O, Allah'ın size verdiği bir rızıktır; yanınızda ondan bir şey var mı?

Kaynak
Sünen-i Nesâî 4354, Kitap 42, Hadis 92
Sahih
Türkçe meal

Câbir (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bizi Ebû Ubeyde ile birlikte gönderdi; üç yüz on küsur kişiydik. Bize bir dağarcık hurma azık verdi. (Ebû Ubeyde) bize avuç avuç verdi. Onu tüketince birer hurma verdi; öyle ki onu çocuğun emdiği gibi emer, üzerine su içerdik. Onu da kaybedince yokluğunu iyice hissettik; hatta yaylarımızla ağaç yapraklarını (habat) silkeleyip yutar, üzerine su içerdik. Nihayet bize “Habat ordusu” adı verildi. Sonra sahile vardık; bir de baktık ki kum tepesi gibi bir hayvan; ona anber denir. Ebû Ubeyde: “Meytedir (kesilmemiş ölü hayvandır), onu yemeyin” dedi. Sonra şöyle dedi: “(Biz) Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ordusuyuz, Allah (azze ve celle) yolundayız ve çaresiz durumdayız; Allah'ın adıyla yiyin.” Ondan yedik ve ondan kuru et (vaşîka) yaptık. Onun göz yerine on üç adam oturdu. (Câbir) dedi ki: Ebû Ubeyde onun kaburgalarından birini aldı, topluluğun develerinin en irisine semer vurdurdu ve onu altından geçirdi. Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına varınca: “Sizi ne alıkoydu?” buyurdu. “Kureyş kervanlarını takip ediyorduk” dedik ve ona o hayvanın durumunu anlattık. Şöyle buyurdu: “O, Allah'ın (azze ve celle) size verdiği bir rızıktır. Yanınızda ondan bir şey var mı?” “Evet” dedik.

Sünen-i Nesâî 4354, Kitap 42, Hadis 92

Arapça metin
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُمَرَ بْنِ عَلِيِّ بْنِ مُقَدَّمٍ الْمُقَدَّمِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ بَعَثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَعَ أَبِي عُبَيْدَةَ وَنَحْنُ ثَلاَثُمِائَةٍ وَبِضْعَةَ عَشَرَ وَزَوَّدَنَا جِرَابًا مِنْ تَمْرٍ فَأَعْطَانَا قَبْضَةً قَبْضَةً فَلَمَّا أَنْ جُزْنَاهُ أَعْطَانَا تَمْرَةً تَمْرَةً حَتَّى إِنْ كُنَّا لَنَمُصُّهَا كَمَا يَمُصُّ الصَّبِيُّ وَنَشْرَبُ عَلَيْهَا الْمَاءَ فَلَمَّا فَقَدْنَاهَا وَجَدْنَا فَقْدَهَا حَتَّى إِنْ كُنَّا لَنَخْبِطُ الْخَبَطَ بِقِسِيِّنَا وَنَسَفُّهُ ثُمَّ نَشْرَبُ عَلَيْهِ مِنَ الْمَاءِ حَتَّى سُمِّينَا جَيْشَ الْخَبَطِ ثُمَّ أَجَزْنَا السَّاحِلَ فَإِذَا دَابَّةٌ مِثْلُ الْكَثِيبِ يُقَالُ لَهُ الْعَنْبَرُ فَقَالَ أَبُو عُبَيْدَةَ مَيْتَةٌ لاَ تَأْكُلُوهُ . ثُمَّ قَالَ جَيْشُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَفِي سَبِيلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَنَحْنُ مُضْطَرُّونَ كُلُوا بِاسْمِ اللَّهِ . فَأَكَلْنَا مِنْهُ وَجَعَلْنَا مِنْهُ وَشِيقَةً وَلَقَدْ جَلَسَ فِي مَوْضِعِ عَيْنِهِ ثَلاَثَةَ عَشَرَ رَجُلاً - قَالَ - فَأَخَذَ أَبُو عُبَيْدَةَ ضِلَعًا مِنْ أَضْلاَعِهِ فَرَحَلَ بِهِ أَجْسَمَ بَعِيرٍ مِنْ أَبَاعِرِ الْقَوْمِ فَأَجَازَ تَحْتَهُ فَلَمَّا قَدِمْنَا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا حَبَسَكُمْ " . قُلْنَا كُنَّا نَتَّبِعُ عِيرَاتِ قُرَيْشٍ وَذَكَرْنَا لَهُ مِنْ أَمْرِ الدَّابَّةِ فَقَالَ " ذَاكَ رِزْقٌ رَزَقَكُمُوهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ أَمَعَكُمْ مِنْهُ شَىْءٌ " . قَالَ قُلْنَا نَعَمْ .

Hata bildir

Sünen-i Nesâî 4354 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü