İmrân b. Husayn (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), müşriklerden bir adama karşılık müslümanlardan iki adamı fidye ile kurtardı.
Ebû Îsâ (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Ebû Kılâbe'nin amcası Ebü'l-Mühelleb'dir; adı Abdurrahmân b. Amr'dır, Muâviye b. Amr olduğu da söylenir. Ebû Kılâbe'nin adı ise Abdullah b. Zeyd el-Cermî'dir. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'in ashabından ve başkalarından ilim ehlinin çoğunluğu buna göre amel eder: İmam (devlet başkanı), esirlerden dilediğine karşılıksız salıverme lütfunda bulunabilir, dilediğini öldürebilir, dilediğini de fidye karşılığında bırakabilir. Bazı ilim ehli ise öldürmeyi fidyeye tercih etmiştir. Evzâî şöyle dedi: Bana ulaştığına göre şu âyet neshedilmiştir: “Ondan sonra artık ya karşılıksız salıverirsiniz ya da fidye alırsınız” (Muhammed 47/4). Onu, “Onları nerede yakalarsanız öldürün” (Bakara 2/191) âyeti neshetmiştir. Bunu bize Hennâd, İbnü'l-Mübârek'ten, o da Evzâî'den rivayet etti. İshâk b. Mansûr şöyle dedi: Ahmed'e, “Esir alındığında öldürülmesi mi yoksa fidye karşılığında bırakılması mı sana daha sevimlidir?” diye sordum. “Fidye almaya güçleri yetiyorsa bunda bir sakınca yoktur; öldürülse de bunda bir sakınca bilmiyorum” dedi. İshâk b. İbrâhîm de şöyle dedi: Düşmanı iyice sindirmek (öldürmek) bana daha sevimlidir; ancak tanınmış biri olup karşılığında çok (fidye) umulursa başka.
Câmiu't-Tirmizî 1568, Kitap 21, Hadis 29