Yüseyr b. Câbir şöyle rivayet etti:
Kûfe'de kızıl bir rüzgâr esti. Derken dilinde “Ey Abdullah b. Mes'ûd! Kıyamet geldi!” sözünden başka bir şey olmayan bir adam geldi. (Abdullah) yaslanmış durumdaydı; doğrulup oturdu ve şöyle dedi: “Kıyamet, miras paylaşılmayacak ve ganimete sevinilmeyecek hâle gelinmedikçe kopmaz.” Sonra eliyle şöyle yaptı -eliyle Şam tarafını işaret etti- ve dedi ki: “Bir düşman Müslümanlara karşı toplanacak, Müslümanlar da onlara karşı toplanacak.” “Rumları mı kastediyorsun?” dedim. “Evet” dedi. “O savaş sırasında şiddetli bir geri çekilip saldırma olur. Müslümanlar, galip gelmedikçe geri dönmeyecek, ölüme ant içmiş bir öncü birlik ayırırlar. Gece aralarına girinceye kadar savaşırlar; bunlar da şunlar da hiçbiri galip gelmeden geri dönerler ve öncü birlik yok olur. Sonra Müslümanlar yine galip gelmedikçe dönmeyecek, ölüme ant içmiş bir öncü birlik ayırırlar; gece aralarına girinceye kadar savaşırlar; bunlar da şunlar da hiçbiri galip gelmeden geri dönerler ve öncü birlik yok olur. Sonra Müslümanlar yine galip gelmedikçe dönmeyecek, ölüme ant içmiş bir öncü birlik ayırırlar; akşama kadar savaşırlar; bunlar da şunlar da hiçbiri galip gelmeden geri dönerler ve öncü birlik yok olur. Dördüncü gün olunca Müslümanların geri kalanı onlara karşı atılır ve Allah yenilgiyi onların (düşmanın) üzerine kılar. Öyle bir kıtal yaparlar ki -ya ‘benzeri görülmeyecek’ ya da ‘benzeri görülmemiş’ dedi- kuş onların yanlarından geçer de onları geride bırakamadan ölü olarak düşer. Yüz kişi olan bir babanın oğulları birbirlerini sayarlar da içlerinden sadece tek bir adamın kaldığını görürler. Artık hangi ganimete sevinilir, hangi miras paylaşılır! Onlar bu hâldeyken bundan daha büyük bir felaket işitirler: Çığırtkan gelip onlara ‘Deccâl, arkanızdan çoluk çocuğunuzun arasına girdi!’ der. Bunun üzerine ellerindekini bırakıp yönelirler ve keşif kolu olarak on atlı gönderirler.” Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ben onların adlarını, babalarının adlarını ve atlarının renklerini bilirim. Onlar o gün yeryüzündeki en hayırlı atlılardır -veya o gün yeryüzündeki en hayırlı atlılardandır-.”
İbn Ebû Şeybe kendi rivayetinde “Üseyr b. Câbir'den” dedi.
Sahîh-i Müslim 2899a, Kitap 54, Hadis 47