Cehennemde, bir kediyi bağlayıp ne yedirdiği ne de salıverdiği için azap gören bir kadın gördüm.

Kaynak
Sahîh-i Müslim 904a, b, Kitap 10, Hadis 11
Hadis numaraları
904 a, b
Türkçe meal

Câbir b. Abdullah (radıyallahu anhümâ) şöyle rivayet etti:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında çok sıcak bir günde güneş tutuldu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ashâbına namaz kıldırdı. Kıyamı o kadar uzattı ki (bazıları) düşmeye başladılar. Sonra rükû etti ve uzattı, sonra (başını) kaldırdı ve uzattı, sonra rükû etti ve uzattı, sonra kaldırdı ve uzattı, sonra iki secde yaptı. Sonra kalktı ve benzerini yaptı. Böylece dört rükû ve dört secde oldu. Sonra şöyle buyurdu:

“Gireceğiniz her şey bana gösterildi. Cennet bana gösterildi; öyle ki ondan bir salkım alsaydım alırdım —ya da: Ondan bir salkım almak için uzandım, ama elim ona yetişmedi, buyurdu—. Cehennem de bana gösterildi. Orada İsrâiloğulları'ndan bir kadının, bağlayıp ne yedirdiği ne de yerin haşerelerinden yemesine izin verdiği bir kedisi yüzünden azap gördüğünü gördüm. Ebû Sümâme Amr b. Mâlik'i de cehennemde bağırsaklarını sürüklerken gördüm. (Câhiliye insanları) güneş ve ayın ancak büyük birinin ölümü sebebiyle tutulduğunu söylerlerdi. Hâlbuki onlar, Allah'ın size gösterdiği âyetlerinden iki âyettir. Tutulduklarında, açılıncaya kadar namaz kılın.”

Bu hadisi bana Ebû Gassân el-Mismaî de Abdülmelik b. es-Sabbâh'tan, o da Hişâm'dan bu isnadla aynen rivayet etti. Ancak o, “Cehennemde Himyerli, siyah, uzun boylu bir kadın gördüm” dedi; “İsrâiloğulları'ndan” demedi.

Sahîh-i Müslim 904a, b, Kitap 10, Hadis 11

Arapça metin
وَحَدَّثَنِي يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الدَّوْرَقِيُّ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ هِشَامٍ الدَّسْتَوَائِيِّ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَسَفَتِ الشَّمْسُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي يَوْمٍ شَدِيدِ الْحَرِّ فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِأَصْحَابِهِ فَأَطَالَ الْقِيَامَ حَتَّى جَعَلُوا يَخِرُّونَ ثُمَّ رَكَعَ فَأَطَالَ ثُمَّ رَفَعَ فَأَطَالَ ثُمَّ رَكَعَ فَأَطَالَ ثُمَّ رَفَعَ فَأَطَالَ ثُمَّ سَجَدَ سَجْدَتَيْنِ ثُمَّ قَامَ فَصَنَعَ نَحْوًا مِنْ ذَاكَ فَكَانَتْ أَرْبَعَ رَكَعَاتٍ وَأَرْبَعَ سَجَدَاتٍ ثُمَّ قَالَ " إِنَّهُ عُرِضَ عَلَىَّ كُلُّ شَىْءٍ تُولَجُونَهُ فَعُرِضَتْ عَلَىَّ الْجَنَّةُ حَتَّى لَوْ تَنَاوَلْتُ مِنْهَا قِطْفًا أَخَذْتُهُ - أَوْ قَالَ تَنَاوَلْتُ مِنْهَا قِطْفًا - فَقَصُرَتْ يَدِي عَنْهُ وَعُرِضَتْ عَلَىَّ النَّارُ فَرَأَيْتُ فِيهَا امْرَأَةً مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ تُعَذَّبُ فِي هِرَّةٍ لَهَا رَبَطَتْهَا فَلَمْ تُطْعِمْهَا وَلَمْ تَدَعْهَا تَأْكُلُ مِنْ خَشَاشِ الأَرْضِ وَرَأَيْتُ أَبَا ثُمَامَةَ عَمْرَو بْنَ مَالِكٍ يَجُرُّ قُصْبَهُ فِي النَّارِ . وَإِنَّهُمْ كَانُوا يَقُولُونَ إِنَّ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لاَ يَخْسِفَانِ إِلاَّ لِمَوْتِ عَظِيمٍ وَإِنَّهُمَا آيَتَانِ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ يُرِيكُمُوهُمَا فَإِذَا خَسَفَا فَصَلُّوا حَتَّى تَنْجَلِيَ " . وَحَدَّثَنِيهِ أَبُو غَسَّانَ الْمِسْمَعِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ الصَّبَّاحِ، عَنْ هِشَامٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَهُ إِلاَّ أَنَّهُ قَالَ " وَرَأَيْتُ فِي النَّارِ امْرَأَةً حِمْيَرِيَّةً سَوْدَاءَ طَوِيلَةً " . وَلَمْ يَقُلْ " مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ " .

Hata bildir

Sahîh-i Müslim 904 a, b metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü