Âsım b. Sâbit: "Vallahi bugün bir kâfirin himayesine inmem. Allah'ım! Durumumuzu Peygamberine haber ver."

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 3045, Kitap 56, Hadis 251
Türkçe meal

Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) on kişilik bir seriyyeyi gözcü olarak gönderdi ve başlarına Âsım b. Ömer'in dedesi Âsım b. Sâbit el-Ensârî'yi emir tayin etti. Yola çıktılar; Usfân ile Mekke arasında bulunan Hedee'ye vardıklarında, Hüzeyl'den Benî Lihyân denilen bir kabileye onların (varlığı) haber verildi. Onlar da hepsi okçu olan iki yüze yakın adamla peşlerine düştüler. İzlerini sürdüler; nihayet Medine'den azık olarak aldıkları hurmayı yedikleri yeri buldular ve “Bu, Yesrib hurmasıdır” dediler. İzlerini takip ettiler. Âsım ve arkadaşları onları görünce yüksekçe bir tepeye sığındılar. (Düşman) topluluk etraflarını kuşattı ve onlara: “İnin ve teslim olun. Size ahit ve misak var; sizden hiç kimseyi öldürmeyeceğiz” dediler. Seriyyenin emiri Âsım b. Sâbit: “Bana gelince, vallahi bugün bir kâfirin himayesine inmem. Allah'ım! Durumumuzu Peygamberine haber ver” dedi. Onlara ok attılar ve Âsım'ı da içlerinde olmak üzere yedi kişiyi öldürdüler. Ahit ve misak üzerine üç kişi onlara indi; aralarında Hubeyb el-Ensârî, İbn Desine ve bir adam daha vardı. Onları ele geçirince yaylarının kirişlerini çözüp onları bağladılar. Üçüncü adam: “Bu, ilk ihanettir. Vallahi sizinle gelmem; bunlarda (bana) bir örnek vardır” dedi; öldürülenleri kastediyordu. Onu sürüklediler ve kendileriyle gelmesi için zorladılar; o kabul etmeyince onu öldürdüler. Hubeyb'i ve İbn Desine'yi götürdüler; nihayet Bedir vakasından sonra ikisini Mekke'de sattılar. Hubeyb'i Hâris b. Âmir b. Nevfel b. Abdümenâf'ın oğulları satın aldı. Bedir günü Hâris b. Âmir'i öldüren Hubeyb idi. Hubeyb onların yanında esir olarak kaldı.

(Zührî dedi ki:) Ubeydullah b. İyâz bana haber verdi ki Hâris'in kızı ona şöyle anlatmış: (Onu öldürmek için) toplandıklarında (Hubeyb) ondan (avret yerlerini) tıraş etmek için bir ustura ödünç istedi; o da ona ödünç verdi. (Kız dedi ki:) Ben farkında değilken bir oğlumu, (çocuk) yanına gelince aldı. Onu uyluğunun üzerine oturtmuş, ustura da elinde olduğu hâlde buldum. Öyle bir korktum ki Hubeyb korkumu yüzümden anladı ve: “Onu öldüreceğimden mi korkuyorsun? Ben bunu yapacak değilim” dedi. Vallahi Hubeyb'den daha hayırlı bir esir asla görmedim. Vallahi bir gün onu, demirle bağlı olduğu ve Mekke'de hiçbir meyve bulunmadığı hâlde, elindeki bir üzüm salkımından yerken buldum. (Kız): “Bu, Allah'ın Hubeyb'e verdiği bir rızıktı” derdi.

Onu Harem dışında öldürmek için Harem'den çıkardıklarında Hubeyb onlara: “Bırakın da iki rekât namaz kılayım” dedi. Onu bıraktılar, o da iki rekât kıldı. Sonra: “Hâlimin (ölüm) korkusu olduğunu sanmanızdan çekinmeseydim (namazı) uzatırdım. Allah'ım! Onları tek tek say!” dedi. (Sonra şöyle dedi:)

“Müslüman olarak öldürülürken hiç aldırmam,

Hangi yanım üzere olursa olsun, Allah içindir düşüşüm.

Bu, İlâh'ın zâtı uğrunadır; O dilerse

Parçalanmış bir cesedin uzuvlarını bereketlendirir.”


Onu Hâris'in oğlu öldürdü. Sabren (bağlanarak) öldürülen her Müslüman için iki rekât namazı sünnet kılan Hubeyb'dir. Allah, Âsım b. Sâbit'in şehit edildiği gün (yaptığı) duasını kabul etti; Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabına onların haberini ve başlarına geleni bildirdi. Kureyş kâfirlerinden bazı kimseler Âsım'ın öldürüldüğü kendilerine anlatılınca, ondan tanınacak bir parçanın getirilmesi için (adam) gönderdiler. Çünkü o, Bedir günü onların büyüklerinden bir adamı öldürmüştü. Âsım'ın üzerine gölgelik gibi bir eşek arısı sürüsü gönderildi; onu elçilerinden korudu. Etinden hiçbir şey kesmeye güç yetiremediler.

Sahîh-i Buhârî 3045, Kitap 56, Hadis 251

Arapça metin
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ أَبِي سُفْيَانَ بْنِ أَسِيدِ بْنِ جَارِيَةَ الثَّقَفِيُّ ـ وَهْوَ حَلِيفٌ لِبَنِي زُهْرَةَ وَكَانَ مِنْ أَصْحَابِ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَشَرَةَ رَهْطٍ سَرِيَّةً عَيْنًا، وَأَمَّرَ عَلَيْهِمْ عَاصِمَ بْنَ ثَابِتٍ الأَنْصَارِيَّ جَدَّ عَاصِمِ بْنِ عُمَرَ، فَانْطَلَقُوا حَتَّى إِذَا كَانُوا بِالْهَدَأَةِ وَهْوَ بَيْنَ عُسْفَانَ وَمَكَّةَ ذُكِرُوا لِحَىٍّ مِنْ هُذَيْلٍ يُقَالُ لَهُمْ بَنُو لِحْيَانَ، فَنَفَرُوا لَهُمْ قَرِيبًا مِنْ مِائَتَىْ رَجُلٍ، كُلُّهُمْ رَامٍ، فَاقْتَصُّوا آثَارَهُمْ حَتَّى وَجَدُوا مَأْكَلَهُمْ تَمْرًا تَزَوَّدُوهُ مِنَ الْمَدِينَةِ فَقَالُوا هَذَا تَمْرُ يَثْرِبَ. فَاقْتَصُّوا آثَارَهُمْ، فَلَمَّا رَآهُمْ عَاصِمٌ وَأَصْحَابُهُ لَجَئُوا إِلَى فَدْفَدٍ، وَأَحَاطَ بِهِمُ الْقَوْمُ فَقَالُوا لَهُمُ انْزِلُوا وَأَعْطُونَا بِأَيْدِيكُمْ، وَلَكُمُ الْعَهْدُ وَالْمِيثَاقُ، وَلاَ نَقْتُلُ مِنْكُمْ أَحَدًا. قَالَ عَاصِمُ بْنُ ثَابِتٍ أَمِيرُ السَّرِيَّةِ أَمَّا أَنَا فَوَاللَّهِ لاَ أَنْزِلُ الْيَوْمَ فِي ذِمَّةِ كَافِرٍ، اللَّهُمَّ أَخْبِرْ عَنَّا نَبِيَّكَ. فَرَمَوْهُمْ بِالنَّبْلِ، فَقَتَلُوا عَاصِمًا فِي سَبْعَةٍ، فَنَزَلَ إِلَيْهِمْ ثَلاَثَةُ رَهْطٍ بِالْعَهْدِ وَالْمِيثَاقِ، مِنْهُمْ خُبَيْبٌ الأَنْصَارِيُّ وَابْنُ دَثِنَةَ وَرَجُلٌ آخَرُ، فَلَمَّا اسْتَمْكَنُوا مِنْهُمْ أَطْلَقُوا أَوْتَارَ قِسِيِّهِمْ فَأَوْثَقُوهُمْ فَقَالَ الرَّجُلُ الثَّالِثُ هَذَا أَوَّلُ الْغَدْرِ، وَاللَّهِ لاَ أَصْحَبُكُمْ، إِنَّ فِي هَؤُلاَءِ لأُسْوَةً. يُرِيدُ الْقَتْلَى، فَجَرَّرُوهُ وَعَالَجُوهُ عَلَى أَنْ يَصْحَبَهُمْ فَأَبَى فَقَتَلُوهُ، فَانْطَلَقُوا بِخُبَيْبٍ وَابْنِ دَثِنَةَ حَتَّى بَاعُوهُمَا بِمَكَّةَ بَعْدَ وَقْعَةِ بَدْرٍ، فَابْتَاعَ خُبَيْبًا بَنُو الْحَارِثِ بْنِ عَامِرِ بْنِ نَوْفَلِ بْنِ عَبْدِ مَنَافٍ، وَكَانَ خُبَيْبٌ هُوَ قَتَلَ الْحَارِثَ بْنَ عَامِرٍ يَوْمَ بَدْرٍ، فَلَبِثَ خُبَيْبٌ عِنْدَهُمْ أَسِيرًا، فَأَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عِيَاضٍ أَنَّ بِنْتَ الْحَارِثِ أَخْبَرَتْهُ أَنَّهُمْ حِينَ اجْتَمَعُوا اسْتَعَارَ مِنْهَا مُوسَى يَسْتَحِدُّ بِهَا فَأَعَارَتْهُ، فَأَخَذَ ابْنًا لِي وَأَنَا غَافِلَةٌ حِينَ أَتَاهُ قَالَتْ فَوَجَدْتُهُ مُجْلِسَهُ عَلَى فَخِذِهِ وَالْمُوسَى بِيَدِهِ، فَفَزِعْتُ فَزْعَةً عَرَفَهَا خُبَيْبٌ فِي وَجْهِي فَقَالَ تَخْشَيْنَ أَنْ أَقْتُلَهُ مَا كُنْتُ لأَفْعَلَ ذَلِكَ. وَاللَّهِ مَا رَأَيْتُ أَسِيرًا قَطُّ خَيْرًا مِنْ خُبَيْبٍ، وَاللَّهِ لَقَدْ وَجَدْتُهُ يَوْمًا يَأْكُلُ مِنْ قِطْفِ عِنَبٍ فِي يَدِهِ، وَإِنَّهُ لَمُوثَقٌ فِي الْحَدِيدِ، وَمَا بِمَكَّةَ مِنْ ثَمَرٍ وَكَانَتْ تَقُولُ إِنَّهُ لَرِزْقٌ مِنَ اللَّهِ رَزَقَهُ خُبَيْبًا، فَلَمَّا خَرَجُوا مِنَ الْحَرَمِ لِيَقْتُلُوهُ فِي الْحِلِّ، قَالَ لَهُمْ خُبَيْبٌ ذَرُونِي أَرْكَعْ رَكْعَتَيْنِ. فَتَرَكُوهُ، فَرَكَعَ رَكْعَتَيْنِ ثُمَّ قَالَ لَوْلاَ أَنْ تَظُنُّوا أَنَّ مَا بِي جَزَعٌ لَطَوَّلْتُهَا اللَّهُمَّ أَحْصِهِمْ عَدَدًا. وَلَسْتُ أُبَالِي حِينَ أُقْتَلُ مُسْلِمًا عَلَى أَىِّ شِقٍّ كَانَ لِلَّهِ مَصْرَعِي وَذَلِكَ فِي ذَاتِ الإِلَهِ وَإِنْ يَشَأْ يُبَارِكْ عَلَى أَوْصَالِ شِلْوٍ مُمَزَّعِ فَقَتَلَهُ ابْنُ الْحَارِثِ، فَكَانَ خُبَيْبٌ هُوَ سَنَّ الرَّكْعَتَيْنِ لِكُلِّ امْرِئٍ مُسْلِمٍ قُتِلَ صَبْرًا، فَاسْتَجَابَ اللَّهُ لِعَاصِمِ بْنِ ثَابِتٍ يَوْمَ أُصِيبَ، فَأَخْبَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَصْحَابَهُ خَبَرَهُمْ وَمَا أُصِيبُوا، وَبَعَثَ نَاسٌ مِنْ كُفَّارِ قُرَيْشٍ إِلَى عَاصِمٍ حِينَ حُدِّثُوا أَنَّهُ قُتِلَ لِيُؤْتَوْا بِشَىْءٍ مِنْهُ يُعْرَفُ، وَكَانَ قَدْ قَتَلَ رَجُلاً مِنْ عُظَمَائِهِمْ يَوْمَ بَدْرٍ، فَبُعِثَ عَلَى عَاصِمٍ مِثْلُ الظُّلَّةِ مِنَ الدَّبْرِ، فَحَمَتْهُ مِنْ رَسُولِهِمْ، فَلَمْ يَقْدِرُوا عَلَى أَنْ يَقْطَعَ مِنْ لَحْمِهِ شَيْئًا.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 3045 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü