu aleyhi ve sellem) emrettiği zekâtın (sadakanın) farz miktarıdır. Müslümanlardan kimden bu, usulüne uygun olarak istenirse versin; kimden de bunun üstünde istenirse vermesin.
Yirmi beş deveden azında, her beş devede (zevd) bir koyun (verilir). (Develer) yirmi beşe ulaşınca, otuz beşe ulaşıncaya kadar bunlarda bir bintü mahâz (ikinci yaşına girmiş dişi deve) vardır. Eğer bunlarda bintü mahâz yoksa, bir erkek ibnü lebûn (üçüncü yaşına girmiş erkek deve) (verilir). Otuz altıya ulaşınca, kırk beşe kadar bunlarda bir bintü lebûn (üçüncü yaşına girmiş dişi deve) vardır. Kırk altıya ulaşınca, altmışa kadar bunlarda aşılanmaya elverişli bir hıkka (dördüncü yaşına girmiş dişi deve) vardır. Altmış bire ulaşınca, yetmiş beşe kadar bunlarda bir ceza'a (beşinci yaşına girmiş dişi deve) vardır. Yetmiş altıya ulaşınca, doksana kadar bunlarda iki bintü lebûn vardır. Doksan bire ulaşınca, yüz yirmiye kadar bunlarda aşılanmaya elverişli iki hıkka vardır. Yüz yirmiyi geçince, her kırkta bir bintü lebûn, her ellide bir hıkka vardır.
Zekâtın farz miktarlarında develerin yaşları farklı olursa: Zekâtı ceza'aya ulaşan, yanında ceza'a bulunmayıp hıkka bulunan kimseden hıkka kabul edilir ve -kolayına gelirse- onunla birlikte iki koyun ya da yirmi dirhem verir. Zekâtı hıkkaya ulaşan, yanında hıkka bulunmayıp ceza'a bulunan kimseden ceza'a kabul edilir; zekât memuru da ona yirmi dirhem ya da iki koyun verir. Zekâtı hıkkaya ulaşan, yanında hıkka bulunmayıp bintü lebûn bulunan kimseden bintü lebûn kabul edilir.”
Ebû Dâvûd dedi ki: Buradan itibaren Mûsâ'dan (b. İsmâil'den) istediğim gibi zaptedemedim: “Ve -kolayına gelirse- onunla birlikte iki koyun ya da yirmi dirhem verir. Zekâtı bintü lebûna ulaşan, yanında yalnızca hıkka bulunan kimseden hıkka kabul edilir.”
Ebû Dâvûd dedi ki: Buraya kadar; sonrasını sağlam (itkân ile) zaptettim: “Zekât memuru da ona yirmi dirhem ya da iki koyun verir. Zekâtı bintü lebûna ulaşan, yanında yalnızca bintü mahâz bulunan kimseden bintü mahâz ile birlikte iki koyun ya da yirmi dirhem kabul edilir. Zekâtı bintü mahâza ulaşan, yanında yalnızca erkek ibnü lebûn bulunan kimseden ibnü lebûn kabul edilir; onunla birlikte bir şey (verilmesi) gerekmez. Yanında yalnızca dört (deve) bulunan kimseye bunlarda bir şey yoktur; ancak sahibi dilerse (verir).
Sâime (otlakta beslenen) koyunlarda, kırk olunca yüz yirmiye kadar bir koyun vardır. Yüz yirmiyi geçince, iki yüze ulaşıncaya kadar iki koyun vardır. İki yüzü geçince, üç yüze ulaşıncaya kadar üç koyun vardır. Üç yüzü geçince, her yüz koyunda bir koyun vardır. Zekâtta koyunlardan yaşlı, kusurlu (ayıplı) olan ve koyunların tekesi alınmaz; ancak zekât memuru dilerse (alınır). Zekât korkusuyla ayrı olanlar birleştirilmez, birleşik olanlar da ayrılmaz. İki ortağa ait olan (sürüde ortaklar), aralarında eşit olarak (birbirlerine) rücû ederler. Kişinin sâime hayvanları kırka ulaşmazsa, onlarda bir şey yoktur; ancak sahibi dilerse (verir). Gümüş parada (rikka) kırkta bir (zekât) vardır. Mal ancak yüz doksan (dirhem) ise onda bir şey yoktur; ancak sahibi dilerse (verir).”
Sünen-i Ebû Dâvûd 1567, Kitap 9, Hadis 12