İki denizin birleştiği yerde senden daha bilgili bir kul vardır: Mûsâ ile Hızır kıssası.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 122, Kitap 3, Hadis 64
Türkçe meal

Saîd b. Cübeyr şöyle dedi:

İbn Abbâs'a: “Nevf el-Bikâlî, (Hızır'ın arkadaşı olan) Mûsâ'nın İsrâiloğullarının Mûsâ'sı olmadığını, başka bir Mûsâ olduğunu iddia ediyor” dedim. Şöyle dedi: “Allah'ın düşmanı yalan söylemiş. Bize Übey b. Ka'b, Peygamber'den (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle rivayet etti:

‘Peygamber Mûsâ İsrâiloğulları arasında hutbe okumak için kalktı. Ona: ”
İnsanların en bilgilisi kimdir?“ diye soruldu. ”En bilgilisi benim“ dedi. Allah, ilmi kendisine havale etmediği için onu kınadı ve ona şöyle vahyetti: ”İki denizin birleştiği yerde kullarımdan bir kul vardır ki o senden daha bilgilidir.“ Mûsâ: ”Rabbim! Ona nasıl ulaşırım?“ dedi. Ona: ”Bir zenbil içinde bir balık taşı; onu kaybettiğin yerde o oradadır“ denildi. Mûsâ, genç yardımcısı Yûşa' b. Nûn ile birlikte yola çıktı. Bir zenbil içinde bir balık taşıdılar. Nihayet kayanın yanına varınca başlarını koyup uyudular. Balık zenbilden sıyrılıp denizde bir tünel gibi yolunu tuttu. Bu, Mûsâ ile genç yardımcısı için şaşılacak bir şeydi. Gecelerinin ve günlerinin geri kalanında yürüdüler. Sabah olunca Mûsâ genç yardımcısına: ”Kuşluk yemeğimizi getir; andolsun bu yolculuğumuzdan çok yorgunluk çektik“ dedi. Mûsâ, kendisine emredilen yeri geçinceye kadar hiç yorgunluk hissetmemişti. Genç yardımcısı ona: ”Gördün mü, kayaya sığındığımız zaman balığı unuttum“ dedi. Mûsâ: ”İşte aradığımız buydu“ dedi. Hemen izlerini takip ederek geri döndüler. Kayaya varınca bir de ne görsünler, bir elbiseye bürünmüş bir adam —yahut elbisesine bürünmüş—. Mûsâ selâm verdi. Hızır: ”Senin yurdunda selâm nereden (bilinir)?“ dedi. ”Ben Mûsâ'yım“ dedi. ”İsrâiloğullarının Mûsâ'sı mı?“ dedi. ”Evet“ dedi. (Mûsâ): ”Sana öğretilenden bana doğruyu bulmamı sağlayacak bir bilgi öğretmen için sana tâbi olabilir miyim?“ dedi. (Hızır): ”Sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin. Ey Mûsâ! Ben, Allah'ın ilminden bana öğrettiği, senin bilmediğin bir ilim üzereyim. Sen de O'nun sana öğrettiği, benim bilmediğim bir ilim üzeresin“ dedi. (Mûsâ): ”İnşallah beni sabırlı bulacaksın; senin hiçbir emrine karşı gelmeyeceğim“ dedi.

Gemileri olmadığı için deniz kıyısında yürüyerek yola koyuldular. Yanlarından bir gemi geçti. Kendilerini taşımaları için gemidekilerle konuştular. Hızır tanındı; onları ücretsiz taşıdılar. Bir serçe gelip geminin kenarına kondu ve denize bir iki kez gagasını daldırdı. Hızır: ”
Ey Mûsâ! Benim ilmim ve senin ilmin Allah'ın ilminden, ancak bu serçenin gagasıyla denizden eksilttiği kadar eksiltmiştir“ dedi. Hızır geminin tahtalarından birine yönelip onu söktü. Mûsâ: ”Bizi ücretsiz taşıyan bir topluluk! Sen ise içindekileri boğmak için gemilerine yönelip onu deldin“ dedi. (Hızır): ”Ben sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?“ dedi. (Mûsâ): ”Unuttuğum şeyden dolayı beni sorguya çekme“ dedi. Mûsâ'nın ilki unutmaktan oldu.

Yine yola koyuldular. Bir de ne görsünler, bir çocuk (diğer) çocuklarla oynuyor. Hızır onun başını yukarısından tuttu ve eliyle başını kopardı. Mûsâ: ”
Bir cana karşılık olmaksızın tertemiz bir canı mı öldürdün?“ dedi. (Hızır): ”Ben sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?“ dedi. —İbn Uyeyne dedi ki: Bu (söz) daha vurguludur.— Yine yola koyuldular. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yiyecek istediler; onlar ise kendilerini misafir etmekten kaçındılar. Orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. Hızır eliyle (işaret edip) onu doğrulttu. Mûsâ ona: ”İsteseydin buna karşılık bir ücret alırdın“ dedi. (Hızır): ”İşte bu, benimle senin aranın ayrılmasıdır“ dedi.’

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: ‘Allah Mûsâ'ya rahmet etsin! Ne isterdik, sabretseydi de ikisinin durumundan bize daha fazlası anlatılsaydı.’”

Sahîh-i Buhârî 122, Kitap 3, Hadis 64

Arapça metin
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنَا عَمْرٌو، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ، قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عَبَّاسٍ إِنَّ نَوْفًا الْبِكَالِيَّ يَزْعُمُ أَنَّ مُوسَى لَيْسَ بِمُوسَى بَنِي إِسْرَائِيلَ، إِنَّمَا هُوَ مُوسَى آخَرُ. فَقَالَ كَذَبَ عَدُوُّ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " قَامَ مُوسَى النَّبِيُّ خَطِيبًا فِي بَنِي إِسْرَائِيلَ، فَسُئِلَ أَىُّ النَّاسِ أَعْلَمُ فَقَالَ أَنَا أَعْلَمُ. فَعَتَبَ اللَّهُ عَلَيْهِ، إِذْ لَمْ يَرُدَّ الْعِلْمَ إِلَيْهِ، فَأَوْحَى اللَّهُ إِلَيْهِ أَنَّ عَبْدًا مِنْ عِبَادِي بِمَجْمَعِ الْبَحْرَيْنِ هُوَ أَعْلَمُ مِنْكَ. قَالَ يَا رَبِّ وَكَيْفَ بِهِ فَقِيلَ لَهُ احْمِلْ حُوتًا فِي مِكْتَلٍ فَإِذَا فَقَدْتَهُ فَهْوَ ثَمَّ، فَانْطَلَقَ وَانْطَلَقَ بِفَتَاهُ يُوشَعَ بْنِ نُونٍ، وَحَمَلاَ حُوتًا فِي مِكْتَلٍ، حَتَّى كَانَا عِنْدَ الصَّخْرَةِ وَضَعَا رُءُوسَهُمَا وَنَامَا فَانْسَلَّ الْحُوتُ مِنَ الْمِكْتَلِ فَاتَّخَذَ سَبِيلَهُ فِي الْبَحْرِ سَرَبًا، وَكَانَ لِمُوسَى وَفَتَاهُ عَجَبًا، فَانْطَلَقَا بَقِيَّةَ لَيْلَتِهِمَا وَيَوْمِهِمَا فَلَمَّا أَصْبَحَ قَالَ مُوسَى لِفَتَاهُ آتِنَا غَدَاءَنَا، لَقَدْ لَقِينَا مِنْ سَفَرِنَا هَذَا نَصَبًا، وَلَمْ يَجِدْ مُوسَى مَسًّا مِنَ النَّصَبِ حَتَّى جَاوَزَ الْمَكَانَ الَّذِي أُمِرَ بِهِ. فَقَالَ لَهُ فَتَاهُ أَرَأَيْتَ إِذْ أَوَيْنَا إِلَى الصَّخْرَةِ فَإِنِّي نَسِيتُ الْحُوتَ، قَالَ مُوسَى ذَلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِي، فَارْتَدَّا عَلَى آثَارِهِمَا قَصَصًا، فَلَمَّا انْتَهَيَا إِلَى الصَّخْرَةِ إِذَا رَجُلٌ مُسَجًّى بِثَوْبٍ ـ أَوْ قَالَ تَسَجَّى بِثَوْبِهِ ـ فَسَلَّمَ مُوسَى. فَقَالَ الْخَضِرُ وَأَنَّى بِأَرْضِكَ السَّلاَمُ فَقَالَ أَنَا مُوسَى. فَقَالَ مُوسَى بَنِي إِسْرَائِيلَ قَالَ نَعَمْ. قَالَ هَلْ أَتَّبِعُكَ عَلَى أَنْ تُعَلِّمَنِي مِمَّا عُلِّمْتَ رَشَدًا قَالَ إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا، يَا مُوسَى إِنِّي عَلَى عِلْمٍ مِنْ عِلْمِ اللَّهِ عَلَّمَنِيهِ لاَ تَعْلَمُهُ أَنْتَ، وَأَنْتَ عَلَى عِلْمٍ عَلَّمَكَهُ لاَ أَعْلَمُهُ. قَالَ سَتَجِدُنِي إِنْ شَاءَ اللَّهُ صَابِرًا، وَلاَ أَعْصِي لَكَ أَمْرًا، فَانْطَلَقَا يَمْشِيَانِ عَلَى سَاحِلِ الْبَحْرِ لَيْسَ لَهُمَا سَفِينَةٌ، فَمَرَّتْ بِهِمَا سَفِينَةٌ، فَكَلَّمُوهُمْ أَنْ يَحْمِلُوهُمَا، فَعُرِفَ الْخَضِرُ، فَحَمَلُوهُمَا بِغَيْرِ نَوْلٍ، فَجَاءَ عُصْفُورٌ فَوَقَعَ عَلَى حَرْفِ السَّفِينَةِ، فَنَقَرَ نَقْرَةً أَوْ نَقْرَتَيْنِ فِي الْبَحْرِ. فَقَالَ الْخَضِرُ يَا مُوسَى، مَا نَقَصَ عِلْمِي وَعِلْمُكَ مِنْ عِلْمِ اللَّهِ إِلاَّ كَنَقْرَةِ هَذَا الْعُصْفُورِ فِي الْبَحْرِ. فَعَمَدَ الْخَضِرُ إِلَى لَوْحٍ مِنْ أَلْوَاحِ السَّفِينَةِ فَنَزَعَهُ. فَقَالَ مُوسَى قَوْمٌ حَمَلُونَا بِغَيْرِ نَوْلٍ، عَمَدْتَ إِلَى سَفِينَتِهِمْ فَخَرَقْتَهَا لِتُغْرِقَ أَهْلَهَا قَالَ أَلَمْ أَقُلْ إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا قَالَ لاَ تُؤَاخِذْنِي بِمَا نَسِيتُ. فَكَانَتِ الأُولَى مِنْ مُوسَى نِسْيَانًا. فَانْطَلَقَا فَإِذَا غُلاَمٌ يَلْعَبُ مَعَ الْغِلْمَانِ، فَأَخَذَ الْخَضِرُ بِرَأْسِهِ مِنْ أَعْلاَهُ فَاقْتَلَعَ رَأْسَهُ بِيَدِهِ. فَقَالَ مُوسَى أَقَتَلْتَ نَفْسًا زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍ قَالَ أَلَمْ أَقُلْ لَكَ إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا ـ قَالَ ابْنُ عُيَيْنَةَ وَهَذَا أَوْكَدُ ـ فَانْطَلَقَا حَتَّى إِذَا أَتَيَا أَهْلَ قَرْيَةٍ اسْتَطْعَمَا أَهْلَهَا، فَأَبَوْا أَنْ يُضَيِّفُوهُمَا، فَوَجَدَا فِيهَا جِدَارًا يُرِيدُ أَنْ يَنْقَضَّ فَأَقَامَهُ. قَالَ الْخَضِرُ بِيَدِهِ فَأَقَامَهُ. فَقَالَ لَهُ مُوسَى لَوْ شِئْتَ لاَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ أَجْرًا. قَالَ هَذَا فِرَاقُ بَيْنِي وَبَيْنِكَ ". قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَرْحَمُ اللَّهُ مُوسَى، لَوَدِدْنَا لَوْ صَبَرَ حَتَّى يُقَصَّ عَلَيْنَا مِنْ أَمْرِهِمَا ".

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 122 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü