Sa'd b. Ubeyde, Osman taraftarı olan Ebû Abdurrahman (es-Sülemî)'den şöyle rivayet etti:
(Ebû Abdurrahman), Ali taraftarı olan İbn Atiyye'ye şöyle dedi: “Senin arkadaşını (Ali'yi) kan dökmeye cüretlendiren şeyin ne olduğunu ben elbette biliyorum. Onu şöyle derken işittim: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) beni ve Zübeyr'i gönderdi ve: ‘Falan ravzaya (bahçeye) gidin; orada Hâtıb'ın kendisine bir mektup verdiği bir kadın bulacaksınız’ buyurdu. Ravzaya vardık ve (kadına): ‘Mektubu (ver)!’ dedik. ‘Bana (mektup) vermedi’ dedi. ‘Ya (mektubu) çıkarırsın ya da seni soyarım’ dedik. (Mektubu) bel bağının arasından çıkardı. (Peygamber) Hâtıb'a haber gönderdi. (Hâtıb) şöyle dedi: ‘Acele etme! Vallahi kâfir olmadım; İslâm'a olan sevgim ancak arttı. Senin ashabından Mekke'de, Allah'ın onun sayesinde ailesini ve malını koruduğu birisi olmayan hiç kimse yoktur. Benim ise (orada) kimsem yoktu. Onların yanında bir iyilik (minnet) edinmek istedim.’ Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) onu tasdik etti. Ömer: ‘Bırak da boynunu vurayım; çünkü o münafıklık etti’ dedi. (Peygamber) şöyle buyurdu: ‘Ne bilirsin, belki de Allah Bedir ehline muttali olmuş ve: Dilediğinizi yapın, demiştir.’ İşte onu (Ali'yi) cüretlendiren budur.”
Sahîh-i Buhârî 3081, Kitap 56, Hadis 285