Hendek günü karnına taş bağlamış olan Peygamber, Câbir'in az yemeğiyle Muhâcirleri ve Ensâr'ı doyurdu.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 4101, Kitap 64, Hadis 145
Türkçe meal

Eymen şöyle rivayet etti:

Câbir'in (radıyallahu anh) yanına geldim; şöyle dedi: Hendek günü (hendeği) kazıyorduk; çok sert bir kaya çıktı. (Sahâbîler) Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) gelip: “Bu, hendekte çıkan bir kayadır” dediler. “Ben iniyorum” buyurdu. Sonra kalktı; karnı bir taşla bağlanmıştı. Üç gün boyunca hiçbir şey tatmadan kalmıştık. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) kazmayı aldı ve vurdu; (kaya) dağılıp akan bir kum yığını oldu -ya da “ehyem” dedi-. Ben: “Ey Allah'ın Resûlü! Bana eve (gitmem için) izin ver” dedim. (Eve varınca) hanımıma: “Peygamber'de (sallallahu aleyhi ve sellem) öyle bir şey gördüm ki buna sabredilmez. Yanında bir şey var mı?” dedim. “Yanımda arpa ve bir dişi oğlak var” dedi. Oğlağı kestim, o da arpayı öğüttü; nihayet eti tencereye koyduk. Sonra hamur mayalanmış, ocak taşları arasındaki tencere de pişmek üzereyken Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) geldim ve: “Biraz yemeğim var; ey Allah'ın Resûlü, sen ve bir ya da iki adam kalkın (gelin)” dedim. “Ne kadar?” buyurdu. Ona söyledim. “Çok ve güzel” buyurdu. (Sonra): “Ona söyle: Ben gelinceye kadar tencereyi (ocaktan) indirmesin, ekmeği de tandırdan çıkarmasın” buyurdu. Sonra (ashabına): “Kalkın” buyurdu. Muhâcirler ve Ensâr kalktı. (Câbir) hanımının yanına girince: “Yazık sana! Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Muhâcirler, Ensâr ve onlarla birlikte olanlarla geldi” dedi. (Hanımı): “Sana (yemeğin miktarını) sordu mu?” dedi. “Evet” dedim. (Peygamber): “Girin, sıkışmayın” buyurdu. Ekmeği bölüp üzerine et koymaya başladı; (bir şey) aldığında tencereyi ve tandırı örtüyor, ashabına yaklaştırıyor, sonra (yine) alıyordu. Doyuncaya kadar ekmeği bölmeye ve (et) dağıtmaya devam etti; (yine de) bir miktar arttı. (Hanıma): “Bunu ye ve hediye et; çünkü insanlara açlık isabet etti” buyurdu.

Sahîh-i Buhârî 4101, Kitap 64, Hadis 145

Arapça metin
حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ أَيْمَنَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ أَتَيْتُ جَابِرًا ـ رضى الله عنه ـ فَقَالَ إِنَّا يَوْمَ الْخَنْدَقِ نَحْفِرُ فَعَرَضَتْ كُدْيَةٌ شَدِيدَةٌ، فَجَاءُوا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا هَذِهِ كُدْيَةٌ عَرَضَتْ فِي الْخَنْدَقِ، فَقَالَ " أَنَا نَازِلٌ ". ثُمَّ قَامَ وَبَطْنُهُ مَعْصُوبٌ بِحَجَرٍ، وَلَبِثْنَا ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ لاَ نَذُوقُ ذَوَاقًا، فَأَخَذَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْمِعْوَلَ فَضَرَبَ، فَعَادَ كَثِيبًا أَهْيَلَ أَوْ أَهْيَمَ، فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ائْذَنْ لِي إِلَى الْبَيْتِ. فَقُلْتُ لاِمْرَأَتِي رَأَيْتُ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم شَيْئًا، مَا كَانَ فِي ذَلِكَ صَبْرٌ، فَعِنْدَكِ شَىْءٌ قَالَتْ عِنْدِي شَعِيرٌ وَعَنَاقٌ. فَذَبَحْتُ الْعَنَاقَ وَطَحَنَتِ الشَّعِيرَ، حَتَّى جَعَلْنَا اللَّحْمَ فِي الْبُرْمَةِ، ثُمَّ جِئْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَالْعَجِينُ قَدِ انْكَسَرَ، وَالْبُرْمَةُ بَيْنَ الأَثَافِيِّ قَدْ كَادَتْ أَنْ تَنْضَجَ فَقُلْتُ طُعَيِّمٌ لِي، فَقُمْ أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَرَجُلٌ أَوْ رَجُلاَنِ. قَالَ " كَمْ هُوَ ". فَذَكَرْتُ لَهُ، قَالَ " كَثِيرٌ طَيِّبٌ ". قَالَ " قُلْ لَهَا لاَ تَنْزِعُ الْبُرْمَةَ وَلاَ الْخُبْزَ مِنَ التَّنُّورِ حَتَّى آتِيَ ". فَقَالَ " قُومُوا ". فَقَامَ الْمُهَاجِرُونَ وَالأَنْصَارُ، فَلَمَّا دَخَلَ عَلَى امْرَأَتِهِ قَالَ وَيْحَكِ جَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِالْمُهَاجِرِينَ وَالأَنْصَارِ وَمَنْ مَعَهُمْ. قَالَتْ هَلْ سَأَلَكَ قُلْتُ نَعَمْ. فَقَالَ " ادْخُلُوا وَلاَ تَضَاغَطُوا ". فَجَعَلَ يَكْسِرُ الْخُبْزَ وَيَجْعَلُ عَلَيْهِ اللَّحْمَ، وَيُخَمِّرُ الْبُرْمَةَ وَالتَّنُّورَ إِذَا أَخَذَ مِنْهُ، وَيُقَرِّبُ إِلَى أَصْحَابِهِ ثُمَّ يَنْزِعُ، فَلَمْ يَزَلْ يَكْسِرُ الْخُبْزَ وَيَغْرِفُ حَتَّى شَبِعُوا وَبَقِيَ بَقِيَّةٌ قَالَ " كُلِي هَذَا وَأَهْدِي، فَإِنَّ النَّاسَ أَصَابَتْهُمْ مَجَاعَةٌ ".

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 4101 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü