Denizin attığı anber denilen hayvandan yarım ay yedik, yağıyla yağlandık.

Kaynak
Sünen-i Nesâî 4352, Kitap 42, Hadis 90
Sahih
Türkçe meal

Câbir (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bizi, emirimiz Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh olmak üzere, Kureyş kervanını gözetlemek için üç yüz süvari olarak gönderdi. Sahilde kaldık; bize şiddetli bir açlık isabet etti, öyle ki ağaç yaprakları (habat) yedik. Derken deniz, kendisine anber denilen bir hayvan attı. Ondan yarım ay yedik, yağıyla yağlandık; vücutlarımız eski hâline döndü. Ebû Ubeyde onun kaburgalarından birini aldı, ordudaki en uzun deveye ve en uzun adama baktı; (adam deveyle) onun altından geçti. Sonra acıktılar, bir adam üç deve kesti; sonra acıktılar, bir adam üç deve kesti; sonra acıktılar, bir adam üç deve kesti; sonra Ebû Ubeyde onu (bundan) menetti. Süfyân dedi ki: Ebû'z-Zübeyr, Câbir'den şöyle rivayet etti: Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) sorduk; “Yanınızda ondan bir şey var mı?” buyurdu. (Câbir) dedi ki: Onun gözlerinden şu kadar testi yağ çıkardık; göz çukuruna dört kişi girdi. Ebû Ubeyde'nin yanında içinde hurma bulunan bir dağarcık vardı; bize avuç avuç verirdi, sonra birer hurmaya indi. Onu da kaybedince yokluğunu iyice hissettik.

Sünen-i Nesâî 4352, Kitap 42, Hadis 90

Arapça metin
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَنْصُورٍ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَمْرٍو، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرًا، يَقُولُ بَعَثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَلاَثَمِائَةِ رَاكِبٍ أَمِيرُنَا أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ نَرْصُدُ عِيرَ قُرَيْشٍ فَأَقَمْنَا بِالسَّاحِلِ فَأَصَابَنَا جُوعٌ شَدِيدٌ حَتَّى أَكَلْنَا الْخَبَطَ - قَالَ - فَأَلْقَى الْبَحْرُ دَابَّةً يُقَالُ لَهَا الْعَنْبَرُ فَأَكَلْنَا مِنْهُ نِصْفَ شَهْرٍ وَادَّهَنَّا مِنْ وَدَكِهِ فَثَابَتْ أَجْسَامُنَا وَأَخَذَ أَبُو عُبَيْدَةَ ضِلَعًا مِنْ أَضْلاَعِهِ فَنَظَرَ إِلَى أَطْوَلِ جَمَلٍ وَأَطْوَلِ رَجُلٍ فِي الْجَيْشِ فَمَرَّ تَحْتَهُ ثُمَّ جَاعُوا فَنَحَرَ رَجُلٌ ثَلاَثَ جَزَائِرَ ثُمَّ جَاعُوا فَنَحَرَ رَجُلٌ ثَلاَثَ جَزَائِرَ ثُمَّ جَاعُوا فَنَحَرَ رَجُلٌ ثَلاَثَ جَزَائِرَ ثُمَّ نَهَاهُ أَبُو عُبَيْدَةَ . قَالَ سُفْيَانُ قَالَ أَبُو الزُّبَيْرِ عَنْ جَابِرٍ فَسَأَلْنَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " هَلْ مَعَكُمْ مِنْهُ شَىْءٌ " . قَالَ فَأَخْرَجْنَا مِنْ عَيْنَيْهِ كَذَا وَكَذَا قُلَّةً مِنْ وَدَكٍ وَنَزَلَ فِي حِجَاجِ عَيْنِهِ أَرْبَعَةُ نَفَرٍ وَكَانَ مَعَ أَبِي عُبَيْدَةَ جِرَابٌ فِيهِ تَمْرٌ فَكَانَ يُعْطِينَا الْقَبْضَةَ ثُمَّ صَارَ إِلَى التَّمْرَةِ فَلَمَّا فَقَدْنَاهَا وَجَدْنَا فَقْدَهَا .

Hata bildir

Sünen-i Nesâî 4352 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü