Abdullah b. Atîk sesini değiştirip yardıma gelen biri gibi Ebû Râfi'in yanına döndü ve onu öldürdü.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 4040, Kitap 64, Hadis 87
Türkçe meal

Berâ (b. Âzib) (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ebû Râfi'e Abdullah b. Atîk ile Abdullah b. Utbe'yi, yanlarında bazı kimselerle gönderdi. Yola çıktılar ve kaleye yaklaştılar. Abdullah b. Atîk onlara: “Siz bekleyin; ben gidip bir bakayım” dedi. (Abdullah b. Atîk) dedi ki: Kaleye girmek için bir incelik aradım. (O sırada) bir eşeklerini kaybettiler ve onu aramak için bir kor ateşle çıktılar. Tanınmaktan korktum; ihtiyacımı gideriyormuşum gibi başımı örttüm. Sonra kapıcı: “Kim girmek istiyorsa ben kapatmadan önce girsin” diye seslendi. Girdim, sonra kalenin kapısının yanındaki bir eşek ahırına saklandım. Ebû Râfi'in yanında akşam yemeği yediler ve gecenin bir saati geçinceye kadar sohbet ettiler, sonra evlerine döndüler. Sesler dinip hiçbir hareket işitmeyince çıktım. Kapıcının kalenin anahtarını bir duvar oyuğuna koyduğu yeri görmüştüm; onu alıp onunla kalenin kapısını açtım. (Kendi kendime): “Eğer topluluk beni fark ederse, rahatça giderim” dedim. Sonra onların evlerinin kapılarına yöneldim ve onları dışarıdan üzerlerine kilitledim. Sonra bir merdivenle Ebû Râfi'e çıktım. Bir de baktım ki oda karanlık, kandili sönmüş; adamın nerede olduğunu bilemedim. “Ey Ebû Râfi'!” dedim. “Bu kim?” dedi. Sesin geldiği tarafa yöneldim ve ona vurdum. Bağırdı; (darbe) bir işe yaramadı. Sonra sanki ona yardıma geliyormuşum gibi geldim ve sesimi değiştirerek: “Neyin var ey Ebû Râfi'?” dedim. “Sana şaşılacak bir şey söyleyeyim mi? Anan kahrolsun! Yanıma bir adam girip bana kılıçla vurdu” dedi. Yine ona yönelip bir darbe daha vurdum; yine işe yaramadı. Bağırdı ve ailesi kalktı. Sonra (yine) geldim ve yardıma gelen birinin hâli gibi sesimi değiştirdim. Bir de baktım ki sırtüstü yatıyor. Kılıcı karnına dayadım, sonra kemiğin sesini işitinceye kadar üzerine abandım. Sonra şaşkın bir hâlde çıktım; inmek isteyerek merdivene geldim ve ondan düştüm; ayağım çıktı. Onu sardım, sonra sekerek arkadaşlarıma geldim ve: “Gidin, Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) müjde verin. Ben ölüm haberini verenin (sesini) işitmeden ayrılmayacağım” dedim. Sabah olunca ölüm haberini veren (sura) çıktı ve: “Ebû Râfi'in ölüm haberini veriyorum” dedi. Kalktım, hiçbir rahatsızlığım yokmuş gibi yürüdüm; arkadaşlarıma, onlar Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) varmadan yetiştim ve ona müjde verdim.

Sahîh-i Buhârî 4040, Kitap 64, Hadis 87

Arapça metin
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا شُرَيْحٌ ـ هُوَ ابْنُ مَسْلَمَةَ ـ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى أَبِي رَافِعٍ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَتِيكٍ وَعَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُتْبَةَ فِي نَاسٍ مَعَهُمْ، فَانْطَلَقُوا حَتَّى دَنَوْا مِنَ الْحِصْنِ، فَقَالَ لَهُمْ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَتِيكٍ امْكُثُوا أَنْتُمْ حَتَّى أَنْطَلِقَ أَنَا فَأَنْظُرَ. قَالَ فَتَلَطَّفْتُ أَنْ أَدْخُلَ الْحِصْنَ، فَفَقَدُوا حِمَارًا لَهُمْ ـ قَالَ ـ فَخَرَجُوا بِقَبَسٍ يَطْلُبُونَهُ ـ قَالَ ـ فَخَشِيتُ أَنْ أُعْرَفَ ـ قَالَ ـ فَغَطَّيْتُ رَأْسِي كَأَنِّي أَقْضِي حَاجَةً، ثُمَّ نَادَى صَاحِبُ الْبَابِ مَنْ أَرَادَ أَنْ يَدْخُلَ فَلْيَدْخُلْ قَبْلَ أَنْ أُغْلِقَهُ. فَدَخَلْتُ ثُمَّ اخْتَبَأْتُ فِي مَرْبِطِ حِمَارٍ عِنْدَ باب الْحِصْنِ، فَتَعَشَّوْا عِنْدَ أَبِي رَافِعٍ وَتَحَدَّثُوا حَتَّى ذَهَبَتْ سَاعَةٌ مِنَ اللَّيْلِ، ثُمَّ رَجَعُوا إِلَى بُيُوتِهِمْ، فَلَمَّا هَدَأَتِ الأَصْوَاتُ وَلاَ أَسْمَعُ حَرَكَةً خَرَجْتُ ـ قَالَ ـ وَرَأَيْتُ صَاحِبَ الْبَابِ حَيْثُ وَضَعَ مِفْتَاحَ الْحِصْنِ، فِي كَوَّةٍ فَأَخَذْتُهُ فَفَتَحْتُ بِهِ باب الْحِصْنِ. قَالَ قُلْتُ إِنْ نَذِرَ بِي الْقَوْمُ انْطَلَقْتُ عَلَى مَهَلٍ، ثُمَّ عَمَدْتُ إِلَى أَبْوَابِ بُيُوتِهِمْ، فَغَلَّقْتُهَا عَلَيْهِمْ مِنْ ظَاهِرٍ، ثُمَّ صَعِدْتُ إِلَى أَبِي رَافِعٍ فِي سُلَّمٍ، فَإِذَا الْبَيْتُ مُظْلِمٌ قَدْ طَفِئَ سِرَاجُهُ، فَلَمْ أَدْرِ أَيْنَ الرَّجُلُ، فَقُلْتُ يَا أَبَا رَافِعٍ. قَالَ مَنْ هَذَا قَالَ فَعَمَدْتُ نَحْوَ الصَّوْتِ فَأَضْرِبُهُ، وَصَاحَ فَلَمْ تُغْنِ شَيْئًا ـ قَالَ ـ ثُمَّ جِئْتُ كَأَنِّي أُغِيثُهُ فَقُلْتُ مَا لَكَ يَا أَبَا رَافِعٍ وَغَيَّرْتُ صَوْتِي. فَقَالَ أَلاَ أُعْجِبُكَ لأُمِّكَ الْوَيْلُ، دَخَلَ عَلَىَّ رَجُلٌ فَضَرَبَنِي بِالسَّيْفِ. قَالَ فَعَمَدْتُ لَهُ أَيْضًا فَأَضْرِبُهُ أُخْرَى فَلَمْ تُغْنِ شَيْئًا، فَصَاحَ وَقَامَ أَهْلُهُ، قَالَ ثُمَّ جِئْتُ وَغَيَّرْتُ صَوْتِي كَهَيْئَةِ الْمُغِيثِ، فَإِذَا هُوَ مُسْتَلْقٍ عَلَى ظَهْرِهِ، فَأَضَعُ السَّيْفَ فِي بَطْنِهِ ثُمَّ أَنْكَفِئُ عَلَيْهِ حَتَّى سَمِعْتُ صَوْتَ الْعَظْمِ، ثُمَّ خَرَجْتُ دَهِشًا حَتَّى أَتَيْتُ السُّلَّمَ أُرِيدُ أَنْ أَنْزِلَ، فَأَسْقُطُ مِنْهُ فَانْخَلَعَتْ رِجْلِي فَعَصَبْتُهَا، ثُمَّ أَتَيْتُ أَصْحَابِي أَحْجُلُ فَقُلْتُ انْطَلِقُوا فَبَشِّرُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِنِّي لاَ أَبْرَحُ حَتَّى أَسْمَعَ النَّاعِيَةَ، فَلَمَّا كَانَ فِي وَجْهِ الصُّبْحِ صَعِدَ النَّاعِيَةُ فَقَالَ أَنْعَى أَبَا رَافِعٍ. قَالَ فَقُمْتُ أَمْشِي مَا بِي قَلَبَةٌ، فَأَدْرَكْتُ أَصْحَابِي قَبْلَ أَنْ يَأْتُوا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَبَشَّرْتُهُ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 4040 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü