Ben sana, Ebû Zer'in Ümmü Zer'e olduğu gibi oldum.

Kaynak
Sahîh-i Müslim 2448a, Kitap 44, Hadis 135
Türkçe meal

Âişe (radıyallahu anhâ) şöyle rivayet etti:

On bir kadın oturdu; kocalarının haberlerinden hiçbir şey gizlememek üzere birbirlerine söz verip ahitleştiler.

Birincisi dedi ki: “Kocam, sarp bir dağın tepesindeki cılız bir deve etidir; (dağ) ne kolaydır ki çıkılsın, ne de (et) semizdir ki (alınıp) götürülsün.”

İkincisi dedi ki: “Kocamın haberini yaymam; korkarım ki (başlarsam) onu bitiremem. Onu anarsam, açık gizli bütün kusurlarını anarım.”

Üçüncüsü dedi ki: “Kocam sırık gibi uzun boyludur. Konuşsam boşanırım, sussam askıda bırakılırım.”

Dördüncüsü dedi ki: “Kocam Tihâme gecesi gibidir; ne sıcak ne soğuk, ne korku ne de usanç (vardır).”

Beşincisi dedi ki: “Kocam eve girince pars (gibi uyur), dışarı çıkınca aslan (kesilir); (evde) bıraktığını da sormaz.”

Altıncısı dedi ki: “Kocam yerse silip süpürür, içerse dibine kadar içer, yatınca (yorganına) bürünür; derdimi bilmek için elini (bana) uzatmaz.”

Yedincisi dedi ki: “Kocam iktidarsız —yahut aciz—, ahmak biridir. Her dert onda bir derttir. Ya başını yarar ya bir yerini kırar ya da ikisini birden sana yapar.”

Sekizincisi dedi ki: “Kocamın kokusu zerneb kokusu, dokunuşu tavşan dokunuşudur.”

Dokuzuncusu dedi ki: “Kocamın (çadır) direği yüksek, kılıç bağı uzun, külü boldur; evi toplantı yerine yakındır.”

Onuncusu dedi ki: “Kocam Mâlik'tir; Mâlik nedir (bir bilsen)! Mâlik, (söyleyeceğim) bundan daha hayırlıdır. Onun ağılda çöken pek çok devesi vardır, meraya az çıkarlar. Ud sesini işittiklerinde (misafir için) kesileceklerini kesin olarak anlarlar.”

On birincisi dedi ki: “Kocam Ebû Zer'dir; Ebû Zer' nedir (bir bilsen)! Kulaklarımı ziynetle sallandırdı, pazularımı yağla doldurdu. Beni sevindirdi, ben de kendimle sevindim. Beni dağ yamacında birkaç koyunu olan bir ailenin içinde buldu; at kişnemesi, deve gıcırtısı, harman döveni ve tahıl ayıklayanı olan bir ailenin içine yerleştirdi. Onun yanında konuşurum, (sözüm) çirkin görülmez; uyurum, sabaha kadar uyurum; içerim, kanarım.

Ebû Zer'in annesi; Ebû Zer'in annesi nedir (bir bilsen)! Yük denkleri ağzına kadar doludur, evi geniştir.

Ebû Zer'in oğlu; Ebû Zer'in oğlu nedir (bir bilsen)! Yattığı yer, (kabuğundan) sıyrılmış hurma dalının yeri kadar (dar)dır; onu bir oğlağın kolu doyurur.

Ebû Zer'in kızı; Ebû Zer'in kızı nedir (bir bilsen)! Babasının sözünden çıkmaz, annesinin sözünden çıkmaz; elbisesini doldurur, kumasının öfkesidir.

Ebû Zer'in cariyesi; Ebû Zer'in cariyesi nedir (bir bilsen)! Sözümüzü (dışarıya) hiç yaymaz, erzakımızı hiç dağıtıp saçmaz, evimizi çerçöple doldurmaz.”


(Ümmü Zer') dedi ki: “Tulumlarda süt çalkalanırken Ebû Zer' (dışarı) çıktı. Yanında, belinin altından iki narla oynayan, pars yavrusu gibi iki çocuğu olan bir kadına rastladı. Beni boşadı ve onunla evlendi. Ondan sonra ben de soylu bir adamla evlendim; çevik bir ata biner, hattî mızrağını alırdı. Akşamleyin bana pek çok hayvan getirdi ve (akşam) gelen her hayvandan bana bir çift verdi. ‘Ye ey Ümmü Zer', ailene de erzak gönder’ dedi. Bana verdiği her şeyi bir araya toplasam, Ebû Zer'in en küçük kabına bile ulaşmaz.”

Âişe dedi ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana: “Ben sana, Ebû Zer'in Ümmü Zer'e olduğu gibi oldum” buyurdu.

Sahîh-i Müslim 2448a, Kitap 44, Hadis 135

Arapça metin
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ السَّعْدِيُّ، وَأَحْمَدُ بْنُ جَنَابٍ، كِلاَهُمَا عَنْ عِيسَى، - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ حُجْرٍ - حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَخِيهِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ جَلَسَ إِحْدَى عَشْرَةَ امْرَأَةً فَتَعَاهَدْنَ وَتَعَاقَدْنَ أَنْ لاَ يَكْتُمْنَ مِنْ أَخْبَارِ أَزْوَاجِهِنَّ شَيْئًا قَالَتِ الأُولَى زَوْجِي لَحْمُ جَمَلٍ غَثٌّ عَلَى رَأْسِ جَبَلٍ وَعْرٍ لاَ سَهْلٌ فَيُرْتَقَى وَلاَ سَمِينٌ فَيُنْتَقَلَ . قَالَتِ الثَّانِيَةُ زَوْجِي لاَ أَبُثُّ خَبَرَهُ إِنِّي أَخَافُ أَنْ لاَ أَذَرَهُ إِنْ أَذْكُرْهُ أَذْكُرْ عُجَرَهُ وَبُجَرَهُ . قَالَتِ الثَّالِثَةُ زَوْجِي الْعَشَنَّقُ إِنْ أَنْطِقْ أُطَلَّقْ وَإِنْ أَسْكُتْ أُعَلَّقْ . قَالَتِ الرَّابِعَةُ زَوْجِي كَلَيْلِ تِهَامَةَ لاَ حَرٌّ وَلاَ قُرٌّ وَلاَ مَخَافَةَ وَلاَ سَآمَةَ . قَالَتِ الْخَامِسَةُ زَوْجِي إِنْ دَخَلَ فَهِدَ وَإِنْ خَرَجَ أَسِدَ وَلاَ يَسْأَلُ عَمَّا عَهِدَ . قَالَتِ السَّادِسَةُ زَوْجِي إِنْ أَكَلَ لَفَّ وَإِنْ شَرِبَ اشْتَفَّ وَإِنِ اضْطَجَعَ الْتَفَّ وَلاَ يُولِجُ الْكَفَّ لِيَعْلَمَ الْبَثَّ . قَالَتِ السَّابِعَةُ زَوْجِي غَيَايَاءُ أَوْ عَيَايَاءُ طَبَاقَاءُ كُلُّ دَاءٍ لَهُ دَاءٌ شَجَّكِ أَوْ فَلَّكِ أَوْ جَمَعَ كُلاًّ لَكِ . قَالَتِ الثَّامِنَةُ زَوْجِي الرِّيحُ رِيحُ زَرْنَبٍ وَالْمَسُّ مَسُّ أَرْنَبٍ . قَالَتِ التَّاسِعَةُ زَوْجِي رَفِيعُ الْعِمَادِ طَوِيلُ النِّجَادِ عَظِيمُ الرَّمَادِ قَرِيبُ الْبَيْتِ مِنَ النَّادِي . قَالَتِ الْعَاشِرَةُ زَوْجِي مَالِكٌ وَمَا مَالِكٌ مَالِكٌ خَيْرٌ مِنْ ذَلِكِ لَهُ إِبِلٌ كَثِيرَاتُ الْمَبَارِكِ قَلِيلاَتُ الْمَسَارِحِ إِذَا سَمِعْنَ صَوْتَ الْمِزْهَرِ أَيْقَنَّ أَنَّهُنَّ هَوَالِكُ . قَالَتِ الْحَادِيَةَ عَشْرَةَ زَوْجِي أَبُو زَرْعٍ فَمَا أَبُو زَرْعٍ أَنَاسَ مِنْ حُلِيٍّ أُذُنَىَّ وَمَلأَ مِنْ شَحْمٍ عَضُدَىَّ وَبَجَّحَنِي فَبَجِحَتْ إِلَىَّ نَفْسِي وَجَدَنِي فِي أَهْلِ غُنَيْمَةٍ بِشَقٍّ فَجَعَلَنِي فِي أَهْلِ صَهِيلٍ وَأَطِيطٍ وَدَائِسٍ وَمُنَقٍّ فَعِنْدَهُ أَقُولُ فَلاَ أُقَبَّحُ وَأَرْقُدُ فَأَتَصَبَّحُ وَأَشْرَبُ فَأَتَقَنَّحُ . أُمُّ أَبِي زَرْعٍ فَمَا أُمُّ أَبِي زَرْعٍ عُكُومُهَا رَدَاحٌ وَبَيْتُهَا فَسَاحٌ . ابْنُ أَبِي زَرْعٍ فَمَا ابْنُ أَبِي زَرْعٍ مَضْجِعُهُ كَمَسَلِّ شَطْبَةٍ وَيُشْبِعُهُ ذِرَاعُ الْجَفْرَةِ . بِنْتُ أَبِي زَرْعٍ فَمَا بِنْتُ أَبِي زَرْعٍ طَوْعُ أَبِيهَا وَطَوْعُ أُمِّهَا وَمِلْءُ كِسَائِهَا وَغَيْظُ جَارَتِهَا . جَارِيَةُ أَبِي زَرْعٍ فَمَا جَارِيَةُ أَبِي زَرْعٍ لاَ تَبُثُّ حَدِيثَنَا تَبْثِيثًا وَلاَ تُنَقِّثُ مِيرَتَنَا تَنْقِيثًا وَلاَ تَمْلأُ بَيْتَنَا تَعْشِيشًا . قَالَتْ خَرَجَ أَبُو زَرْعٍ وَالأَوْطَابُ تُمْخَضُ فَلَقِيَ امْرَأَةً مَعَهَا وَلَدَانِ لَهَا كَالْفَهْدَيْنِ يَلْعَبَانِ مِنْ تَحْتِ خَصْرِهَا بِرُمَّانَتَيْنِ فَطَلَّقَنِي وَنَكَحَهَا فَنَكَحْتُ بَعْدَهُ رَجُلاً سَرِيًّا رَكِبَ شَرِيًّا وَأَخَذَ خَطِّيًّا وَأَرَاحَ عَلَىَّ نَعَمًا ثَرِيًّا وَأَعْطَانِي مِنْ كُلِّ رَائِحَةٍ زَوْجًا . قَالَ كُلِي أُمَّ زَرْعٍ وَمِيرِي أَهْلَكِ فَلَوْ جَمَعْتُ كُلَّ شَىْءٍ أَعْطَانِي مَا بَلَغَ أَصْغَرَ آنِيَةِ أَبِي زَرْعٍ . قَالَتْ عَائِشَةُ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " كُنْتُ لَكِ كَأَبِي زَرْعٍ لأُمِّ زَرْعٍ " .

Hata bildir

Sahîh-i Müslim 2448 a metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü