Soranın kim olduğunu biliyor musun? O Cebrâil'di; size dininizin esaslarını öğretmek için gelmişti.

Kaynak
Câmiu't-Tirmizî 2610, Kitap 40, Hadis 5
Sahih
Türkçe meal

Yahyâ b. Ya'mer şöyle rivayet etti:

Kader hakkında ilk konuşan Ma'bed el-Cühenî'dir. (Yahyâ) dedi ki: Ben ve Humeyd b. Abdurrahman el-Himyerî yola çıktık, Medine'ye vardık ve “Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) ashâbından bir adama rastlasak da ona bu kimselerin ortaya çıkardığı şeyi sorsak” dedik. Ona —yani Abdullah b. Ömer'e— mescitten çıkarken rastladık. Arkadaşımla birlikte onu iki yanından kuşattık. Arkadaşımın konuşmayı bana bırakacağını düşündüm ve şöyle dedim: “Ey Ebû Abdurrahman! Bir topluluk var ki Kur'an okuyorlar, ilmin peşine düşüp araştırıyorlar; kader diye bir şeyin olmadığını ve işin (önceden takdir edilmeksizin) yeni başladığını iddia ediyorlar.” Dedi ki: “Onlara rastladığında, benim onlardan uzak olduğumu, onların da benden uzak olduklarını kendilerine haber ver. Abdullah'ın kendisi adına yemin ettiği (Allah'a) yemin olsun ki, onlardan biri Uhud kadar altın infak etse, hayrıyla şerriyle kadere iman edinceye kadar bu ondan kabul edilmez.” Sonra anlatmaya başladı ve şöyle dedi: Ömer b. Hattâb şöyle dedi: “Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanındaydık. Elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bir adam geldi; üzerinde yolculuk izi görünmüyordu, içimizden de kimse onu tanımıyordu. Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) geldi, dizini onun dizine yapıştırdı, sonra: ‘Ey Muhammed! İman nedir?’ dedi. (Peygamber) buyurdu ki: ‘Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe ve hayrıyla şerriyle kadere iman etmendir.’ ‘Peki İslâm nedir?’ dedi. Buyurdu ki: ‘Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve Resûlü olduğuna şahitlik etmek, namazı kılmak, zekâtı vermek, Beyt'i haccetmek ve ramazan orucunu tutmaktır.’ ‘Peki ihsan nedir?’ dedi. Buyurdu ki: ‘Allah'a, O'nu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir; çünkü sen O'nu görmüyorsan da O seni görür.’ Bunların hepsinde ona ‘Doğru söyledin’ diyordu. Ona şaştık; hem soruyor hem de onu tasdik ediyordu. ‘Peki kıyamet ne zaman?’ dedi. Buyurdu ki: ‘Kendisine sorulan, bunu sorandan daha iyi bilici değildir.’ ‘Peki onun alâmeti nedir?’ dedi. Buyurdu ki: ‘Câriyenin efendisini doğurması, yalınayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarını binalarda birbirleriyle yükseklik yarışına girerken görmendir.’” Ömer dedi ki: “Bundan üç gün sonra Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bana rastladı ve şöyle buyurdu: ‘Ey Ömer! Soranın kim olduğunu biliyor musun? O Cebrâil'di; size dininizin esaslarını öğretmek için gelmişti.’”

(Başka bir senetle) İbnü'l-Mübârek, Kehmes b. el-Hasen'den bu isnadla benzerini rivayet etti.

(Başka bir senetle) Muâz b. Muâz, Kehmes'ten bu isnadla aynı anlamda benzerini rivayet etti.

Ebû Îsâ (Tirmizî) dedi ki: Bu babda Talha b. Ubeydullah'tan, Enes b. Mâlik'ten ve Ebû Hüreyre'den de rivayet vardır. Bu hadis hasen sahihtir. Bunun benzeri Ömer'den birçok yoldan rivayet edilmiştir. Bu hadis İbn Ömer'den, o da Peygamber'den (sallallahu aleyhi ve sellem) diye de rivayet edilmiştir; sahih olan ise İbn Ömer'den, o Ömer'den, o da Peygamber'den (sallallahu aleyhi ve sellem) şeklindeki rivayettir.

Câmiu't-Tirmizî 2610, Kitap 40, Hadis 5

Arapça metin
حَدَّثَنَا أَبُو عَمَّارٍ الْحُسَيْنُ بْنُ حُرَيْثٍ الْخُزَاعِيُّ، أَخْبَرَنَا وَكِيعٌ، عَنْ كَهْمَسِ بْنِ الْحَسَنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ يَعْمُرَ، قَالَ أَوَّلُ مَنْ تَكَلَّمَ فِي الْقَدَرِ مَعْبَدٌ الْجُهَنِيُّ قَالَ فَخَرَجْتُ أَنَا وَحُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْحِمْيَرِيُّ حَتَّى أَتَيْنَا الْمَدِينَةَ فَقُلْنَا لَوْ لَقِينَا رَجُلاً مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلْنَاهُ عَمَّا أَحْدَثَ هَؤُلاَءِ الْقَوْمُ . قَالَ فَلَقِينَاهُ يَعْنِي عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ وَهُوَ خَارِجٌ مِنَ الْمَسْجِدِ قَالَ فَاكْتَنَفْتُهُ أَنَا وَصَاحِبِي قَالَ فَظَنَنْتُ أَنَّ صَاحِبِي سَيَكِلُ الْكَلاَمَ إِلَىَّ فَقُلْتُ يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ إِنَّ قَوْمًا يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ وَيَتَقَفَّرُونَ الْعِلْمَ وَيَزْعُمُونَ أَنْ لاَ قَدَرَ وَأَنَّ الأَمْرَ أُنُفٌ قَالَ فَإِذَا لَقِيتَ أُولَئِكَ فَأَخْبِرْهُمْ أَنِّي مِنْهُمْ بَرِيءٌ وَأَنَّهُمْ مِنِّي بُرَآءُ وَالَّذِي يَحْلِفُ بِهِ عَبْدُ اللَّهِ لَوْ أَنَّ أَحَدَهُمْ أَنْفَقَ مِثْلَ أُحُدٍ ذَهَبًا مَا قُبِلَ ذَلِكَ مِنْهُ حَتَّى يُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ . قَالَ ثُمَّ أَنْشَأَ يُحَدِّثُ فَقَالَ قَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ كُنَّا عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجَاءَ رَجُلٌ شَدِيدُ بَيَاضِ الثِّيَابِ شَدِيدُ سَوَادِ الشَّعَرِ لاَ يُرَى عَلَيْهِ أَثَرُ السَّفَرِ وَلاَ يَعْرِفُهُ مِنَّا أَحَدٌ حَتَّى أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَلْزَقَ رُكْبَتَهُ بِرُكْبَتِهِ ثُمَّ قَالَ يَا مُحَمَّدُ مَا الإِيمَانُ قَالَ " أَنْ تُؤْمِنَ بِاللَّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ " . قَالَ فَمَا الإِسْلاَمُ قَالَ " شَهَادَةُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ وَإِقَامُ الصَّلاَةِ وَإِيتَاءُ الزَّكَاةِ وَحَجُّ الْبَيْتِ وَصَوْمُ رَمَضَانَ " . قَالَ فَمَا الإِحْسَانُ قَالَ " أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ فَإِنَّكَ إِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ " . قَالَ فِي كُلِّ ذَلِكَ يَقُولُ لَهُ صَدَقْتَ . قَالَ فَتَعَجَّبْنَا مِنْهُ يَسْأَلُهُ وَيُصَدِّقُهُ . قَالَ فَمَتَى السَّاعَةُ قَالَ " مَا الْمَسْئُولُ عَنْهَا بِأَعْلَمَ مِنَ السَّائِلِ " . قَالَ فَمَا أَمَارَتُهَا قَالَ أَنْ تَلِدَ الأَمَةُ رَبَّتَهَا وَأَنْ تَرَى الْحُفَاةَ الْعُرَاةَ الْعَالَةَ أَصْحَابَ الشَّاءِ يَتَطَاوَلُونَ فِي الْبُنْيَانِ " . قَالَ عُمَرُ فَلَقِيَنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ ذَلِكَ بِثَلاَثٍ فَقَالَ " يَا عُمَرُ هَلْ تَدْرِي مَنِ السَّائِلُ ذَاكَ جِبْرِيلُ أَتَاكُمْ يُعَلِّمُكُمْ مَعَالِمَ دِينِكُمْ " .

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا كَهْمَسُ بْنُ الْحَسَنِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ .

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ مُعَاذٍ، عَنْ كَهْمَسٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ بِمَعْنَاهُ . وَفِي الْبَابِ عَنْ طَلْحَةَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ وَأَنَسِ بْنِ مَالِكٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ قَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ نَحْوُ هَذَا عَنْ عُمَرَ . وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ عَنِ ابْنِ عُمَرَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَالصَّحِيحُ هُوَ ابْنُ عُمَرَ عَنْ عُمَرَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم .

Hata bildir

Câmiu't-Tirmizî 2610 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü