Urve şöyle rivayet etti:
Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) hanımı Âişe'ye (radıyallahu anhâ) sordum: “Şu âyet hakkında ne dersin: 'Nihayet peygamberler ümitsizliğe düşüp yalanlandıklarını sandıkları zaman' (Yûsuf 12/110); (âyette) 'küzzibû' mu, yoksa 'küzibû' mu (geçer)?” (Âişe): “Bilakis kavimleri onları yalanladı” dedi. Ben: “Allah'a yemin ederim ki onlar kavimlerinin kendilerini yalanladığını kesin olarak biliyorlardı; bu bir zan değildi” dedim. “Ey Urayye! Elbette bunu kesin olarak biliyorlardı” dedi. “Belki de o, 'küzibû' (kendilerine yalan söylendi) şeklindedir” dedim. “Allah korusun! Peygamberler Rableri hakkında böyle bir zanda bulunmazlardı. Bu âyete gelince, onlar, peygamberlerin Rablerine iman edip onları tasdik eden, üzerlerinde belanın uzadığı ve yardımın geciktiği takipçileridir. Nihayet (peygamberler) kavimlerinden kendilerini yalanlayanlardan ümidi kesip takipçilerinin de kendilerini yalanladığını sandıklarında, onlara Allah'ın yardımı geldi” dedi.
Ebû Abdullah (Buhârî) dedi ki: “İsteyesû” (Yûsuf 12/80), “ye'istü” (ümidi kestim) kökünden ifti'âl kalıbıdır. “Minhü” (Yûsuf 12/80), “Yûsuf'tan” demektir. “Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin” (Yûsuf 12/87) âyetinin anlamı ise ümit beslemektir.
Sahîh-i Buhârî 3389, Kitap 60, Hadis 63