Âişe: "Bu âyet, Menât için ihrama girip Safâ ile Merve arasında tavaftan sıkıntı duyan Ensâr hakkında indi" dedi.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 1790, Kitap 26, Hadis 17
Türkçe meal

Urve şöyle dedi:

O gün yaşım küçükken Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) eşi Âişe'ye (radıyallahu anhâ) dedim ki: “Allah Tebâreke ve Teâlâ'nın şu sözü hakkında ne dersin: ‘Şüphesiz Safâ ile Merve Allah'ın nişanelerindendir. Kim Beyt'i hac ya da umre ile ziyaret ederse onları tavaf etmesinde (sa'y etmesinde) kendisine bir günah yoktur’ (Bakara 2/158). Buna göre onları tavaf etmemekte kimseye bir şey (günah) olmadığı kanaatindeyim.” Âişe şöyle dedi: “Asla! Eğer senin dediğin gibi olsaydı, ‘onları tavaf etmemesinde kendisine bir günah yoktur’ olurdu. Bu âyet ancak Ensâr hakkında indi. Onlar Menât için ihrama girerlerdi; Menât da Kudeyd hizasında idi. Safâ ile Merve arasında tavaf etmekten sıkıntı duyarlardı. İslam gelince bunu Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) sordular. Bunun üzerine Allah Teâlâ şunu indirdi: ‘Şüphesiz Safâ ile Merve Allah'ın nişanelerindendir. Kim Beyt'i hac ya da umre ile ziyaret ederse onları tavaf etmesinde kendisine bir günah yoktur’ (Bakara 2/158).”

Süfyân ve Ebû Muâviye, Hişâm'dan şunu ilave ettiler: “Safâ ile Merve arasında tavaf etmeyen kimsenin ne haccını ne de umresini Allah tamamlamış (kabul etmiş) olmaz.”

Sahîh-i Buhârî 1790, Kitap 26, Hadis 17

Arapça metin
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ قَالَ قُلْتُ لِعَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا يَوْمَئِذٍ حَدِيثُ السِّنِّ أَرَأَيْتِ قَوْلَ اللَّهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى {إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِ اعْتَمَرَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ أَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا} فَلاَ أُرَى عَلَى أَحَدٍ شَيْئًا أَنْ لاَ يَطَّوَّفَ بِهِمَا. فَقَالَتْ عَائِشَةُ كَلاَّ، لَوْ كَانَتْ كَمَا تَقُولُ كَانَتْ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ أَنْ لاَ يَطَّوَّفَ بِهِمَا. إِنَّمَا أُنْزِلَتْ هَذِهِ الآيَةُ فِي الأَنْصَارِ كَانُوا يُهِلُّونَ لِمَنَاةَ، وَكَانَتْ مَنَاةُ حَذْوَ قُدَيْدٍ، وَكَانُوا يَتَحَرَّجُونَ أَنْ يَطُوفُوا بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ، فَلَمَّا جَاءَ الإِسْلاَمُ سَأَلُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ ذَلِكَ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى {إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِ اعْتَمَرَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ أَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا}. زَادَ سُفْيَانُ وَأَبُو مُعَاوِيَةَ عَنْ هِشَامٍ مَا أَتَمَّ اللَّهُ حَجَّ امْرِئٍ وَلاَ عُمْرَتَهُ لَمْ يَطُفْ بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 1790 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü