Mikdâm, Muâviye'ye: Altın, ipek ve yırtıcı hayvan derilerinin hepsini senin evinde gördüm.

Kaynak
Sünen-i Ebû Dâvûd 4131, Kitap 34, Hadis 112
Sahih
Türkçe meal

Hâlid (b. Ma'dân) şöyle anlattı:

Mikdâm b. Ma'dîkerib, Amr b. el-Esved ve Kınnesrîn halkından Benî Esed'den bir adam, heyet olarak Muâviye b. Ebû Süfyân'ın yanına gittiler. Muâviye Mikdâm'a: “Hasan b. Ali'nin vefat ettiğini biliyor musun?” dedi. Mikdâm istircâ etti (“Biz Allah'a aitiz ve O'na döneceğiz” dedi). Bir adam ona: “Bunu bir musibet mi sayıyorsun?” dedi. (Mikdâm) ona: “Neden onu bir musibet saymayayım? Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onu kucağına koymuş ve: 'Bu bendendir, Hüseyin de Ali'dendir' buyurmuştu” dedi. Esedî: “(O,) Allah azze ve cellenin söndürdüğü bir kordu” dedi. (Hâlid) dedi ki: Mikdâm şöyle dedi: “Bana gelince, bugün seni öfkelendirip sana hoşlanmadığın şeyleri işittirmedikçe buradan ayrılmayacağım.” Sonra: “Ey Muâviye! Eğer doğru söylersem beni doğrula, yalan söylersem beni yalanla” dedi. (Muâviye): “Yaparım” dedi. (Mikdâm): “Allah aşkına sana soruyorum: Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) altın giymeyi yasakladığını biliyor musun?” dedi. (Muâviye): “Evet” dedi. (Mikdâm): “Allah aşkına sana soruyorum: Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) ipek (harîr) giymeyi yasaklarken işittin mi?” dedi. (Muâviye): “Evet” dedi. (Mikdâm): “Allah aşkına sana soruyorum: Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yırtıcı hayvanların derilerini giymeyi ve onların üzerine binmeyi yasakladığını biliyor musun?” dedi. (Muâviye): “Evet” dedi. (Mikdâm): “Allah'a yemin olsun ki ey Muâviye, bunların hepsini senin evinde gördüm” dedi. Muâviye: “Ey Mikdâm! Senden kurtulamayacağımı zaten biliyordum” dedi. Hâlid dedi ki: Muâviye ona, iki arkadaşına emretmediği (bir bağışı) emretti; oğluna da iki yüzlükler arasında (iki yüz dirhemlik) maaş bağladı. Mikdâm da onu arkadaşlarına dağıttı. (Hâlid) dedi ki: Esedî ise aldığından hiç kimseye bir şey vermedi. Bu, Muâviye'ye ulaşınca şöyle dedi: “Mikdâm'a gelince, o eli açık, cömert bir adamdır. Esedî'ye gelince, o malını iyi tutan bir adamdır.”

Sünen-i Ebû Dâvûd 4131, Kitap 34, Hadis 112

Arapça metin
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عُثْمَانَ بْنِ سَعِيدٍ الْحِمْصِيُّ، حَدَّثَنَا بَقِيَّةُ، عَنْ بَحِيرٍ، عَنْ خَالِدٍ، قَالَ وَفَدَ الْمِقْدَامُ بْنُ مَعْدِيكَرِبَ وَعَمْرُو بْنُ الأَسْوَدِ وَرَجُلٌ مِنْ بَنِي أَسَدٍ مِنْ أَهْلِ قِنَّسْرِينَ إِلَى مُعَاوِيَةَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ فَقَالَ مُعَاوِيَةُ لِلْمِقْدَامِ أَعَلِمْتَ أَنَّ الْحَسَنَ بْنَ عَلِيٍّ تُوُفِّيَ فَرَجَّعَ الْمِقْدَامُ فَقَالَ لَهُ رَجُلٌ أَتَرَاهَا مُصِيبَةً قَالَ لَهُ وَلِمَ لاَ أَرَاهَا مُصِيبَةً وَقَدْ وَضَعَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي حِجْرِهِ فَقَالَ " هَذَا مِنِّي وَحُسَيْنٌ مِنْ عَلِيٍّ " . فَقَالَ الأَسَدِيُّ جَمْرَةٌ أَطْفَأَهَا اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ . قَالَ فَقَالَ الْمِقْدَامُ أَمَّا أَنَا فَلاَ أَبْرَحُ الْيَوْمَ حَتَّى أُغِيظَكَ وَأُسْمِعَكَ مَا تَكْرَهُ . ثُمَّ قَالَ يَا مُعَاوِيَةُ إِنْ أَنَا صَدَقْتُ فَصَدِّقْنِي وَإِنْ أَنَا كَذَبْتُ فَكَذِّبْنِي قَالَ أَفْعَلُ . قَالَ فَأَنْشُدُكَ بِاللَّهِ هَلْ تَعْلَمُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْ لُبْسِ الذَّهَبِ قَالَ نَعَمْ . قَالَ فَأَنْشُدُكَ بِاللَّهِ هَلْ سَمِعْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَنْهَى عَنْ لُبْسِ الْحَرِيرِ قَالَ نَعَمْ . قَالَ فَأَنْشُدُكَ بِاللَّهِ هَلْ تَعْلَمُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْ لُبْسِ جُلُودِ السِّبَاعِ وَالرُّكُوبِ عَلَيْهَا قَالَ نَعَمْ . قَالَ فَوَاللَّهِ لَقَدْ رَأَيْتُ هَذَا كُلَّهُ فِي بَيْتِكَ يَا مُعَاوِيَةُ . فَقَالَ مُعَاوِيَةُ قَدْ عَلِمْتُ أَنِّي لَنْ أَنْجُوَ مِنْكَ يَا مِقْدَامُ قَالَ خَالِدٌ فَأَمَرَ لَهُ مُعَاوِيَةُ بِمَا لَمْ يَأْمُرْ لِصَاحِبَيْهِ وَفَرَضَ لاِبْنِهِ فِي الْمِائَتَيْنِ فَفَرَّقَهَا الْمِقْدَامُ فِي أَصْحَابِهِ قَالَ وَلَمْ يُعْطِ الأَسَدِيُّ أَحَدًا شَيْئًا مِمَّا أَخَذَ فَبَلَغَ ذَلِكَ مُعَاوِيَةَ فَقَالَ أَمَّا الْمِقْدَامُ فَرَجُلٌ كَرِيمٌ بَسَطَ يَدَهُ وَأَمَّا الأَسَدِيُّ فَرَجُلٌ حَسَنُ الإِمْسَاكِ لِشَيْئِهِ .

Hata bildir

Sünen-i Ebû Dâvûd 4131 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü