Hanımıyla olanı anlatan, sokakta dişi şeytanla karşılaşıp insanlar bakarken ihtiyacını gideren şeytan gibidir.

Kaynak
Sünen-i Ebû Dâvûd 2174, Kitap 12, Hadis 129
Zayıf
Türkçe meal

Tufâve'den bir yaşlı (şeyh) şöyle anlattı:

Medine'de Ebû Hüreyre'nin yanında misafir kaldım. Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabından (ibadette) ondan daha gayretli ve misafire ondan daha iyi bakan bir adam görmedim. Bir gün ben yanında iken o, kendisine ait bir sedirin üzerindeydi; yanında içinde çakıl taşları veya hurma çekirdekleri bulunan bir kese vardı -aşağısında da siyah bir cariyesi (oturuyordu)-. Onlarla tesbih ediyordu. Kesedekiler bitince onu cariyeye atıyor, o da onları toplayıp keseye geri koyuyor ve ona veriyordu. (Ebû Hüreyre) dedi ki: “Sana kendimden ve Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) anlatayım mı?” “Evet” dedim. Şöyle dedi: Ben mescitte sıtmadan kıvranırken Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gelip mescide girdi ve üç defa: “Devsli genci gören var mı?” buyurdu. Bir adam: “Ey Allah'ın Resûlü! İşte o, mescidin bir kenarında sıtmadan kıvranıyor” dedi. (Resûlullah) yürüyerek yanıma kadar geldi, elini üzerime koydu ve bana güzel bir söz söyledi. Ben de kalktım. Sonra yürüyerek namaz kıldığı yerine vardı ve onlara (cemaate) yöneldi. Yanında iki saf erkek ve bir saf kadın -veya iki saf kadın ve bir saf erkek- vardı. Şöyle buyurdu: “Eğer şeytan bana namazımdan bir şey unutturursa erkekler tesbih etsin, kadınlar da el çırpsın.” Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) namazı kıldırdı ve namazından hiçbir şey unutmadı. (Sonra): “Yerlerinizde (kalın), yerlerinizde (kalın)” buyurdu -Mûsâ “burada” (sözünü) ekledi-. Sonra Allah Teâlâ'ya hamd ve senada bulundu, ardından “Emmâ ba'd” dedi. -Sonra (râviler) ittifak ettiler.- Sonra erkeklere yönelip şöyle buyurdu: “Sizden, hanımına gidip kapısını üzerine kapatan, örtüsünü üzerine çeken ve Allah'ın örtüsüyle örtünen bir adam var mı?” “Evet” dediler. (Resûlullah): “Sonra da bunun ardından oturup 'Şöyle yaptım, böyle yaptım' der (mi)?” buyurdu. Onlar sustular. Sonra kadınlara yönelip: “Sizden (bunu) anlatan var mı?” buyurdu. Onlar da sustular. Bunun üzerine bir genç kız -Müemmel kendi rivayetinde “yeni serpilmiş bir genç kız” dedi- dizlerinden birinin üzerine çöküp Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisini görsün ve sözünü işitsin diye boynunu uzattı ve: “Ey Allah'ın Resûlü! Gerçekten onlar (erkekler) bunu anlatıyorlar, onlar (kadınlar) da bunu anlatıyorlar” dedi. (Resûlullah): “Bunun neye benzediğini biliyor musunuz?” buyurdu ve şöyle devam etti: “Bu ancak, sokakta bir erkek şeytanla karşılaşan dişi bir şeytanın durumu gibidir; insanlar ona bakarken (erkek şeytan) ondan ihtiyacını giderir. Dikkat edin! Erkeklerin kokusu, kokusu belli olan, rengi belli olmayandır. Dikkat edin! Kadınların kokusu ise rengi belli olan, kokusu belli olmayandır.”

Ebû Dâvûd dedi ki: Buradan itibaren (şu kısmı) Müemmel ile Mûsâ'dan ezberledim: “Dikkat edin! Bir erkek bir erkeğe, bir kadın da bir kadına (bir örtü altında çıplak tenle) dokunmasın; ancak çocuğa veya babaya (dokunması) müstesna.” (Resûlullah) üçüncü bir şey daha zikretti ama bana unutturuldu. Bu, Müsedded'in rivayetinde de vardır; fakat ben onu istediğim gibi sağlam belleyemedim. Mûsâ da (senedi): “Bize Hammâd, Cüreyrî'den, o Ebû Nadre'den, o da Tufâvî'den rivayet etti” (şeklinde) söyledi.

Sünen-i Ebû Dâvûd 2174, Kitap 12, Hadis 129

Arapça metin
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا بِشْرٌ، حَدَّثَنَا الْجُرَيْرِيُّ، ح وَحَدَّثَنَا مُؤَمَّلٌ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، ح وَحَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، كُلُّهُمْ عَنِ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، حَدَّثَنِي شَيْخٌ، مِنْ طُفَاوَةَ قَالَ تَثَوَّيْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ بِالْمَدِينَةِ فَلَمْ أَرَ رَجُلاً مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَشَدَّ تَشْمِيرًا وَلاَ أَقْوَمَ عَلَى ضَيْفٍ مِنْهُ فَبَيْنَمَا أَنَا عِنْدَهُ يَوْمًا وَهُوَ عَلَى سَرِيرٍ لَهُ وَمَعَهُ كِيسٌ فِيهِ حَصًى أَوْ نَوًى - وَأَسْفَلُ مِنْهُ جَارِيَةٌ لَهُ سَوْدَاءُ - وَهُوَ يُسَبِّحُ بِهَا حَتَّى إِذَا أَنْفَدَ مَا فِي الْكِيسِ أَلْقَاهُ إِلَيْهَا فَجَمَعَتْهُ فَأَعَادَتْهُ فِي الْكِيسِ فَدَفَعَتْهُ إِلَيْهِ فَقَالَ أَلاَ أُحَدِّثُكَ عَنِّي وَعَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ قُلْتُ بَلَى . قَالَ بَيْنَا أَنَا أُوعَكُ فِي الْمَسْجِدِ إِذْ جَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى دَخَلَ الْمَسْجِدَ . فَقَالَ " مَنْ أَحَسَّ الْفَتَى الدَّوْسِيَّ " . ثَلاَثَ مَرَّاتٍ . فَقَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ هُوَ ذَا يُوعَكُ فِي جَانِبِ الْمَسْجِدِ فَأَقْبَلَ يَمْشِي حَتَّى انْتَهَى إِلَىَّ فَوَضَعَ يَدَهُ عَلَىَّ فَقَالَ لِي مَعْرُوفًا فَنَهَضْتُ فَانْطَلَقَ يَمْشِي حَتَّى أَتَى مَقَامَهُ الَّذِي يُصَلِّي فِيهِ فَأَقْبَلَ عَلَيْهِمْ وَمَعَهُ صَفَّانِ مِنْ رِجَالٍ وَصَفٌّ مِنْ نِسَاءٍ أَوْ صَفَّانِ مِنْ نِسَاءٍ وَصَفٌّ مِنْ رِجَالٍ فَقَالَ " إِنْ أَنْسَانِي الشَّيْطَانُ شَيْئًا مِنْ صَلاَتِي فَلْيُسَبِّحِ الْقَوْمُ وَلْيُصَفِّقِ النِّسَاءُ " . قَالَ فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلَمْ يَنْسَ مِنْ صَلاَتِهِ شَيْئًا . فَقَالَ " مَجَالِسَكُمْ مَجَالِسَكُمْ " . زَادَ مُوسَى " هَا هُنَا " . ثُمَّ حَمِدَ اللَّهَ تَعَالَى وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ " أَمَّا بَعْدُ " . ثُمَّ اتَّفَقُوا ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى الرِّجَالِ فَقَالَ " هَلْ مِنْكُمُ الرَّجُلُ إِذَا أَتَى أَهْلَهُ فَأَغْلَقَ عَلَيْهِ بَابَهُ وَأَلْقَى عَلَيْهِ سِتْرَهُ وَاسْتَتَرَ بِسِتْرِ اللَّهِ " . قَالُوا نَعَمْ . قَالَ " ثُمَّ يَجْلِسُ بَعْدَ ذَلِكَ فَيَقُولُ فَعَلْتُ كَذَا فَعَلْتُ كَذَا " . قَالَ فَسَكَتُوا قَالَ فَأَقْبَلَ عَلَى النِّسَاءِ فَقَالَ " هَلْ مِنْكُنَّ مَنْ تُحَدِّثُ " . فَسَكَتْنَ فَجَثَتْ فَتَاةٌ - قَالَ مُؤَمَّلٌ فِي حَدِيثِهِ فَتَاةٌ كَعَابٌ - عَلَى إِحْدَى رُكْبَتَيْهَا وَتَطَاوَلَتْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِيَرَاهَا وَيَسْمَعَ كَلاَمَهَا فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّهُمْ لَيَتَحَدَّثُونَ وَإِنَّهُنَّ لَيَتَحَدَّثْنَهْ فَقَالَ " هَلْ تَدْرُونَ مَا مَثَلُ ذَلِكَ " . فَقَالَ " إِنَّمَا ذَلِكَ مَثَلُ شَيْطَانَةٍ لَقِيَتْ شَيْطَانًا فِي السِّكَّةِ فَقَضَى مِنْهَا حَاجَتَهُ وَالنَّاسُ يَنْظُرُونَ إِلَيْهِ أَلاَ وَإِنَّ طِيبَ الرِّجَالِ مَا ظَهَرَ رِيحُهُ وَلَمْ يَظْهَرْ لَوْنُهُ أَلاَ إِنَّ طِيبَ النِّسَاءِ مَا ظَهَرَ لَوْنُهُ وَلَمْ يَظْهَرْ رِيحُهُ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ مِنْ هَا هُنَا حَفِظْتُهُ عَنْ مُؤَمَّلٍ وَمُوسَى " أَلاَ لاَ يُفْضِيَنَّ رَجُلٌ إِلَى رَجُلٍ وَلاَ امْرَأَةٌ إِلَى امْرَأَةٍ إِلاَّ إِلَى وَلَدٍ أَوْ وَالِدٍ " . وَذَكَرَ ثَالِثَةً فَأُنْسِيتُهَا وَهُوَ فِي حَدِيثِ مُسَدَّدٍ وَلَكِنِّي لَمْ أُتْقِنْهُ كَمَا أُحِبُّ وَقَالَ مُوسَى حَدَّثَنَا حَمَّادٌ عَنِ الْجُرَيْرِيِّ عَنْ أَبِي نَضْرَةَ عَنِ الطُّفَاوِيِّ .

Hata bildir

Sünen-i Ebû Dâvûd 2174 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü