Ebü'l-Esved ed-Dîlî şöyle rivayet etti:
İmrân b. Husayn bana dedi ki: “Ne dersin; insanların bugün yaptıkları ve uğrunda didindikleri şey, onlar hakkında hükmedilmiş ve önceden geçmiş bir kaderle onlar hakkında yürürlüğe girmiş bir şey midir, yoksa peygamberlerinin kendilerine getirdiği ve aleyhlerine hüccetin sabit olduğu şeyler hususunda (ileride) karşılaşacakları bir şey midir?” Ben: “Bilakis onlar hakkında hükmedilmiş ve yürürlüğe girmiş bir şeydir” dedim. “Bu bir zulüm olmaz mı?” dedi. Bundan dolayı çok şiddetli bir korkuya kapıldım ve: “Her şey Allah'ın yaratığı ve O'nun mülküdür; O yaptığından sorulmaz, onlar ise sorulurlar” dedim. Bunun üzerine bana şöyle dedi: “Allah sana rahmet etsin! Sana sorduğum şeyle ancak aklını yoklamak istedim. Müzeyne'den iki adam Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) gelip: 'Ey Allah'ın Resûlü! Ne dersin; insanların bugün yaptıkları ve uğrunda didindikleri şey, onlar hakkında hükmedilmiş ve önceden geçmiş bir kaderle onlarda yürürlüğe girmiş bir şey midir, yoksa peygamberlerinin kendilerine getirdiği ve aleyhlerine hüccetin sabit olduğu şeyler hususunda karşılaşacakları bir şey midir?' dediler. (Resûlullah): 'Hayır! Bilakis onlar hakkında hükmedilmiş ve onlarda yürürlüğe girmiş bir şeydir. Bunun doğrulanması Allah azze ve celle'nin kitabındadır: ‘Nefse ve onu düzenleyene, sonra da ona kötülüğünü ve takvasını ilham edene andolsun.’ (Şems 91/7-8)' buyurdu.”
Sahîh-i Müslim 2650, Kitap 46, Hadis 17