Ey Hendek ehli! Câbir bir ziyafet hazırladı; haydi gelin!

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 4102, Kitap 64, Hadis 146
Türkçe meal

Câbir b. Abdullah (radıyallahu anhümâ) şöyle rivayet etti:

Hendek kazıldığında Peygamber'de (sallallahu aleyhi ve sellem) şiddetli bir açlık gördüm. Hanımıma döndüm ve: “Yanında bir şey var mı? Çünkü Resûlullah'ta (sallallahu aleyhi ve sellem) şiddetli bir açlık gördüm” dedim. Bana içinde bir sâ' arpa bulunan bir dağarcık çıkardı. Evde beslenen küçük bir hayvanımız da vardı; onu kestim. (Hanımım) arpayı öğüttü; o da benim bitirdiğim sırada (işini) bitirdi. (Eti) parçalayıp tenceresine koydum, sonra Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) doğru yöneldim. (Hanımım): “Beni Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ve beraberindekilerin yanında rezil etme” dedi. Ona gelip gizlice konuştum ve: “Ey Allah'ın Resûlü! Küçük bir hayvanımızı kestik, yanımızda bulunan bir sâ' arpayı da öğüttük. Sen ve yanındaki birkaç kişi gelin” dedim. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) yüksek sesle seslendi: “Ey Hendek ehli! Câbir bir ziyafet hazırladı; haydi gelin!” Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) (bana): “Ben gelinceye kadar tencerenizi (ocaktan) asla indirmeyin, hamurunuzu da asla pişirmeyin” buyurdu. Ben geldim, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de insanların önünde yürüyerek geldi. Hanımımın yanına vardığımda: “Başına şu gelsin, bu gelsin!” dedi. Ben: “Senin dediğini yaptım” dedim. (Hanımım) ona hamuru çıkardı; (Peygamber) içine tükürdü ve bereket diledi. Sonra tenceremize yöneldi; (ona da) tükürdü ve bereket diledi. Sonra: “Bir ekmekçi kadın çağır, benimle birlikte ekmek yapsın; tencerenizden kepçeyle alın, onu (ocaktan) indirmeyin” buyurdu. Onlar bin kişiydi. Allah'a yemin ederim ki yediler, nihayet (yemeği) bırakıp dağıldılar. Tenceremiz ise olduğu gibi kaynıyor, hamurumuz da olduğu gibi pişiriliyordu.

Sahîh-i Buhârî 4102, Kitap 64, Hadis 146

Arapça metin
حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، أَخْبَرَنَا حَنْظَلَةُ بْنُ أَبِي سُفْيَانَ، أَخْبَرَنَا سَعِيدُ بْنُ مِينَاءَ، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا حُفِرَ الْخَنْدَقُ رَأَيْتُ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم خَمَصًا شَدِيدًا، فَانْكَفَأْتُ إِلَى امْرَأَتِي فَقُلْتُ هَلْ عِنْدَكِ شَىْءٌ فَإِنِّي رَأَيْتُ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَمَصًا شَدِيدًا. فَأَخْرَجَتْ إِلَىَّ جِرَابًا فِيهِ صَاعٌ مِنْ شَعِيرٍ، وَلَنَا بُهَيْمَةٌ دَاجِنٌ فَذَبَحْتُهَا، وَطَحَنَتِ الشَّعِيرَ فَفَرَغَتْ إِلَى فَرَاغِي، وَقَطَّعْتُهَا فِي بُرْمَتِهَا، ثُمَّ وَلَّيْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ لاَ تَفْضَحْنِي بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبِمَنْ مَعَهُ. فَجِئْتُهُ فَسَارَرْتُهُ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ذَبَحْنَا بُهَيْمَةً لَنَا وَطَحَنَّا صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ كَانَ عِنْدَنَا، فَتَعَالَ أَنْتَ وَنَفَرٌ مَعَكَ. فَصَاحَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " يَا أَهْلَ الْخَنْدَقِ، إِنَّ جَابِرًا قَدْ صَنَعَ سُورًا فَحَىَّ هَلاً بِكُمْ ". فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تُنْزِلُنَّ بُرْمَتَكُمْ، وَلاَ تَخْبِزُنَّ عَجِينَكُمْ حَتَّى أَجِيءَ ". فَجِئْتُ وَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقْدُمُ النَّاسَ حَتَّى جِئْتُ امْرَأَتِي، فَقَالَتْ بِكَ وَبِكَ. فَقُلْتُ قَدْ فَعَلْتُ الَّذِي قُلْتِ. فَأَخْرَجَتْ لَهُ عَجِينًا، فَبَصَقَ فِيهِ وَبَارَكَ، ثُمَّ عَمَدَ إِلَى بُرْمَتِنَا فَبَصَقَ وَبَارَكَ ثُمَّ قَالَ " ادْعُ خَابِزَةً فَلْتَخْبِزْ مَعِي وَاقْدَحِي مِنْ بُرْمَتِكُمْ وَلاَ تُنْزِلُوهَا"، وَهُمْ أَلْفٌ، فَأُقْسِمُ بِاللَّهِ لَقَدْ أَكَلُوا حَتَّى تَرَكُوهُ وَانْحَرَفُوا، وَإِنَّ بُرْمَتَنَا لَتَغِطُّ كَمَا هِيَ، وَإِنَّ عَجِينَنَا لَيُخْبَزُ كَمَا هُوَ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 4102 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü