Allah'ın doksan dokuz ismi tek tek sayıldı: er-Rahmân, er-Rahîm, el-Melik, el-Kuddûs, es-Selâm…

Kaynak
Câmiu't-Tirmizî 3507, Kitap 48, Hadis 138
Zayıf
Türkçe meal

Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ'nın doksan dokuz, yani bir eksiğiyle yüz ismi vardır. Kim onları sayıp korursa cennete girer. O, kendisinden başka ilah olmayan Allah'tır: er-Rahmân (çok merhametli), er-Rahîm (çok esirgeyen), el-Melik (mülkün sahibi), el-Kuddûs (her eksiklikten münezzeh), es-Selâm (esenlik veren, her kusurdan salim), el-Mü'min (güven veren), el-Müheymin (gözetip koruyan), el-Azîz (mutlak galip), el-Cebbâr (dilediğini yaptıran), el-Mütekebbir (büyüklükte eşi olmayan), el-Hâlık (yaratan), el-Bâri' (kusursuz yaratan), el-Musavvir (şekil veren), el-Gaffâr (çok bağışlayan), el-Kahhâr (her şeye galip gelen), el-Vehhâb (karşılıksız veren), er-Rezzâk (rızık veren), el-Fettâh (açan, hükmeden), el-Alîm (her şeyi bilen), el-Kâbız (daraltan), el-Bâsıt (genişleten), el-Hâfıd (alçaltan), er-Râfi' (yükselten), el-Muiz (izzet veren), el-Müzil (zillete düşüren), es-Semî' (işiten), el-Basîr (gören), el-Hakem (hükmeden), el-Adl (âdil), el-Latîf (lütufkâr, en ince şeyleri bilen), el-Habîr (her şeyden haberdar), el-Halîm (yumuşak davranan), el-Azîm (azametli), el-Gafûr (bağışlayan), eş-Şekûr (az amele çok karşılık veren), el-Aliyy (yüce), el-Kebîr (büyük), el-Hafîz (koruyan), el-Mukît (rızık ve güç veren), el-Hasîb (hesaba çeken, yeten), el-Celîl (celal sahibi), el-Kerîm (cömert), er-Rakîb (gözetleyen), el-Mücîb (duaları kabul eden), el-Vâsi' (ilmi ve rahmeti geniş), el-Hakîm (hikmet sahibi), el-Vedûd (seven ve sevilen), el-Mecîd (şanı yüce), el-Bâis (ölüleri dirilten), eş-Şehîd (her şeye şahit), el-Hak (varlığı gerçek olan), el-Vekîl (kendisine dayanılan), el-Kaviyy (güçlü), el-Metîn (sarsılmaz kuvvet sahibi), el-Veliyy (dost ve yardımcı), el-Hamîd (övülmeye layık), el-Muhsî (her şeyi sayan), el-Mübdi' (ilk defa yaratan), el-Muîd (yeniden yaratan), el-Muhyî (hayat veren), el-Mümît (öldüren), el-Hayy (diri), el-Kayyûm (her şeyi ayakta tutan), el-Vâcid (dilediğini bulan), el-Mâcid (şanı yüce, cömert), el-Vâhid (tek), es-Samed (hiçbir şeye muhtaç olmayan), el-Kâdir (gücü yeten), el-Muktedir (her şeye gücü yeten), el-Mukaddim (öne alan), el-Muahhir (geri bırakan), el-Evvel (ilk), el-Âhir (son), ez-Zâhir (açık), el-Bâtın (gizli), el-Vâlî (her şeyi yöneten), el-Müteâlî (pek yüce), el-Berr (iyilik eden), et-Tevvâb (tövbeleri kabul eden), el-Müntakim (suçluyu cezalandıran), el-Afüv (affeden), er-Raûf (çok şefkatli), Mâlikü'l-mülk (mülkün sahibi), Zü'l-celâli ve'l-ikrâm (celal ve ikram sahibi), el-Muksit (adaletle hükmeden), el-Câmi' (toplayan), el-Ganiyy (hiçbir şeye muhtaç olmayan), el-Muğnî (zengin kılan), el-Mâni' (engelleyen), ed-Dârr (zarar veren), en-Nâfi' (fayda veren), en-Nûr (nur), el-Hâdî (hidayet veren), el-Bedî' (eşsiz yaratan), el-Bâkî (varlığı sonsuz), el-Vâris (her şeyin varisi), er-Reşîd (doğru yola ileten), es-Sabûr (çok sabırlı).”

Ebû Îsâ (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis garîbdir. Bunu bize birçok kişi Safvân b. Sâlih'ten rivayet etti. Onu ancak Safvân b. Sâlih'in rivayetinden biliyoruz; o, hadis ehline göre sikadır. Bu hadis Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber'den (sallallahu aleyhi ve sellem) birçok yoldan rivayet edilmiştir. Rivayetlerin pek çoğunda isimlerin zikredildiği sahih bir isnad bilmiyoruz; yalnız bu hadis müstesna. Âdem b. Ebû İyâs da bu hadisi bundan başka bir isnadla Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber'den (sallallahu aleyhi ve sellem) rivayet etmiş ve içinde isimleri zikretmiştir; ancak onun sahih bir isnadı yoktur.

Câmiu't-Tirmizî 3507, Kitap 48, Hadis 138

Arapça metin
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ يَعْقُوبَ الْجُوزَجَانِيُّ، حَدَّثَنِي صَفْوَانُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا شُعَيْبُ بْنُ أَبِي حَمْزَةَ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ لِلَّهِ تَعَالَى تِسْعَةً وَتِسْعِينَ اسْمًا مِائَةً غَيْرَ وَاحِدَةٍ مَنْ أَحْصَاهَا دَخَلَ الْجَنَّةَ هُوَ اللَّهُ الَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلاَمُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ الْغَفَّارُ الْقَهَّارُ الْوَهَّابُ الرَّزَّاقُ الْفَتَّاحُ الْعَلِيمُ الْقَابِضُ الْبَاسِطُ الْخَافِضُ الرَّافِعُ الْمُعِزُّ الْمُذِلُّ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ الْحَكَمُ الْعَدْلُ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ الْحَلِيمُ الْعَظِيمُ الْغَفُورُ الشَّكُورُ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ الْحَفِيظُ الْمُقِيتُ الْحَسِيبُ الْجَلِيلُ الْكَرِيمُ الرَّقِيبُ الْمُجِيبُ الْوَاسِعُ الْحَكِيمُ الْوَدُودُ الْمَجِيدُ الْبَاعِثُ الشَّهِيدُ الْحَقُّ الْوَكِيلُ الْقَوِيُّ الْمَتِينُ الْوَلِيُّ الْحَمِيدُ الْمُحْصِي الْمُبْدِئُ الْمُعِيدُ الْمُحْيِي الْمُمِيتُ الْحَىُّ الْقَيُّومُ الْوَاجِدُ الْمَاجِدُ الْوَاحِدُ الصَّمَدُ الْقَادِرُ الْمُقْتَدِرُ الْمُقَدِّمُ الْمُؤَخِّرُ الأَوَّلُ الآخِرُ الظَّاهِرُ الْبَاطِنُ الْوَالِي الْمُتَعَالِي الْبَرُّ التَّوَّابُ الْمُنْتَقِمُ الْعَفُوُّ الرَّءُوفُ مَالِكُ الْمُلْكِ ذُو الْجَلاَلِ وَالإِكْرَامِ الْمُقْسِطُ الْجَامِعُ الْغَنِيُّ الْمُغْنِي الْمَانِعُ الضَّارُّ النَّافِعُ النُّورُ الْهَادِي الْبَدِيعُ الْبَاقِي الْوَارِثُ الرَّشِيدُ الصَّبُورُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ حَدَّثَنَا بِهِ غَيْرُ وَاحِدٍ عَنْ صَفْوَانَ بْنِ صَالِحٍ . وَلاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ صَفْوَانَ بْنِ صَالِحٍ وَهُوَ ثِقَةٌ عِنْدَ أَهْلِ الْحَدِيثِ . وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَلاَ نَعْلَمُ - فِي كَبِيرِ شَيْءٍ مِنَ الرِّوَايَاتِ لَهُ إِسْنَادٌ صَحِيحٌ ذِكْرَ الأَسْمَاءِ إِلاَّ فِي هَذَا الْحَدِيثِ . وَقَدْ رَوَى آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ هَذَا الْحَدِيثَ بِإِسْنَادٍ غَيْرِ هَذَا عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَذَكَرَ فِيهِ الأَسْمَاءَ وَلَيْسَ لَهُ إِسْنَادٌ صَحِيحٌ .

Hata bildir

Câmiu't-Tirmizî 3507 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü