Ümmü Süleym oğlunun ölümünü Ebû Talha'dan gizledi; Resûlullah: Allah geçen gecenizi bereketli kılsın.

Kaynak
Sahîh-i Müslim 2144d, Kitap 44, Hadis 152
Türkçe meal

Enes (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Ebû Talha'nın Ümmü Süleym'den olan bir oğlu öldü. (Ümmü Süleym) ailesine: “Ebû Talha'ya oğlunu ben anlatıncaya kadar siz anlatmayın” dedi. (Enes) dedi ki: (Ebû Talha) geldi; (Ümmü Süleym) ona akşam yemeği getirdi, o da yedi ve içti. Sonra (Ümmü Süleym) ona, daha önce süslendiğinden daha güzel süslendi; (Ebû Talha) onunla birlikte oldu. (Ebû Talha'nın) doyduğunu ve ondan ihtiyacını giderdiğini görünce: “Ey Ebû Talha! Bir topluluk eğreti bir şeyi bir ev halkına ödünç verse, sonra eğretilerini geri isteseler, (ev halkının) onu vermemeye hakkı olur mu?” dedi. “Hayır” dedi. “O hâlde oğlunun (ölümüne karşılık) sevabını Allah'tan um” dedi. (Enes) dedi ki: (Ebû Talha) öfkelendi ve: “Beni (cünüplükle) kirleninceye kadar bıraktın, sonra oğlumu bana haber veriyorsun!” dedi. Gidip Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) geldi ve olanı ona haber verdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Allah geçen gecenizi ikiniz için de bereketli kılsın” buyurdu. (Enes) dedi ki: (Ümmü Süleym) hamile kaldı. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir seferdeydi, (Ümmü Süleym) de onunla beraberdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) seferden Medine'ye geldiğinde geceleyin şehre girmezdi. Medine'ye yaklaştılar, (Ümmü Süleym'i) doğum sancısı tuttu. Ebû Talha onun yanında alıkonuldu, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ise yoluna devam etti. (Enes) dedi ki: Ebû Talha şöyle diyordu: “Ey Rabbim! Sen elbette bilirsin ki Resûlün çıktığında onunla birlikte çıkmak, girdiğinde onunla birlikte girmek hoşuma gider. Ben de gördüğün şey yüzünden alıkonuldum.” (Enes) dedi ki: Ümmü Süleym: “Ey Ebû Talha! Daha önce hissettiğimi (şimdi) hissetmiyorum; yürü” dedi. Biz de yola koyulduk. (Enes) dedi ki: (Medine'ye) vardıklarında onu doğum sancısı tuttu ve bir erkek çocuk doğurdu. Annem bana: “Ey Enes! Sabah onu Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) götürünceye kadar onu kimse emzirmesin” dedi. Sabah olunca onu kucakladım ve Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) götürdüm. (Enes) dedi ki: Onu, yanında bir dağlama demiri varken buldum. Beni görünce: “Herhalde Ümmü Süleym doğurdu” buyurdu. “Evet” dedim. Dağlama demirini bıraktı. (Enes) dedi ki: Çocuğu getirip kucağına koydum. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Medine acvesinden bir acve hurması istedi; onu ağzında eriyinceye kadar çiğnedi, sonra çocuğun ağzına koydu. Çocuk onu dudaklarıyla tatmaya başladı. (Enes) dedi ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Ensar'ın hurma sevgisine bakın!” buyurdu. (Enes) dedi ki: (Resûlullah) onun yüzünü sıvazladı ve ona Abdullah adını verdi.

Sahîh-i Müslim 2144d, Kitap 44, Hadis 152

Arapça metin
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمِ بْنِ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا بَهْزٌ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ الْمُغِيرَةِ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ مَاتَ ابْنٌ لأَبِي طَلْحَةَ مِنْ أُمِّ سُلَيْمٍ فَقَالَتْ لأَهْلِهَا لاَ تُحَدِّثُوا أَبَا طَلْحَةَ بِابْنِهِ حَتَّى أَكُونَ أَنَا أُحَدِّثُهُ - قَالَ - فَجَاءَ فَقَرَّبَتْ إِلَيْهِ عَشَاءً فَأَكَلَ وَشَرِبَ - فَقَالَ - ثُمَّ تَصَنَّعَتْ لَهُ أَحْسَنَ مَا كَانَ تَصَنَّعُ قَبْلَ ذَلِكَ فَوَقَعَ بِهَا فَلَمَّا رَأَتْ أَنَّهُ قَدْ شَبِعَ وَأَصَابَ مِنْهَا قَالَتْ يَا أَبَا طَلْحَةَ أَرَأَيْتَ لَوْ أَنَّ قَوْمًا أَعَارُوا عَارِيَتَهُمْ أَهْلَ بَيْتٍ فَطَلَبُوا عَارِيَتَهُمْ أَلَهُمْ أَنْ يَمْنَعُوهُمْ قَالَ لاَ . قَالَتْ فَاحْتَسِبِ ابْنَكَ . قَالَ فَغَضِبَ وَقَالَ تَرَكْتِنِي حَتَّى تَلَطَّخْتُ ثُمَّ أَخْبَرْتِنِي بِابْنِي . فَانْطَلَقَ حَتَّى أَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ بِمَا كَانَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " بَارَكَ اللَّهُ لَكُمَا فِي غَابِرِ لَيْلَتِكُمَا " . قَالَ فَحَمَلَتْ - قَالَ - فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ وَهِيَ مَعَهُ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَتَى الْمَدِينَةَ مِنْ سَفَرٍ لاَ يَطْرُقُهَا طُرُوقًا فَدَنَوْا مِنَ الْمَدِينَةِ فَضَرَبَهَا الْمَخَاضُ فَاحْتُبِسَ عَلَيْهَا أَبُو طَلْحَةَ وَانْطَلَقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - قَالَ - يَقُولُ أَبُو طَلْحَةَ إِنَّكَ لَتَعْلَمُ يَا رَبِّ إِنَّهُ يُعْجِبُنِي أَنْ أَخْرُجَ مَعَ رَسُولِكَ إِذَا خَرَجَ وَأَدْخُلَ مَعَهُ إِذَا دَخَلَ وَقَدِ احْتُبِسْتُ بِمَا تَرَى - قَالَ - تَقُولُ أُمُّ سُلَيْمٍ يَا أَبَا طَلْحَةَ مَا أَجِدُ الَّذِي كُنْتُ أَجِدُ انْطَلِقْ . فَانْطَلَقْنَا - قَالَ - وَضَرَبَهَا الْمَخَاضُ حِينَ قَدِمَا فَوَلَدَتْ غُلاَمًا فَقَالَتْ لِي أُمِّي يَا أَنَسُ لاَ يُرْضِعُهُ أَحَدٌ حَتَّى تَغْدُوَ بِهِ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . فَلَمَّا أَصْبَحَ احْتَمَلْتُهُ فَانْطَلَقْتُ بِهِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - قَالَ - فَصَادَفْتُهُ وَمَعَهُ مِيسَمٌ فَلَمَّا رَآنِي قَالَ " لَعَلَّ أُمَّ سُلَيْمٍ وَلَدَتْ " . قُلْتُ نَعَمْ . فَوَضَعَ الْمِيسَمَ - قَالَ - وَجِئْتُ بِهِ فَوَضَعْتُهُ فِي حَجْرِهِ وَدَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِعَجْوَةٍ مِنْ عَجْوَةِ الْمَدِينَةِ فَلاَكَهَا فِي فِيهِ حَتَّى ذَابَتْ ثُمَّ قَذَفَهَا فِي فِي الصَّبِيِّ فَجَعَلَ الصَّبِيُّ يَتَلَمَّظُهَا - قَالَ - فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " انْظُرُوا إِلَى حُبِّ الأَنْصَارِ التَّمْرَ " . قَالَ فَمَسَحَ وَجْهَهُ وَسَمَّاهُ عَبْدَ اللَّهِ .

Hata bildir

Sahîh-i Müslim 2144 d metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü