Nasr sûresi, Allah'ın Resûlullah'a bildirdiği ecelidir; Mekke'nin fethi onun ecelinin alâmetidir.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 4294, Kitap 64, Hadis 327
Türkçe meal

İbn Abbâs (radıyallahu anhümâ) şöyle rivayet etti:

Ömer beni Bedir'e katılmış yaşlılarla birlikte (meclisine) alırdı. Onlardan bazıları: “Bu genci neden bizimle birlikte alıyorsun? Bizim de onun gibi oğullarımız var” dedi. (Ömer): “O, sizin de bildiğiniz kimselerdendir” dedi. (İbn Abbâs) dedi ki: Bir gün onları çağırdı, beni de onlarla birlikte çağırdı. O gün beni ancak onlara benden (bir şey) göstermek için çağırdığını düşündüm. (Ömer): “‘Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde, insanların (Allah'ın dinine bölük bölük) girdiğini gördüğünde...’ (Nasr 110/1-2) hakkında ne dersiniz?” dedi ve sûreyi sonuna kadar okudu. Onlardan bazıları: “Bize yardım edildiğinde ve fetih nasip edildiğinde Allah'a hamdetmemiz ve O'ndan bağışlanma dilememiz emredildi” dedi. Bazıları: “Bilmiyoruz” dedi; ya da bazıları hiçbir şey söylemedi. (Ömer) bana: “Ey İbn Abbâs! Sen de böyle mi diyorsun?” dedi. “Hayır” dedim. “Peki ne diyorsun?” dedi. Şöyle dedim: “Bu, Allah'ın Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) bildirdiği ecelidir: ‘Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde’ yani Mekke'nin fethi (geldiğinde), işte bu senin ecelinin alâmetidir. ‘Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan bağışlanma dile; çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir’ (Nasr 110/3).” Ömer: “Ben de bu sûreden ancak senin bildiğini biliyorum” dedi.

Sahîh-i Buhârî 4294, Kitap 64, Hadis 327

Arapça metin
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ عُمَرُ يُدْخِلُنِي مَعَ أَشْيَاخِ بَدْرٍ، فَقَالَ بَعْضُهُمْ لِمَ تُدْخِلُ هَذَا الْفَتَى مَعَنَا، وَلَنَا أَبْنَاءٌ مِثْلُهُ فَقَالَ إِنَّهُ مِمَّنْ قَدْ عَلِمْتُمْ. قَالَ فَدَعَاهُمْ ذَاتَ يَوْمٍ، وَدَعَانِي مَعَهُمْ قَالَ وَمَا رُئِيتُهُ دَعَانِي يَوْمَئِذٍ إِلاَّ لِيُرِيَهُمْ مِنِّي فَقَالَ مَا تَقُولُونَ {إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ * وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ} حَتَّى خَتَمَ السُّورَةَ، فَقَالَ بَعْضُهُمْ أُمِرْنَا أَنْ نَحْمَدَ اللَّهَ وَنَسْتَغْفِرَهُ، إِذَا نُصِرْنَا وَفُتِحَ عَلَيْنَا. وَقَالَ بَعْضُهُمْ لاَ نَدْرِي. أَوْ لَمْ يَقُلْ بَعْضُهُمْ شَيْئًا. فَقَالَ لِي يَا ابْنَ عَبَّاسٍ أَكَذَاكَ تَقُولُ قُلْتُ لاَ. قَالَ فَمَا تَقُولُ قُلْتُ هُوَ أَجَلُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَعْلَمَهُ اللَّهُ لَهُ {إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ} فَتْحُ مَكَّةَ، فَذَاكَ عَلاَمَةُ أَجَلِكَ {فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا} قَالَ عُمَرُ مَا أَعْلَمُ مِنْهَا إِلاَّ مَا تَعْلَمُ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 4294 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü