Cibrîl, Resûlullah'a İslâm'ı, imanı, ihsanı ve kıyametin alametlerini sordu.

Kaynak
Sünen-i Nesâî 4990, Kitap 47, Hadis 6
Sahih
Türkçe meal

Abdullah b. Ömer (radıyallahu anhümâ) şöyle rivayet etti:

Ömer b. el-Hattâb bana şöyle anlattı: Bir gün biz Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanındayken, elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah bir adam çıkageldi. Üzerinde yolculuk izi görünmüyordu, içimizden de kimse onu tanımıyordu. Nihayet Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına oturdu, dizlerini onun dizlerine dayadı, ellerini uylukları üzerine koydu, sonra şöyle dedi: “Ey Muhammed! Bana İslâm'ı haber ver.” (Resûlullah) şöyle buyurdu: “Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resûlü olduğuna şahitlik etmen, namazı kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve gücün yeterse Beyt'i haccetmendir.” Adam “Doğru söyledin” dedi. Hem soruyor hem de doğruluyor olmasına şaştık. Sonra “Bana imanı haber ver” dedi. (Resûlullah) “Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe ve hayrıyla şerriyle kaderin tamamına iman etmendir” buyurdu. Adam “Doğru söyledin” dedi. “Öyleyse bana ihsanı haber ver” dedi. “Allah'a, O'nu görüyormuş gibi ibadet etmendir; sen O'nu görmüyorsan da O seni görür” buyurdu. “Öyleyse bana kıyameti haber ver” dedi. “Bu konuda kendisine soru sorulan, sorandan daha bilgili değildir” buyurdu. “Öyleyse bana alametlerini haber ver” dedi. “Cariyenin efendisini doğurması ve yalınayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yarıştıklarını görmendir” buyurdu. Ömer dedi ki: Üç (gün) bekledim. Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana “Ey Ömer! Soru soranın kim olduğunu biliyor musun?” dedi. “Allah ve Resûlü daha iyi bilir” dedim. “O, Cibrîl'di (aleyhisselâm); size dininizin işini öğretmek için gelmişti” buyurdu.

Sünen-i Nesâî 4990, Kitap 47, Hadis 6

Arapça metin
أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا النَّضْرُ بْنُ شُمَيْلٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا كَهْمَسُ بْنُ الْحَسَنِ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بُرَيْدَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ يَعْمَرَ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، قَالَ حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ، قَالَ بَيْنَمَا نَحْنُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ يَوْمٍ إِذْ طَلَعَ عَلَيْنَا رَجُلٌ شَدِيدُ بَيَاضِ الثِّيَابِ شَدِيدُ سَوَادِ الشَّعَرِ لاَ يُرَى عَلَيْهِ أَثَرُ السَّفَرِ وَلاَ يَعْرِفُهُ مِنَّا أَحَدٌ حَتَّى جَلَسَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَسْنَدَ رُكْبَتَيْهِ إِلَى رُكْبَتَيْهِ وَوَضَعَ كَفَّيْهِ عَلَى فَخِذَيْهِ ثُمَّ قَالَ يَا مُحَمَّدُ أَخْبِرْنِي عَنِ الإِسْلاَمِ قَالَ " أَنْ تَشْهَدَ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ وَتُقِيمَ الصَّلاَةَ وَتُؤْتِيَ الزَّكَاةَ وَتَصُومَ رَمَضَانَ وَتَحُجَّ الْبَيْتَ إِنِ اسْتَطَعْتَ إِلَيْهِ سَبِيلاً " . قَالَ صَدَقْتَ . فَعَجِبْنَا إِلَيْهِ يَسْأَلُهُ وَيُصَدِّقُهُ ثُمَّ قَالَ أَخْبِرْنِي عَنِ الإِيمَانِ قَالَ " أَنْ تُؤْمِنَ بِاللَّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَالْقَدَرِ كُلِّهِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ " . قَالَ صَدَقْتَ . قَالَ فَأَخْبِرْنِي عَنِ الإِحْسَانِ قَالَ " أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ " . قَالَ فَأَخْبِرْنِي عَنِ السَّاعَةِ قَالَ " مَا الْمَسْئُولُ عَنْهَا بِأَعْلَمَ بِهَا مِنَ السَّائِلِ " . قَالَ فَأَخْبِرْنِي عَنْ أَمَارَاتِهَا قَالَ " أَنْ تَلِدَ الأَمَةُ رَبَّتَهَا وَأَنْ تَرَى الْحُفَاةَ الْعُرَاةَ الْعَالَةَ رِعَاءَ الشَّاءِ يَتَطَاوَلُونَ فِي الْبُنْيَانِ " . قَالَ عُمَرُ فَلَبِثْتُ ثَلاَثًا ثُمَّ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا عُمَرُ هَلْ تَدْرِي مَنِ السَّائِلُ " . قُلْتُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ . قَالَ " فَإِنَّهُ جِبْرِيلُ عَلَيْهِ السَّلاَمُ أَتَاكُمْ لِيُعَلِّمَكُمْ أَمْرَ دِينِكُمْ " .

Hata bildir

Sünen-i Nesâî 4990 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü