Peygamber Tevrat'ta da vasfedilmiştir: Kaba ve katı kalpli değildir, çarşılarda bağırıp çağıran değildir.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 2125, Kitap 34, Hadis 77
Türkçe meal

Atâ b. Yesâr şöyle dedi:

Abdullah b. Amr b. Âs (radıyallahu anhümâ) ile karşılaştım ve: “Bana Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Tevrat'taki vasfını haber ver” dedim. O şöyle dedi: “Evet, vallahi o, Kur'an'daki vasıflarının bir kısmıyla Tevrat'ta da vasfedilmiştir: ‘Ey Peygamber! Şüphesiz biz seni bir şahit, bir müjdeci, bir uyarıcı ve ümmîler için bir sığınak olarak gönderdik. Sen benim kulum ve elçimsin. Seni Mütevekkil diye adlandırdım. O, kaba ve katı kalpli değildir, çarşılarda bağırıp çağıran değildir. Kötülüğü kötülükle savmaz; fakat affeder ve bağışlar. Allah, eğri dini onunla doğrultmadıkça, yani (insanlar) Lâ ilâhe illallah demedikçe onun canını almayacaktır. Onunla kör gözleri, sağır kulakları ve perdeli kalpleri açacaktır.’”

Abdülazîz b. Ebû Seleme, Hilâl'den (rivayetle) ona mütâbaat etti. Saîd ise Hilâl'den, o Atâ'dan, o da İbn Selâm'dan rivayet etti.

“Gulf”: Kılıf içindeki her şeydir. Kılıflı kılıca “seyfun eğlef”, kılıflı yaya “kavsun galfâ” denir; sünnetsiz adama da “racülün eğlef” denir.

Sahîh-i Buhârî 2125, Kitap 34, Hadis 77

Arapça metin
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا فُلَيْحٌ، حَدَّثَنَا هِلاَلٌ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، قَالَ لَقِيتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ ـ رضى الله عنهما ـ قُلْتُ أَخْبِرْنِي عَنْ صِفَةِ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي التَّوْرَاةِ. قَالَ أَجَلْ، وَاللَّهِ إِنَّهُ لَمَوْصُوفٌ فِي التَّوْرَاةِ بِبَعْضِ صِفَتِهِ فِي الْقُرْآنِ يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا، وَحِرْزًا لِلأُمِّيِّينَ، أَنْتَ عَبْدِي وَرَسُولِي سَمَّيْتُكَ الْمُتَوَكِّلَ، لَيْسَ بِفَظٍّ وَلاَ غَلِيظٍ وَلاَ سَخَّابٍ فِي الأَسْوَاقِ، وَلاَ يَدْفَعُ بِالسَّيِّئَةِ السَّيِّئَةَ وَلَكِنْ يَعْفُو وَيَغْفِرُ، وَلَنْ يَقْبِضَهُ اللَّهُ حَتَّى يُقِيمَ بِهِ الْمِلَّةَ الْعَوْجَاءَ بِأَنْ يَقُولُوا لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. وَيَفْتَحُ بِهَا أَعْيُنًا عُمْيًا، وَآذَانًا صُمًّا، وَقُلُوبًا غُلْفًا. تَابَعَهُ عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ عَنْ هِلاَلٍ. وَقَالَ سَعِيدٌ عَنْ هِلاَلٍ عَنْ عَطَاءٍ عَنِ ابْنِ سَلاَمٍ. غُلْفٌ كُلُّ شَىْءٍ فِي غِلاَفٍ، سَيْفٌ أَغْلَفُ، وَقَوْسٌ غَلْفَاءُ، وَرَجُلٌ أَغْلَفُ إِذَا لَمْ يَكُنْ مَخْتُونًا.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 2125 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü