Hafsa (bint Sîrîn) şöyle rivayet etti:
Biz genç kızlarımızın (bayram namazına) çıkmalarına engel olurduk. Bir kadın gelip Benî Halef köşküne indi ve kız kardeşinin, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte on iki gazveye katılmış olan ashabından bir adamın nikâhı altında olduğunu anlattı. (Kadın şöyle dedi:) “Kız kardeşim de onunla birlikte altı gazvede bulundu. (Kız kardeşim) 'Yaralıları tedavi eder, hastalara bakardık' dedi. Kız kardeşim Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Birimizin cilbâbı (dış örtüsü) yoksa (bayram yerine) çıkmamasında bir sakınca var mı?' diye sordu. Şöyle buyurdu: 'Arkadaşı ona kendi cilbâbından giydirsin; o da hayra ve müminlerin duasına katılsın.'” Ümmü Atiyye (radıyallahu anhâ) gelince ona sordular -ya da: ona sorduk, dedi-. O, Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) her andığında “Babam ona feda olsun” derdi. “Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle şöyle derken işittin mi?” dedik. “Evet, babam ona feda olsun” dedi. “(Resûlullah) şöyle buyurdu: 'Genç kızlar, perde arkasındakiler -ya da genç kızlar ve perde arkasındakiler- ve hayızlılar çıksınlar; hayra ve Müslümanların duasına katılsınlar. Hayızlılar ise namaz yerinden uzak dursun.'” Ben: “Hayızlı (da mı)?” dedim. O şöyle dedi: “Hayızlı Arafat'ta bulunmuyor mu, şurada bulunmuyor mu, şurada bulunmuyor mu?”
Sahîh-i Buhârî 1652, Kitap 25, Hadis 133