Ebû Zer (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana: “Ey Ebû Zer!” buyurdu. “Lebbeyk ve sa'deyk (buyur, emrine hazırım) ey Allah'ın Resûlü!” dedim. Sonra hadisi zikretti; onda şöyle buyurdu: “İnsanları, (kabir yeri olarak) bir evin bir köle (vasîf) karşılığında olacağı bir ölüm (salgını) yakaladığında hâlin nasıl olur?” “Allah ve Resûlü daha iyi bilir” dedim -yahut: “Allah ve Resûlü benim için neyi seçerse” dedi.- “Sabrı elden bırakma” buyurdu -yahut: “Sabredersin” buyurdu.- Sonra bana: “Ey Ebû Zer!” buyurdu. “Lebbeyk ve sa'deyk” dedim. “Ahcârü'z-Zeyt'in kana gömüldüğünü gördüğünde hâlin nasıl olur?” buyurdu. “Allah ve Resûlü benim için neyi seçerse” dedim. “Kendisinden olduğun (kimselere, yani ailene) sarıl” buyurdu. “Ey Allah'ın Resûlü! Kılıcımı alıp omzuma koymayayım mı?” dedim. “O takdirde o topluluğa ortak olursun” buyurdu. “Peki bana ne emredersin?” dedim. “Evinden ayrılmazsın” buyurdu. “Ya evime (yanıma) girilirse?” dedim. “Kılıcın parıltısının gözlerini kamaştırmasından korkarsan elbiseni yüzüne at; (o kimse) senin günahını da kendi günahını da yüklenir” buyurdu.
Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadiste Müşa'as'ı (b. Tarîf'i) Hammâd b. Zeyd'den başkası zikretmedi.
Sünen-i Ebû Dâvûd 4261, Kitap 37, Hadis 22