Âsım b. Ömer b. Katâde şöyle rivayet etti:
Câbir b. Abdullah, ailemizin arasında (bulunduğumuz sırada) yanımıza geldi. Bir adam da kendisindeki bir çıbandan —ya da yaradan— şikâyet ediyordu. (Câbir): “Neyden şikâyet ediyorsun?” dedi. (Adam): “Bende bir çıban var, bana çok ağır geldi” dedi. (Câbir): “Ey çocuk! Bana bir hacamatçı getir” dedi. (Adam) ona: “Hacamatçıyı ne yapacaksın, ey Ebû Abdullah?” dedi. (Câbir): “Ona bir hacamat şişesi koymak istiyorum” dedi. (Adam): “Vallahi bana sinek dokunuyor ya da elbise değiyor da bana eziyet veriyor ve ağır geliyor” dedi. (Câbir) onun bundan sıkıldığını görünce şöyle dedi: “Ben Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyururken işittim: ‘İlaçlarınızdan herhangi birinde bir hayır varsa, o bir hacamat neşterinde, bir içim balda ya da ateşle bir dağlamadadır.’ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) (şunu da) buyurdu: ‘Ben ise dağlanmayı sevmem.’”
(Âsım) dedi ki: Bunun üzerine bir hacamatçı getirdi; (hacamatçı) onu neşterle yardı ve (adamın) duyduğu (ağrı) geçti.
Sahîh-i Müslim 2205b, Kitap 39, Hadis 97