Yazıklar olsun sana! Ben adil olmazsam kim adil olur?

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 3610, Kitap 61, Hadis 117
Türkçe meal

Ebû Saîd el-Hudrî (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Biz Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanındaydık; o bir taksim yapıyordu. Benî Temîm'den bir adam olan Zü'l-Huveysıra ona geldi ve: “Ey Allah'ın Resûlü! Adil ol!” dedi. Şöyle buyurdu: “Yazıklar olsun sana! Ben adil olmazsam kim adil olur? Eğer ben adil olmazsam (sen) hüsrana uğramış ve kaybetmiş olursun.” Ömer: “Ey Allah'ın Resûlü! Bana izin ver de onun boynunu vurayım” dedi. Şöyle buyurdu: “Onu bırak. Çünkü onun öyle arkadaşları vardır ki sizden biri kendi namazını onların namazının yanında, orucunu onların orucunun yanında küçük görür. Kur'an okurlar, (fakat Kur'an) köprücük kemiklerini geçmez. Okun avı delip geçmesi gibi dinden çıkarlar. (Okun) temrenine bakılır, onda bir şey bulunmaz; sonra temrenin bağlandığı sinire bakılır, onda bir şey bulunmaz; sonra gövdesine -ki o, okun çubuğudur- bakılır, onda bir şey bulunmaz; sonra yeleklerine bakılır, onda bir şey bulunmaz. (Ok) işkembedeki pisliği ve kanı geçip gitmiştir. Onların alameti, iki pazusundan biri kadın memesi gibi ya da çalkalanan bir et parçası gibi olan siyah bir adamdır. İnsanlar arasında bir ayrılık zamanında ortaya çıkarlar.”

Ebû Saîd dedi ki: Şahitlik ederim ki bu hadisi Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) işittim. Ali b. Ebî Tâlib'in onlarla savaştığına da şahitlik ederim; ben de onunla beraberdim. O adam(ın aranmasını) emretti; arandı ve getirildi. Öyle ki ona baktım, Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) onu nitelediği vasıf üzereydi.

Sahîh-i Buhârî 3610, Kitap 61, Hadis 117

Arapça metin
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَيْنَمَا نَحْنُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ يَقْسِمُ قَسْمًا أَتَاهُ ذُو الْخُوَيْصِرَةِ ـ وَهْوَ رَجُلٌ مِنْ بَنِي تَمِيمٍ ـ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ اعْدِلْ. فَقَالَ " وَيْلَكَ، وَمَنْ يَعْدِلُ إِذَا لَمْ أَعْدِلْ قَدْ خِبْتَ وَخَسِرْتَ إِنْ لَمْ أَكُنْ أَعْدِلُ ". فَقَالَ عُمَرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ائْذَنْ لِي فِيهِ، فَأَضْرِبَ عُنُقَهُ. فَقَالَ " دَعْهُ فَإِنَّ لَهُ أَصْحَابًا، يَحْقِرُ أَحَدُكُمْ صَلاَتَهُ مَعَ صَلاَتِهِمْ وَصِيَامَهُ مَعَ صِيَامِهِمْ، يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ لاَ يُجَاوِزُ تَرَاقِيَهُمْ، يَمْرُقُونَ مِنَ الدِّينِ كَمَا يَمْرُقُ السَّهْمُ مِنَ الرَّمِيَّةِ، يُنْظَرُ إِلَى نَصْلِهِ فَلاَ يُوجَدُ فِيهِ شَىْءٌ، ثُمَّ يُنْظَرُ إِلَى رِصَافِهِ فَمَا يُوجَدُ فِيهِ شَىْءٌ، ثُمَّ يُنْظَرُ إِلَى نَضِيِّهِ ـ وَهْوَ قِدْحُهُ ـ فَلاَ يُوجَدُ فِيهِ شَىْءٌ، ثُمَّ يُنْظَرُ إِلَى قُذَذِهِ فَلاَ يُوجَدُ فِيهِ شَىْءٌ، قَدْ سَبَقَ الْفَرْثَ وَالدَّمَ، آيَتُهُمْ رَجُلٌ أَسْوَدُ إِحْدَى عَضُدَيْهِ مِثْلُ ثَدْىِ الْمَرْأَةِ، أَوْ مِثْلُ الْبَضْعَةِ تَدَرْدَرُ وَيَخْرُجُونَ عَلَى حِينِ فُرْقَةٍ مِنَ النَّاسِ ". قَالَ أَبُو سَعِيدٍ فَأَشْهَدُ أَنِّي سَمِعْتُ هَذَا الْحَدِيثَ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَأَشْهَدُ أَنَّ عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ قَاتَلَهُمْ وَأَنَا مَعَهُ، فَأَمَرَ بِذَلِكَ الرَّجُلِ، فَالْتُمِسَ فَأُتِيَ بِهِ حَتَّى نَظَرْتُ إِلَيْهِ عَلَى نَعْتِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الَّذِي نَعَتَهُ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 3610 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü