Yemen'e giden Ebû Mûsâ ile Muâz'a: Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 4341, 4342, Kitap 64, Hadis 370
Hadis numaraları
4341, 4342
Türkçe meal

Ebû Bürde şöyle rivayet etti:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ebû Mûsâ ile Muâz b. Cebel'i Yemen'e gönderdi. (Ebû Bürde) dedi ki: Her birini bir mihlâfa (idari bölgeye) gönderdi; Yemen iki mihlâftır. Sonra: “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin” buyurdu. Her biri kendi görevine gitti. Her biri kendi bölgesinde dolaşırken arkadaşına yakın düşerse onu ziyaret eder ve ona selam verirdi. Muâz kendi bölgesinde arkadaşı Ebû Mûsâ'ya yakın bir yerde dolaştı; katırı üzerinde gelip ona vardı. Bir de baktı ki (Ebû Mûsâ) oturuyor, insanlar etrafında toplanmış; yanında da elleri boynuna bağlanmış bir adam var. Muâz ona: “Ey Abdullah b. Kays! Bu nedir?” dedi. “Bu, Müslüman olduktan sonra kâfir olmuş bir adamdır” dedi. “O öldürülünceye kadar (bineğimden) inmem” dedi. “O, ancak bunun için getirildi; in” dedi. “O öldürülünceye kadar inmem” dedi. (Ebû Mûsâ) emretti ve öldürüldü. Sonra (Muâz) indi ve: “Ey Abdullah! Kur'an'ı nasıl okuyorsun?” dedi. “Onu parça parça, ara ara okurum” dedi. “Peki sen nasıl okuyorsun ey Muâz?” dedi. “Gecenin başında uyurum, sonra uykudan payımı almış olarak kalkarım ve Allah'ın bana yazdığı kadarını okurum. Kalkışımın sevabını umduğum gibi uykumun sevabını da Allah'tan umarım” dedi.

Sahîh-i Buhârî 4341, 4342, Kitap 64, Hadis 370

Arapça metin
حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَبَا مُوسَى وَمُعَاذَ بْنَ جَبَلٍ إِلَى الْيَمَنِ، قَالَ وَبَعَثَ كُلَّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا عَلَى مِخْلاَفٍ قَالَ وَالْيَمَنُ مِخْلاَفَانِ ثُمَّ قَالَ " يَسِّرَا وَلاَ تُعَسِّرَا، وَبَشِّرَا وَلاَ تُنَفِّرَا " . فَانْطَلَقَ كُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا إِلَى عَمَلِهِ، وَكَانَ كُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا إِذَا سَارَ فِي أَرْضِهِ كَانَ قَرِيبًا مِنْ صَاحِبِهِ أَحْدَثَ بِهِ عَهْدًا، فَسَلَّمَ عَلَيْهِ، فَسَارَ مُعَاذٌ فِي أَرْضِهِ قَرِيبًا مِنْ صَاحِبِهِ أَبِي مُوسَى، فَجَاءَ يَسِيرُ عَلَى بَغْلَتِهِ حَتَّى انْتَهَى إِلَيْهِ، وَإِذَا هُوَ جَالِسٌ، وَقَدِ اجْتَمَعَ إِلَيْهِ النَّاسُ، وَإِذَا رَجُلٌ عِنْدَهُ قَدْ جُمِعَتْ يَدَاهُ إِلَى عُنُقِهِ فَقَالَ لَهُ مُعَاذٌ يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ قَيْسٍ، أَيَّمَ هَذَا قَالَ هَذَا رَجُلٌ كَفَرَ بَعْدَ إِسْلاَمِهِ. قَالَ لاَ أَنْزِلُ حَتَّى يُقْتَلَ. قَالَ إِنَّمَا جِيءَ بِهِ لِذَلِكَ فَانْزِلْ. قَالَ مَا أَنْزِلُ حَتَّى يُقْتَلَ فَأَمَرَ بِهِ فَقُتِلَ ثُمَّ نَزَلَ فَقَالَ يَا عَبْدَ اللَّهِ، كَيْفَ تَقْرَأُ الْقُرْآنَ قَالَ أَتَفَوَّقُهُ تَفَوُّقًا. قَالَ فَكَيْفَ تَقْرَأُ أَنْتَ يَا مُعَاذُ قَالَ أَنَامُ أَوَّلَ اللَّيْلِ فَأَقُومُ وَقَدْ قَضَيْتُ جُزْئِي مِنَ النَّوْمِ، فَأَقْرَأُ مَا كَتَبَ اللَّهُ لِي، فَأَحْتَسِبُ نَوْمَتِي كَمَا أَحْتَسِبُ قَوْمَتِي.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 4341, 4342 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü