Ebû Bekre (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Nahr günü bize hutbe okudu ve: “Bu hangi gündür, biliyor musunuz?” buyurdu. “Allah ve Resûlü daha iyi bilir” dedik. Sustu; öyle ki onu kendi adından başka bir adla adlandıracağını sandık. “Nahr günü değil mi?” buyurdu. “Evet” dedik. “Bu hangi aydır?” buyurdu. “Allah ve Resûlü daha iyi bilir” dedik. Sustu; öyle ki onu kendi adından başka bir adla adlandıracağını sandık. “Zilhicce değil mi?” buyurdu. “Evet” dedik. “Bu hangi beldedir?” buyurdu. “Allah ve Resûlü daha iyi bilir” dedik. Sustu; öyle ki onu kendi adından başka bir adla adlandıracağını sandık. “Haram belde değil mi?” buyurdu. “Evet” dedik. Şöyle buyurdu: “Şüphesiz kanlarınız ve mallarınız, Rabbinize kavuşacağınız güne kadar, bu gününüzün, bu ayınızdaki, bu beldenizdeki dokunulmazlığı gibi birbirinize haramdır. Dikkat edin! Tebliğ ettim mi?” “Evet” dediler. “Allah'ım! Şahit ol. Hazır olan, olmayana tebliğ etsin. Nice tebliğ edilen vardır ki (sözü) işitenden daha iyi kavrar. Benden sonra birbirinizin boynunu vuran kâfirler olarak (geri) dönmeyin.”
Sahîh-i Buhârî 1741, Kitap 25, Hadis 219