"Ayağını uzat" buyurdu; sıvazlayınca bacağım hiç rahatsızlık duymamışım gibi oldu.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 4039, Kitap 64, Hadis 86
Türkçe meal

Berâ (b. Âzib) (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), yahudi Ebû Râfi'e Ensâr'dan bazı adamlar gönderdi ve onlara Abdullah b. Atîk'i emîr tayin etti. Ebû Râfi', Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) eziyet eder ve ona karşı (düşmanlarına) yardım ederdi. Hicaz topraklarında kendisine ait bir kalede bulunuyordu. Ona yaklaştıklarında güneş batmış, insanlar da hayvanlarını (meradan) geri getirmişlerdi. Abdullah arkadaşlarına: “Yerinizde oturun. Ben gidiyorum; kapıcıya bir incelikle yaklaşacağım, belki içeri girebilirim” dedi. Gelip kapıya yaklaştı, sonra sanki ihtiyacını gideriyormuş gibi elbisesine büründü. İnsanlar içeri girmişti. Kapıcı ona: “Ey Allah'ın kulu! Girmek istiyorsan gir, çünkü ben kapıyı kapatmak istiyorum” diye seslendi. (Abdullah dedi ki:) Ben de girip gizlendim. İnsanlar girince (kapıcı) kapıyı kapattı, sonra anahtarları bir kazığa astı. Kalkıp anahtarlara gittim, onları alıp kapıyı açtım. Ebû Râfi'in yanında gece sohbeti yapılıyordu; o, kendisine ait yukarı odalarda bulunuyordu. Sohbet arkadaşları yanından gidince ona doğru çıktım. Her bir kapıyı açtıkça onu içeriden üzerime kapatıyordum. (Kendi kendime): “Eğer bu topluluk beni fark ederse, ben onu öldürünceye kadar bana ulaşamazlar” dedim. Ona vardım; bir de baktım ki o, ailesinin ortasında karanlık bir odada; odanın neresinde olduğunu bilmiyorum. “Ey Ebû Râfi'!” dedim. “Bu kim?” dedi. Sesin geldiği tarafa yöneldim ve kılıçla ona bir darbe vurdum; şaşkın bir hâldeydim, bir şey yapamadım. O bağırdı; ben de odadan çıktım. Çok uzaklaşmadan bekledim, sonra yanına (tekrar) girip: “Bu ses ne, ey Ebû Râfi'?” dedim. “Anan kahrolsun! Odada bir adam az önce bana kılıçla vurdu” dedi. Ona ağır yaralayan bir darbe vurdum ama öldüremedim. Sonra kılıcın ucunu karnına dayadım, sırtından çıkıncaya kadar (bastırdım). Onu öldürdüğümü anladım. Kapıları bir bir açmaya başladım; nihayet onun bir merdivenine vardım. Ayağımı (yere) koydum; yere vardığımı sanıyordum. Mehtaplı bir gecede (aşağı) düştüm ve bacağım kırıldı. Onu bir sarıkla sardım, sonra gidip kapının yanında oturdum ve: “Onu öldürüp öldürmediğimi bilmeden bu gece çıkmayacağım” dedim. Horoz ötünce ölüm haberini veren biri surun üzerinde durdu ve: “Hicaz halkının tüccarı Ebû Râfi'in ölüm haberini veriyorum” dedi. Arkadaşlarıma gidip: “Kurtuluşa (koşun)! Allah Ebû Râfi'i öldürdü” dedim. Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) varıp ona (olanı) anlattım. “Ayağını uzat” buyurdu. Ayağımı uzattım, onu sıvazladı; sanki ondan hiç rahatsızlık duymamışım gibi oldu.

Sahîh-i Buhârî 4039, Kitap 64, Hadis 86

Arapça metin
حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى أَبِي رَافِعٍ الْيَهُودِيِّ رِجَالاً مِنَ الأَنْصَارِ، فَأَمَّرَ عَلَيْهِمْ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَتِيكٍ، وَكَانَ أَبُو رَافِعٍ يُؤْذِي رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَيُعِينُ عَلَيْهِ، وَكَانَ فِي حِصْنٍ لَهُ بِأَرْضِ الْحِجَازِ، فَلَمَّا دَنَوْا مِنْهُ، وَقَدْ غَرَبَتِ الشَّمْسُ، وَرَاحَ النَّاسُ بِسَرْحِهِمْ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ لأَصْحَابِهِ اجْلِسُوا مَكَانَكُمْ، فَإِنِّي مُنْطَلِقٌ، وَمُتَلَطِّفٌ لِلْبَوَّابِ، لَعَلِّي أَنْ أَدْخُلَ. فَأَقْبَلَ حَتَّى دَنَا مِنَ الْبَابِ ثُمَّ تَقَنَّعَ بِثَوْبِهِ كَأَنَّهُ يَقْضِي حَاجَةً، وَقَدْ دَخَلَ النَّاسُ، فَهَتَفَ بِهِ الْبَوَّابُ يَا عَبْدَ اللَّهِ إِنْ كُنْتَ تُرِيدُ أَنْ تَدْخُلَ فَادْخُلْ، فَإِنِّي أُرِيدُ أَنْ أُغْلِقَ الْبَابَ. فَدَخَلْتُ فَكَمَنْتُ، فَلَمَّا دَخَلَ النَّاسُ أَغْلَقَ الْبَابَ، ثُمَّ عَلَّقَ الأَغَالِيقَ عَلَى وَتَدٍ قَالَ فَقُمْتُ إِلَى الأَقَالِيدِ، فَأَخَذْتُهَا فَفَتَحْتُ الْبَابَ، وَكَانَ أَبُو رَافِعٍ يُسْمَرُ عِنْدَهُ، وَكَانَ فِي عَلاَلِيَّ لَهُ، فَلَمَّا ذَهَبَ عَنْهُ أَهْلُ سَمَرِهِ صَعِدْتُ إِلَيْهِ، فَجَعَلْتُ كُلَّمَا فَتَحْتُ بَابًا أَغْلَقْتُ عَلَىَّ مِنْ دَاخِلٍ، قُلْتُ إِنِ الْقَوْمُ نَذِرُوا بِي لَمْ يَخْلُصُوا إِلَىَّ حَتَّى أَقْتُلَهُ. فَانْتَهَيْتُ إِلَيْهِ، فَإِذَا هُوَ فِي بَيْتٍ مُظْلِمٍ وَسْطَ عِيَالِهِ، لاَ أَدْرِي أَيْنَ هُوَ مِنَ الْبَيْتِ فَقُلْتُ يَا أَبَا رَافِعٍ. قَالَ مَنْ هَذَا فَأَهْوَيْتُ نَحْوَ الصَّوْتِ، فَأَضْرِبُهُ ضَرْبَةً بِالسَّيْفِ، وَأَنَا دَهِشٌ فَمَا أَغْنَيْتُ شَيْئًا، وَصَاحَ فَخَرَجْتُ مِنَ الْبَيْتِ، فَأَمْكُثُ غَيْرَ بَعِيدٍ ثُمَّ دَخَلْتُ إِلَيْهِ فَقُلْتُ مَا هَذَا الصَّوْتُ يَا أَبَا رَافِعٍ. فَقَالَ لأُمِّكَ الْوَيْلُ، إِنَّ رَجُلاً فِي الْبَيْتِ ضَرَبَنِي قَبْلُ بِالسَّيْفِ، قَالَ فَأَضْرِبُهُ ضَرْبَةً أَثْخَنَتْهُ وَلَمْ أَقْتُلْهُ، ثُمَّ وَضَعْتُ ظُبَةَ السَّيْفِ فِي بَطْنِهِ حَتَّى أَخَذَ فِي ظَهْرِهِ، فَعَرَفْتُ أَنِّي قَتَلْتُهُ، فَجَعَلْتُ أَفْتَحُ الأَبْوَابَ بَابًا بَابًا حَتَّى انْتَهَيْتُ إِلَى دَرَجَةٍ لَهُ، فَوَضَعْتُ رِجْلِي وَأَنَا أُرَى أَنِّي قَدِ انْتَهَيْتُ إِلَى الأَرْضِ فَوَقَعْتُ فِي لَيْلَةٍ مُقْمِرَةٍ، فَانْكَسَرَتْ سَاقِي، فَعَصَبْتُهَا بِعِمَامَةٍ، ثُمَّ انْطَلَقْتُ حَتَّى جَلَسْتُ عَلَى الْبَابِ فَقُلْتُ لاَ أَخْرُجُ اللَّيْلَةَ حَتَّى أَعْلَمَ أَقَتَلْتُهُ فَلَمَّا صَاحَ الدِّيكُ قَامَ النَّاعِي عَلَى السُّورِ فَقَالَ أَنْعَى أَبَا رَافِعٍ تَاجِرَ أَهْلِ الْحِجَازِ. فَانْطَلَقْتُ إِلَى أَصْحَابِي فَقُلْتُ النَّجَاءَ، فَقَدْ قَتَلَ اللَّهُ أَبَا رَافِعٍ. فَانْتَهَيْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَحَدَّثْتُهُ فَقَالَ " ابْسُطْ رِجْلَكَ ". فَبَسَطْتُ رِجْلِي، فَمَسَحَهَا، فَكَأَنَّهَا لَمْ أَشْتَكِهَا قَطُّ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 4039 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü