Cübeyr b. Hayye şöyle dedi:
Ömer, müşriklerle savaşmaları için insanları büyük şehirlerin dört bir yanına gönderdi. Hürmüzân müslüman oldu. (Ömer ona): “Bu seferlerim hakkında sana danışacağım” dedi. (Hürmüzân) şöyle dedi: “Evet. Bu (ülkeler)in ve oralarda bulunan, müslümanların düşmanı olan insanların misali, bir başı, iki kanadı ve iki ayağı olan bir kuşun misalidir. Kanatlardan biri kırılırsa iki ayak bir kanat ve baş ile kalkar. Diğer kanat da kırılırsa iki ayak ve baş kalkar. Baş ezilirse iki ayak da, iki kanat da, baş da gider. Baş Kisrâ'dır, bir kanat Kayser'dir, diğer kanat da Fâris'tir. Müslümanlara emret de Kisrâ'ya doğru sefere çıksınlar.”
Bekr ve Ziyâd birlikte Cübeyr b. Hayye'den şöyle dediler: Ömer bizi (sefere) çağırdı ve başımıza Nu'mân b. Mukarrin'i komutan tayin etti. Nihayet düşman toprağına vardığımızda Kisrâ'nın valisi kırk bin kişiyle karşımıza çıktı. Bir tercüman kalktı ve: “Sizden bir adam benimle konuşsun” dedi. Muğîre: “Ne istersen sor” dedi. (Tercüman): “Siz nesiniz?” dedi. (Muğîre) şöyle dedi: “Biz Araplardan bir topluluğuz. Büyük bir sıkıntı ve büyük bir bela içindeydik. Açlıktan deri ve hurma çekirdeği emerdik; deve yünü ve kıl giyerdik; ağaca ve taşa tapardık. Biz bu hâldeyken göklerin Rabbi ve yerlerin Rabbi -zikri yüce, azameti ulu olan- bize kendimizden, babasını ve annesini tanıdığımız bir peygamber gönderdi. Peygamberimiz, Rabbimizin elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem), siz yalnız Allah'a ibadet edinceye ya da cizye verinceye kadar sizinle savaşmamızı bize emretti. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Rabbimizin risaletinden bize şunu haber verdi: Bizden öldürülen kimse, benzerini asla görmediği nimetler içinde cennete gider; bizden geri kalan da sizin boyunlarınıza sahip olur.” Nu'mân (Muğîre'ye) şöyle dedi: “Allah seni Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte bunun benzeri (savaş)lara nice kez şahit kıldı da seni pişman etmedi, rezil de etmedi. Fakat ben Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte savaşa katıldım; günün başında savaşmazsa rüzgârlar esinceye ve namaz vakitleri gelinceye kadar beklerdi.”
Sahîh-i Buhârî 3159, 3160, Kitap 58, Hadis 3